31 Aralık 2008 Çarşamba

Biri Boşta Olmalı

Bu sabah oynanan Portland-Boston maçında, 2. çeyreğin sonunda Portland 6 oyuncu ile sahadaydı hücumu sırasında. Hakemler Portland hücumunu durdurmadı ve spikerin "There are 6 Blazers on the court, someone has to be open!" deyişi arasında sayı buldular. Celticsli oyuncuların itirazları sonucunda sayı geri alınmadı ama kurallar gereği hakem triosu Portland'a teknik faul çaldı. Denizli'nin 6 yabancı hadisesinden eğlenceliydi izlemesi.

Brandon Roy'dan yoksun Portland, şampiyonu 91-86 yendi.

27 Aralık 2008 Cumartesi

Germany vs Greece


Monty Python: International Philosophy @ Sinemaestro

25 Aralık 2008 Perşembe

2. Cumhuriyetçi All Starz

Geçtiğimiz yılın geyiği bu ama çok esaslı geyik ve Etyen Mahcupyan'dan bahsedince buna da girmek farz oldu. Kendisini sol içe yerleştirmişler. Özdemir İnce'nin kurduğu Cumhuriyetçi 11'e karşıydı bu 11.

Bir de Radikal Futbol'dan hatırlarım, felsefecilerin 11'i vardı. Platolar, Marxlar, Camuslar vardı sahada. Marx takımın 10 numarasıydı örneğin. Hey gidi hey. Nerden bulayım da koyayım şimdi onları.

Kalede Mehmet Barlas, geri dörtlü M.Ali Birand, Cengiz Çandar, Murat Belge, Mehmet Altan. Orta saha Eser Karakaş, Etyen Mahçupyan, Ali Bayramoğlu, Hasan Cemal. İleri ikili Şahin Alpay ve Orhan Pamuk.

http://www.haber3.com/news_detail.php?id=284635

24 Aralık 2008 Çarşamba

Etyen Mahcupyan ile Santra

"Siyaset yazarlarının futbol sayfalarına da yazmalarının nedeni basit aslında. Daha çok para kazanmalarından önemli olarak politika yazarken yarattıkları sert imajı, futbol yazıları ile törpülüyorlar ve okuyucularının gözünde daha sempatik bir hale geliyorlar. Hobi olması da cabası."

Benim tespitim değil yukarıdaki törpü benzetmeli tespit. Keşke olsa ama değil. Etyen Mahcupyan'ın. Geçtiğimiz haftasonu o ve onunla beraber çeşitli akademisyenler, gazeteciler ve bilimum değerli kişiler Boğaziçi Üniversitesi'nde konferanslar verdiler. "Türkiye'de Öteki Olmak" konulu konferansın organizasyon komitesindeydim ben de ve katılımcı ve konuşmacıları memnun etmek, onları pış pışlamak gibi görevlerim vardı.

Cuma günü öğlen yemeğine Etyen Hoca da bizimle beraber katılmıştı. Tanışmıyordum kendisiyle o ana kadar. Uzaktan baktım. Yemeğini bitirmiş, kahvesini içmiş ama mutsuz gibi. Kimse ilgilenmiyor kendisiyle. Gandalf misali sakalını sıvazlıyor falan. "Bak" dedim arkadaşıma, "kanka olucaz şimdi Etyen'le". Neyse gittim yanına müsadesini alarak. Bir iki akademik sohbetten sonra klasik soruma girdim. "Hangi takımı tutuyorsunuz" sorusu klasik "buzları kırma" sorumdur. Yabancıysa da "Viç van du yu nov? Galatasaray or Fenerbahçe? Bi anıst!" derim, kalbinden vururum Barbara'yı, Jonathan'ı.

- Hocam, son yıllarda siyaset yazarlarının ya da daha geniş anlamıyla entellektüel çevrenin aynı zamanda futbol da yazması hakkında ne düşünüyorsunuz? (bir iki isim saydım orda, bir de haşmet babaoğlu'nu ekledim, niyeyse, siyasetçi değil kendisi) Siz düşünmez misiniz futbol yazmayı Haşmet Babaoğlu gibi? Mizaç olarak da andırmıyor değilsiniz? Sakal falan? (cesarete bak oha)

- Haşmet Babaoğlu gibi mi olayım? (sakalı sıvazlayarak, hafif bir tebessüm)

- Yok hocam, o sizin gibi olsun da, ehi ehi. (sempatik dana)

Derken yukarıdaki tespitini dillendirdi Etyen hoca. Ben "eeeööö, çok doğru hocam, vay beh" diyerek saygılarımı sundum orada kendisine.

Deniz Gökçe ve daha önce ismi aklıma gelen ama şimdi gelmeyen diğer dönek törpücü siyaset yazarları, size diyorum. Futbol yazmaya devam edin, saygılar efendim.

Aslantepe v0.2

Aslantepe.biz postunda inşaatın fotoğraflarını görebilirsiniz diye sizleri haberdar etmiştik.

Bu fotoğraf da yeni düştü basına. Garaj üzeri inşaa edilen tribünler ile kapanınca ve saha ortaya çıkınca daha da heyecan verici görünmüş inşaat halindeki Aslantepe. Sahanın çizgilerini niye çiziyorlar bilmem, ya işçiler paydoslarda ter atıyorlardır (ki tarihi bir andır bu onlar için) ya da daha gerçekçi seçenek olarak işçileri ve fotoğrafı görenleri motive etmek amaçlı çizilmiştir o çizgiler. Motive olduk mu peki? Motive olmayı bırak, titredim ben burda, sallandım, tüyler diken diken.

18 Aralık 2008 Perşembe

Kültür Emperyalizmi

"Burger King'i severdim ama hiç yakıştıramadım bu video'yu onlara" diyecek değilim. Burger King de McDomalts da aynı bokun soyu. Hayatımdan çıksalar üzülmem hiç. Whopper Virgins adını verdikleri videoda Tayland, Romanya ve Grönland'a gidip daha önce hamburger yememiş olan fakir yerel kabile insanlarına Whopper ve BigMac tattırıyorlar ve hangisini beğendiklerini söylemelerini istiyorlar. Herkes Whopper diyor tabi. Kodumun kültür bombardımancıları. Hamburgerin üstündeki susam kadar değeriniz yok insanlık için.

http://www.whoppervirgins.com/

14 Aralık 2008 Pazar

De Sanctis

video
Zaten hastasıyım tarzının, sempatikliğinin, bir de şu sahneyi gördüm ya, daha da "Aykut'u görmek lazım arada" demem bundan sonra. De Sanctis iyice sevdirdi kendini. Doğallığına bakar mısınız arkadaşın? Neşe kaynağım oldu iki gündür şu video.

11 Aralık 2008 Perşembe

Dinamo Kiev: 1 - Fenerbahçe: 0

Volkan ve Cihan biraderlerle gündüzden planımızı yaptık, önce aylardır beraber oynamadığımız winning eleven ile gönülleri ferahlatıcaz, eğlenicez, ardından da Fenerbahçe'nin Uefa'ya devam etmek için kazanmak "zorunda" olduğu D. Kiev maçınız izliycez.

WE'de ikisine de 4-5 tane salladığım helecanlı maçlardan sonra bu sözde ölüm kalım maçını izlemek pek keyifsiz, pek tatsız, pek zevksizdi. Masaya hesabın geldiği ana kadar biz muhabbetimiz ile maçın boktanlığını unutturduk birbirimize ama yalnızca çay içip berkecan gibi bir maçı izledikten sonra gelen 27 liralık hesap bizi bir düşündürttü. Nerede hata yapmıştık?

Hata bizim hatamız değildi. Sorun Türk zihniyetindeydi sanırım. Bayılırım böyle genellemelere ama naparsın arkadaş... 37 ekran çatal antenli televizyonda bedava izlenebilecek bir maçı, mekanına izlemeye gelen ve içtiği çaydan, meyve suyundan edeceğin karı öpüp de başına koyacağın bir ortamda sen müşterinden 5 lira maç parası (gaz debriyaj parası) alıyorsan her türlü pisliği hakediyorsun demektir. Çayın taze olduğu gerçeği ise hiç değiştirmiyor bu durumu. Bursa'da FSM bulvarındaki Rose Restorant'dır bahsettiğim. Adımınızı atmayınız.

Dakika 87 gibi geldi hesap. Uzatmalarla beraber son 6 dakikada verdiğimiz 9 lirayı nasıl çıkartırız diye düşündük. Volkan çayına atmadığı şekerleri yemeye başladı, ben yere düşen çöpü kaldırmadım, bi ara kül tablasını ve masada duran plastik çiçeği hacılayabilir miyiz diye geçirdik aklımızdan. Bu sırada maça döndük ve son dakikalarda bir olay olur ve vesileyle torunlara anlatacak bir hikaye çıkar da böylece 5 lirayı haketmiş olur pezevenk çaycı diye hayaller kurmaya başladık. O sırada Maldonado hıyarı kırmızı kart gördü. Eksik olmasın. Kart sonrasındaki bakışları yetti.

Öyle yani. Ercüment gibi maçtı çok afedersin. İsmail gibi maçtı.

not: antu.com'un görsellerine ve mizah anlayışına hayranım. forza antu.

13 Kasım 2008 Perşembe

O An - 7

Burnley ile oynanan süt kupası maçında seyircilerin attığı bozuk para ve diğer maddeleri sahiplerine geri yollayıp bir de ağız dolusu "fuck" ile orta parmağını afişe etmiş cümle aleme Didier Drogba. Böylesini topraklarımızda en son kim yapmıştı diye düşünüyorum, Kol Börekçisi Emre'yi hatırlıyorum. Bir de İlhan Cavcav'ın "bu da size girsin" hareketini ve Fatih Terim'in kulübesinin üzerinden "hişş buraya bak buraya" edasıyla tribünlere çıkardığı nah hareketini hatırlıyorum.

Drogba'ya iki üç maç ceza verilmesi bekleniyormuş.

7 Kasım 2008 Cuma

Benfica: 0 - Galatasaray: 2

Az önce Flying Dutchman'de Hitler zamanı Almanyası'nda yapılması planlanıp de 2. Dünya Savaşı nedeniyle yapılamayan 400.000 kişilik stadyum yazısını okudum, ağzım açık şekilde. 400.000 ne lan? Bir de Bundesliga'nın an itibariyle lideri 2-3 bin kişilik köyün takımı Hoffenheim'ın şu sıralarki projesi olan 30.000 kişilik stadı geldi aklıma. Neyse, nereye gelicem, Benfica'nın stadı da enfesti. Kartal falan çıkardılar, adettendir diye. Neymiş, kartal sembolüymüş Benfica'nın. Hayvan haklarından arkadaşları toplamaya gerek bile duymadım dakika 50'ye geldiğinde. Oyuncular pas yaptığında "hişş, ses yapmayın, çocuk uyanıcak" şeklinde nefes almadan maçı izleyen bir kitle vardı o güzelim statta. Tek numarası bu acılı hayvanmış buraların dedim. Ben böyle seyirciyi tiyatroda görmedim.

Maçı beraber izlediğim arkadaşlar yurt odasına ayıptır söylemesi lcd tv almışlar. Lcd tv almalarının sebebi de ps3'lerinin olması. Eh yani, ps3'ü de 50 ekranda oynamazsın neticede. Neyse, devre arasında pes2009 attık bir maç. Inter'i aldım, özlemişim Ibra'yla rakibe çimleri öptürmeyi. Maç başladı ama ne başlangıç. Görüntüler karşısında saygıyla eğildim, ne yapacağımı bilemedim. Çekik gözlü arkadaşlar fezayı görme boyutuna gelmiş artık gerçekliğe yakınlık konusunda. Öyle ki, bizim maç bittiğinde Benfica maçına geçişle "bu ne lan, nasıl görüntü bu böyle, oyuna geri dönün, meehhehehe" şeklinde tepkiler verdik birbirimize. Trt'ye mi kaysak, kime kaysak bilemedik ama saygı duyduk Konami'ye. Bir de PS Cafe açma fikri var şu sıralar bizde ama para yok.

Bu aralar Portishead'in remix albümlerine sardım epey. Eemm, süper şeyler yapmış adamlar.

Tamam lan, vurmayın.

Maçtan bahsetmiyorum bu sefer. Şaka gibi oynadık. Nazar değsin istemiyorum. Çüküm kalktı, gururum kabardı oynanan oyunu görünce. "2000 ruhu, geri dönsene lan" diye diye -çek kulağını vur duvara, nazar değmez işallah tü tü tü- geri mi geliyor o ruh ne? Ahahahah. Pek bir güzel bu havalar, bu havalarda birşey var.

STAT: Estadio Da Luz
HAKEMLER: Martin Atkinson, Peter Kirkup, Mo Matadar (İngiltere)
BENFICA: Ouim, Pereira, Luisao, Sidnei, Riberio, Di Maria, Katsouranis, Yebda (Carlos Martins dk. 65 ), Reyes (Aimar dk. 58 ), Nuno Gomes (Cardozo dk. 61 ), Suazo
YEDEKLER: Moreira, Urreta, Binya, Miguel Vitor
TEKNİK DİREKTÖR: Quique Sanchez Flores
GALATASARAY: De Sanctis, Sabri, Servet, Emre Aşık, Hakan Balta, Lincoln, Meira, Ayhan, Arda (Volkan dk. 90+4 ), Baros (Mehmet Güven dk. 82 ), Ümit (Yaser dk. 86 )
YEDEKLER: Aykut, Serkan Kurtuluş, Alpaslan, Murat Akça
TEKNİK DİREKTÖR: Michael Skibbe
GOLLER: Emre Aşık (dk. 52), Ümit (dk. 69)
SARI KARTLAR: Pereira, Suazo, Luisao (Benfica), Servet, Ayhan (Galatasaray)

6 Kasım 2008 Perşembe

Burgaz Yaş Üzüm Rakısı

Blog'un konseptinde alkol başlığının altında bira yer alıyor ama hayatımızın büyük kısmını kaplayan alkol meretinden tek anladığımız da bira değil. Yorgunluğu attırma kapasiteli iki soğuk efes tombulun yerini başka bir alkol alamaz kanımca ama çakırkeyf olmak için de biranın ameleliği çekilmez hiç. Hele mesane konusunda problemli olan, neredeyse tuvaletin yanına çilingir sofrası kurma planları yapan bünyeler için biranın ikiden sonrası zarar ziyandır.

Konsepti hazır yarmışken sadede geleyim isterseniz. Bahsedeceğim şey yeni bir haber değil ama elbet bilmeyen vardır. Rakıların şahı Altınbaş mazur görsün, onun veziri Yeni Rakı af buyursun ama öğrenci maaşı ile onlara yaklaşmak demek ay boyunca iki kere alkol sofrası kurabilmek demek. O yüzden, aynı dertten müzdarip arkadaşlara Burgaz Yaş Üzüm Rakısı'nı önereceğim. 19,5 YTL'lik fiyatı ile şaka gibi duruyor raflarda 70'lik şişesi. Tadı hoş, içimi kolay. Yaş üzümün tatlılığı abartı gelmiyor damağa. Yanında yarım kilo ezine tam yağlı inek peyniri alıyoruz. Bir kısmı çilingir sofrasına, bir kısmı ertesi günkü kahvaltı sofrasına. Bir de sofrayı paylaşacak arkadaş bulduk mu, tamamdır yarenler. Sıramızı Hayyam'a devredelim:

cennette huriler varmıs kara gözlü,
içkinin de oradaymış en güzeli.
desene biz tam cennetlik olmusuz,
bak bir yanda şarap diğer yanda sevgili.

3 Kasım 2008 Pazartesi

Efes Dark Brown

Şimdi öncelikle ben kahve seven bi adam değilim. Millet şekersiz double espresso'ları çatır çatır içerken ben Nescafe 3ü1 arada içerken bile sertlik hissediyorum diyeyim, o derece. Bundan bir kaç sene öncesine kadar bira'yı pek tutmaz, hatta bazen içine limon suyu sıkar, dolayısıyla bira keyfinin de içine limon sıkardım bunu şimdi anlıyorum. Çok uzattım konuya geleyim.

Efes'in şubat 2008de çıkarmış bulunduğu yüksek alkollü (%6.1) kahve aromalı siyah birası Efes Dark Brown, yapı itibariyle severek içtiğimiz Efes Dark'ın içine kahve monte edilmiş versiyonu. Bu birayı, abartmıyorum onlarca insana tavsiye ettim, ''Hocam tuttum ben bunu, güzelmiş.'' diyen kişi sayısı 0 (yazıyla sıfır). Ne gariptir ki kahve kültürünün yanından geçmeyen ben, EDB'nın içtiğim en iyi bir kaç alkollü içecekten birisi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Daha kapağı açıldığında muhteşem bi kahve kokusu merhaba çekiyor, içtikçe içesi geliyor insanın. İçerken hafif alınan kahve tadı, şişe boşaldığında damakta kalıp ''oyyy oyy'' dedirtiyor. Şöyle de garip bir özelliği var, bira içtikten sonraki doğal çağrılardan ötürü tuvalete gittiğinizde işerken bildiğin buram buram kahve kokuyor. Saçmalama demeyin, direk kahve kokuyor çişimiz. Gayet eğlenceli.
Efes Dark Brown enfes bir içecek. Bira olmadığı iddia ediliyor tat ve özellik olarak ama ben ayrı ayrı kahve ve bira keyfi alabiliyorum. Buz gibi içilmeli ayrıca. Ben acaip tuttum, içiniz içiriniz.

2 Kasım 2008 Pazar

Galatasaray: 3 - Gaziantepspor: 1

Turuncu formanın uğurundan bahsettiğimiz posttan sonra 3 maç oynadı Galatasaray. Bunlardan ilkini beyaz formayla oynadı ve 4-2 kaybetti Eskişehirspor'a. Formasal düzlemde şaşırmadık sonuca. İkinci maç kimsenin iplemediği Fortis Türkiye Kupası'nda hafta itibariyle lig ikincisi Ankaraspor ile turuncu forma ile oynandı. Skor 1-1. Bu akşamki maçla beraber artık turuncu formanın uğuruna inanabiliriz gibime geliyor. Ha bu formayla kaç tane zor maça çıktılar derseniz, haftayı bekleyin derim. Haftaya Saraçoğlu'nda turuncu forma dışında bir forma düşünemiyorum Galatasaray için. İddiacılar için güzel bir tüyo olabilir. Galatasaray turuncu giydiği maçta kaybetmiyor.

Üç maçlık zorlu bir etabı olabildiğince kayıpsız atlatmaya çalışıyor sarı kırmızılılar. Rakiplerin ilki, yeni transfer ettiği Güney Amerikalıları ile göze batan Gaziantepspor'du. Maçın daha ilk çeyreğinde ardarda gelen iki gol neticesinde maç taraftar için çekirdek çitleme maçına döndü. Herkesin beklentisi Galatasaray'ın rahat pozisyonlar eşliğinde yetenekli ayaklarıyla şov yapmasıydı. Takımın öğrendiği şu oldu ki rakibin ne kadar kötü oynuyor olursa olsun gol bulabilir, ciddiye almak durumundasın. Gol Arda'nın topa eliyle müdahale etmesiyle geldi.

İkinci yarı Nurullah Sağlam'ın verdiği "show encouragement to the team" komutu ile Antep güzel pozisyonlar üretti. Özellikle eski açık önündeki birkaç pozisyonda zorlu etabın kalan iki maçı olan Benfica ve Fenerbahçe için Galatasaray'a dostane bir uyarıda bulundular.

Antep'ta Tabata göze çarptı. Zaten maç öncesinde Fotospor'da "Tabata Galatasaray'a bileniyor" haberlerini okumuştuk. Soluğu yetmedi diyelim, iyi oynadı ama kerata.

Satırların sonuna gelirken, Skibbe'ye selamımız olsun. Mehmet Güven'le samimiyetiniz nedir, anlamadım Mister Skibbe? Kalli de pek severdi bu adamı. Kenarda Serkan Kurtuluş oturuyor ve Arda'nın yerine sağ kanada geçen isim Mehmet Güven. Tamam Skibbe. Peki Skibbe.

STAT: Ali Sami Yen
HAKEMLER: Halis Özkahya, Muhittin Gürses, Nihat Mızrak
GALATASARAY: De Sanctis, Sabri, Emre Aşık, Servet, Hakan Balta, Arda (Mehmet Güven dk. 85 ), Meira, Ayhan, Kewell (Volkan dk. 64 ), Lincoln, Baros (Ümit Karan dk. 73 )
YEDEKLER: Aykut, Serkan Kurtuluş, Ferdi, Murat
TEKNİK DİREKTÖR: Michael Skibbe
GAZİANTEPSPOR: Tolgahan, Erkan, Bekir, Deumi, Ivan, Mehmet Yozgatlı, Hakan Bayraktar, Tabata, Zurita, Erman (Olcan dk. 80 ), Pacheco (Ahmet dk. 73 )
YEDEKLER: Mahmut, İsmail, Metin, İbrahim, Mustafa
TEKNİK DİREKTÖR: Nurullah Sağlam
GOLLER: Kewell (dk. 10), Lincoln (dk. 11), Tabata (dk. 39. pen.), Arda (dk. 82)

31 Ekim 2008 Cuma

Ah O Şarkılar

"people worry about kids playing with guns or watching violent videos that some sort of culture of violence will take them over. nobody worries about kids listening to thousands, literally thousand of songs about heartbreak, rejection, pain, misery and loss." - High Fidelity (2000)

27 Ekim 2008 Pazartesi

Es Es

Ses Çıkar

"Naziler geldiler. Önce komşularımı götürdüler, sonra yazarları, ses çıkartmadım. Sonra komünistleri götürdüler. Ses çıkartmadım. Tekrar geldiklerinde sosyalistleri tutukladılar götürdüler. Yine ses çıkartmadım. Beni almaya geldiklerinde ses çıkartacak kimse kalmamıştı." Bertolt Brecht [sharbone]

Davayı kimin açtığını, neden açtığını öğrendik sonunda. Digiturk, yayın haklarına sahip olduğu maçları illegal olarak internet üzerinden yayınlayan bloglar hakkında açtığı dava sonucunda sadece yayını yapan bloglara değil diğer bütün blogspot kullanıcılarına da erişimin engellenmesini sağladı. Burada kimi suçlasak, kimin canını acıtsak, bilemedim.

Digiturk'ü suçlayalım önce. Açtığı dava ile illegal yayından sorumlu blogların yanında tüm blogların ışıklarını kapanmasına yol açtılar. Tam orada bilişim kanunlarını suçlamanın yolu açılıyor. İnternet ve bilişimin hızına ayak uyduramayan ve kanunlarını, yasaklarını, cezalarını düzenleyemeyen Ceza Mahkemelerimiz ve artık ardından kim geliyorsa, aynı Youtube'da bir video yüzünden bütün sitenin kapanması gibi bir blog yüzünden bütün Türk blog dünyasını karartmaya karar verdi. Hükümeti de suçlayabilirsin tabi hızını alamazsan. Doğalgaza ve elektriğe yaptıkları zamlardaki el çabukluğunu bilişim kanunlarının yenilenmesinde gösteremediler.

Üzerimize düşen Digiturk'e tepki göstermek ile başlıyor. Sonra bu mevzuyu arkadaş ortamlarında açıyoruz. Anlatıyoruz da anlatıyoruz. Sessiz kalmıyoruz. Ses çıkartıyoruz. "Elimizden gelen bu kadarsa, ben şeyimi tutar gezerim, daha iyi" demeyin. Bugün bireysel etkisini küçümseyen ve ses çıkartmayan, yarın şeyini tutacak eli de bulamayabilir.

Sesimiz duyulana kadar bloglara erişim için vtunnel, ktunnel gibi siteleri kullanabilir ya da hotspot shield programını indirip ip'nizi Amerika'dan alıyormuş gibi gösterebilirsiniz. Böyle başa böyle tarak. İlla kurnaz yaptırıyorlar adamı. İlla yasakları deldiriyorlar. Çocukluğumdan beri yasakları delmek zorunda kalıyorum ben bu memlekette. Ne lan bu? Nasıl bir ülke lan bu? Nasıl insanlar bunlar? Ne bu cehalet?

Osman Borutecene - Blogger’ın kapatılmasının sorumlusu Digiturk
Dare to be Different - Digiturk kriz iletişimini "nasıl" yürütecek?
5 Posta - Tesettürler Türkiye

26 Ekim 2008 Pazar

Bira Sigara Gallas

Kız arkadaşı ile birlikte bar çıkışında son model arabasına binen Gallas'ın ağzında sigara ile yakalanması Arsenal teknik direktörü Arsene Wenger'i küplere bindirdi. [haber]

25 Ekim 2008 Cumartesi

Turuncu Formanın Uğuru

Sezon başında en beğenilen formalar arasında değildi Galatasaray'ın turuncu forması. Kamuoyu ikiye ayrılmıştı. Bir taraf sarı ile kırmızının kaynaştığı enerjik bir renk olduğundan dolayı turuncu formayı benimsemiş, diğer taraf ise kulübün asıl renklerinden ve orijinallikten uzak olduğundan dolayı hiç beğenmemişti. Asıl beğenilenler, önceki senelere nazaran sadeliğinden dolayı parçalı sarı kırmızı forma ile dışarıda t-shirt olarak bile giyilebilecek şıklıktaki sağdan şeritli beyaz formaydı.

Galatasaray bugüne kadar Turkcell Süper Lig, UEFA Kupası ve Süper Kupa'da toplam 11 maça çıktı. İstatistiklere dikkatinizi çekmek istiyorum. Batıl inançlı biri değilim ama turuncu forma ve diğer formalarla atılan ve yenilen goller, alınan galibiyet ve mağlubiyet sayıları dikkat çekici.

Sarı Kırmızılılar (yoksa turuncular mı demek lazım) turuncu forma ile çıktıkları 7 maçta 7 galibiyet alıyorlar. Bu 7 maçta toplam 22 gol gibi inanılmaz bir rakama ulaşıp, sadece 7 gol görüyorlar kalelerinde. 7 maçın ikisi UEFA Kupası, biri Süper Kupa, dördü de Turkcell Süper Lig'de oynanıyor. İki parçalı, üç parçalı ve beyaz formalarla çıktıkları 4 maçta ise tamamen farklı bir profil çiziyor takım: 1 galibiyet, 2 beraberlik ve 1 mağlubiyet. Bu maçlarda takım 4 gol atıyor, 4 gol yiyor.

Yarınki zorlu Eskişehir deplasmanını merakla bekliyor şimdi Galatasaraylılar. Uğurlu forma giyilirse uğur devam edecek mi?

Süper Kupa | Galatasaray 2 - Kayserispor 1 Turuncu Forma
TSL 1. HAFTA | Galatasaray 4 - Denizlispor 1 Turuncu Forma
TSL 2. HAFTA | Kayserispor 0 - Galatasaray 0 Beyaz Forma
TSL 3. HAFTA | Galatasaray 1 - Antalyaspor 1 Üç Parçalı forma
TSL 4. HAFTA | Kocaelispor 1 - Galatasaray 4 Turuncu Forma
TSL 5. HAFTA | Galatasaray 4 – Konyaspor 1 Turuncu Forma
TSL 6. HAFTA | Bursaspor 2 - Galatasaray 1 Parçalı Forma
TSL 7. HAFTA | Galatasaray 3 - Trabzonspor 0 Turuncu Forma
UEFA Kupası 1. TUR| AC Bellinzona 3 - Galatasaray 4 Turuncu Forma
UEFA Kupası 1. TUR | Galatasaray 2 - AC Bellinzona 1 Beyaz Forma
UEFA Kupası B GRUBU | Galatasaray 1 - Olympiakos 0 Turuncu Forma

24 Ekim 2008 Cuma

Bir Burası Kaldı Ellemediğiniz

http://www.hurriyet.com.tr/teknoloji/10203855.asp?gid=229&sz=79812

Dünyanın en büyük blog sitesi kapatıldı.

Şimdi de Blogger!

Biri bu komediyi artık durdursun! YouTube yetmedi, şimdi de Blogger'a erişim yasağı geldi.

YouTube'a uygulanan erişim yasağının gündemden düşmemesi yetmiyormuş gibi, şimdi de blog yazarlarının bir numaralı uğrak noktası olan Blogger yasaklandı. Şu an "www.blogger.com" adresine girmek isteyenler, karşılarında mahkeme kararı ile engellendiği mesajını görüyor.

Facebook'ta Blog'umu Geri Ver Grubu

23 Ekim 2008 Perşembe

Galatasaray: 1 - Olympiakos: 0

Maçı izlemeyen biri tek gollü galibiyet için ev sahibi ekibin attığı bir gol neticesinde dengeli bir maçı galip olarak bitirdiğini düşünebilir. Maçı izleyenler ise şiir gibi hücum eden bir Galatasaray'dan bahsedeceklerdir. Son birkaç senedir Avrupa'nın moda dizilişi olan 4-2-3-1'i en ısrarlı şekilde uygulayan ve bundan an itibariyle büyük verim alan bir Türk takımı izledik Ali Sami Yen'de bu gece.

"Sahaya nasıl bir diziliş ile çıktığınız önemli değildir, sahada ne yaptığınız önemlidir" gibi bir düşünceyi tamamen kabul edemiyorum ben. O yüzden kısaca değinmek istiyorum bu maç üzerine. 4-2-3-1'in uygulanış biçiminde defansın önündeki iki kişinin ve beklerin hücum varyasyonlarına katılması olmazsa olmazdır. Bahsettiğimiz göbekteki iki orta saha oyuncusunun defansif anlamda da rakibi karşılaması ve kademeye girmesi, arkadaşlarına yardım etmesi dizilişten optimum şekilde faydanılması açısından çok önemlidir. Ek olarak ileride kalan dörtlünün, özellikle tek santraforun sürekli yer değiştirmesi rakibi şaşırtması gerekir.

Bu gece bu bahsettiklerimizin tümünü gerçekleştiren bir takım izledik. Meira'nın hava toplarında ve Ayhan'la beraber defansif hamlelerindeki başarısı, yine Ayhan'ın takımı hücuma taşıma ve topu yönlendirme isteği ve becerisi, Arda, Kewell ve Lincoln üçlüsünün yer değiştirerek ve gerektiği zamanlarda topa hamle yapmaları ya da boş koşulara girişmeleri, efendime söyleyeyim, Sabri ve Hakan Balta'nın ama özellikle Sabri'nin ileri çıkışlar ile hücumu zenginleştirmesi... Yahu ben yoruldum ama bu takım bu akşam bu diziliş ile nasıl oynanır bunu gösterdi cümle aleme. Bir golden daha fazlasını hakettiler. İki, üç, dört olmalıydı.

Dilimin ucuna geldiğinde sakınırım hep demeyi, acizlik olarak görürüm, geçmişte tutulu kalmak, ileriye bakamamak olarak düşünürüm "2000 ruhu geri geldi" demeyi. Ama bu akşam, dilimi ısırarak diyorum, "geldi" demiyorum elbette hala ama, heyecanlandırdılar bizleri. Çok güzel oynadılar, çok.

Roberto Benigni tipli hakem gayet başarılıydı. (ehehhe, Rıdvan'a selam olsun!)

not: Skibbe işini iyi yapıyor diyebilir miyiz Hıncal abi?

STAT: Ali Sami Yen
HAKEMLER: Eduardo Iturralde Gonzalez, Juan Carlos Yuste Jimarez, Jan Nunez Fernandez (İspanya)
GALATASARAY: De Sanctis, Sabri, Emre Aşık, Servet, Hakan Balta, Meira, Ayhan (Volkan dk. 72), Arda, Lincoln, Kewell (Mehmet Güven dk. 86), Baros (Nonda dk. 79)
YEDEKLER: Aykut, Serkan Kurtuluş, Alparslan, Ümit
TEKNİK DİREKTÖR: Michael Skibbe
OLYMPIAKOS: Nikopolidis, Patsatzoglou (Gonzalez dk. 74), Domi, Galletti (Kovacevic dk. 79), Luis Santo Diogo, Zewlakow, Antzas, Papadopoulos, Belluschi, Patnos (Leto dk. 58), Torosidis
YEDEKLER: Kovac, Gkalitsios, Mendrinos, Mitroglou
TEKNİK DİREKTÖR: Ernesto Valverde
GOL: Kewell (dk. 25)
SARI KARTLAR: Lincoln, Emre Aşık, Ayhan (Galatasaray), Patsatzoglou, Antzas, Galleti, Domi (Olympiakos)

Müdür Ne Yaptın ?!

Türk Spor Basını'nın lider gazetesi Fanatik'in 22 Ekim 2008 tarihli manşeti. Vallahi bravo...

21 Ekim 2008 Salı

Fenerbahçe: 2 - Arsenal: 5

Şampiyonlar Ligi maçlarında iddaa oynamaya bayılıyorum. Günlük kuponlar. Salı günü oynuyorsam, sadece salı gününün maçlarına bakıyorum, çarşambaya değil. Bu akşam Fenerbahçe - Arsenal maçı iddaa kuponuma yazdığım ilk maç oldu. 1.70'lik oranı ile haykırıyordu beni yaz diye.

Şansı yoktu zaten Fenerbahçe'nin. Nasıl olsun ki? Kulüp haftalardır çalkalanıyor, teknik heyeti, yönetimi, oyuncuları eleştiriliyor. Haklı şekilde tabii. Yönetimin ŞL'de geçen sene çeyrek finali gören takımı koruyamaması ve yanlış takviyeler yapması, teknik direktör Aragones'in takıma uyum sağlayaması, oyuncuların bir türlü özgüvenlerini toplayamaması ve kötünün kötüsü oyunları derken bu maça umut içinde bakabilmek için fazla hayalperest olmak lazımdı.

Zaten stadyumdaki seyirci de mağlup durumdayken teşvik etmek yerine maçın büyük bölümünde ya sessiz kaldı ya da protesto etti oyuncuları. Onlar da farkındaydı herşeyin.

Farklı bir Fenerbahçe izlemedik sezonun geri kalanıyla karşılaştırırsak. Zaman zaman da olsa iyi hücum organizasyonları vardı sarı lacivertlilerin ama bu durumun objektif gözleri yanıltmadığını düşünüyorum. İngilizler maçın ilk çeyreğinde buldukları 2 dakika içindeki 2 golden sonra hiç sıkmadılar kendilerini. Fenerbahçe'nin evlere şenlik tandem defansının büyük katkısıyla farkı arttırmak için ellerine bol bol fırsat geçti aslında ama çoğu kez rakip kaleye yakın kısımda ellerini kollarını sallayarak top oynadılar.

Bu maçın ardından Aragones'in bileti 1-2 gün içinde gerçek anlamda kesilir diye tahmin ediyorum. Yerine kimin geleceği konusunda ise hiçbir fikir yürütemiyorum. Lucescu böyle kötü bir kadroya gelmez. Bülent Uygun'u Aziz Yıldırım gibi bir kişilik kabul etmez ki Uygun için daha zaman var kanımca. Yabancı hoca olarak aklıma Roberto Mancini geliyor ama böyle bir kadroya o da sıcak bakmaz.

Belki de bütün bunlar düşünülüp Aragones'e yol verilmez, biraz daha beklenir. O halde de bu gidiş devam eder. Maalesef Fenerbahçe'nin şu halinde hiç umut yok.

ertesi gün edit'i: Rıdvan'ı unutmuşuz. Olursa yanlış tercih olur, teknik direktör olarak kaybettiği, yorumculuğu ile tekrar kazandığı krediyi yeniden harcama yolunda adım atmış olur. Yalnız Mancini'yi de ne sallamışım birader. Fotospor'dan aradılar bugün, "baba naaptın" diye.

14 Ekim 2008 Salı

O An - 6

13 Ekim 2008 Pazartesi

Drum Halfzware

Sigarayla olan bağım çok enteresandır, yakınlarım bilir. Cüzdanımın ve damak zevkimin optimum noktada birleşebilmesi için birçok kereler sigaramı değiştirdim, yine değiştiricem.

Şu sıralar nazlı yarim Drum ile beraberiz yine. Drum Halfzware kullanıyorum, zevkimden değil, işportada satılanlar bundan olduğu için. Halfzware, yarı siyah demek oluyormuş. Diğerlerini tatmadığım için bilemiyorum farkını.

İşporta piyasasında Drum'ın en ciddi rakibi Golden Virginia. Yeşil sarı paketlerde gördüğümüz bu kuzucuk, aroması ve kokusuyla bana göre fersah fersah önde. Golden Virginia'yı tercih etmememin sebebi Drum'a fazlasıyla alışmış olmam. İlk sarmaya başladığımda da Drum vardı parmaklarımda.

Sarma sigarayı bir kere denedikten sonra fabrikasyon sigaralardan uzak duruyor insan. İçindeki katkı maddeleri ve düz tadı daha bir göze batar oluyor. Tek avantajı olan "uğraşmama" kısmı ile tembel arkadaşlara hitap etmeyi sürdürüyor ama biraz istekli arkadaşlar bilsin ki sarma sigara sevgili gibidir, sardıkça sararsınız, başlarda beceremez ama tecrübe kazandıkça seriye bağlar, tat almaya başlarsınız.

Drum Halfzware: Kağıdı ile beraber 7-9 YTL
100lük ince filtre: 3-4 ytl

9 Ekim 2008 Perşembe

Mesut Özil

Henüz adı "Almanya'yı mı seçecek Türkiye'yi mi?" tartışmalarına karışmamışken ve Alman Ümit Milli Takımı'nda oynarken, Alman dergisi Kicker'a Halil Altıntop ile beraber verdiği röportajda, neden Almanya'yı tercih ettiği sorusuna karşılık olarak şunları söylemiş Mesut Özil: "Almanlar benim için çok çaba sarf ettiler. Türk Futbol Federasyonu milli takıma davet etmek için uzun süre düşündü."

Kendisini daha Türk mü yoksa Alman mı gibi hissettiği sorusuna da "Daha fazla Türk. Burada ailem büyük bir rol oynuyor. Evde Türkçe konuşuyoruz. Yiyecekler, inanç, müzik, arkadaşlar buna dahil" şeklinde cevap veriyor.

O zamanlar, yani 2007 senesinde Mesut bugunkü kadar ön planda değil. Yıldız adayı yalnızca. Şimdi ise Werder Bremen'in Diego ile beraber hücum yükünü çeken, Hayko Cepkin tipli sempatik bir genç yıldız. Mantıklı kararı verdiğini düşünüyorum Almanya Milli Takımı'nı seçerek. Pozisyon olarak şu anda bile Almanya'nın 18'ine girebilir, yedekten katkı sağlayabilir. Önündeki Halil, Yıldıray ve Nuri Şahin örneklerine baktığında da olası bir hayal kırıklığının onun kararını etkilediğini tahmin edebiliriz.

Terim ve ekibini yeterince çalışmadıkları ve oyuncuyu ikna etmedikleri lafları üzerinden eleştirmek yersiz. Gurbetçi bir oyuncunun doğduğu ve/ya da doyduğu ülkenin milli takımını seçmesi anormal bir durum değil. Terim'in ve ekibinin ikna kabiliyetini ya da bu konudaki icraatlerini bilmediğimizden, yerinde gözlemlemediğimizden dolayı onların basiretsizliği olarak konuya bakmak eş değer bir basiretsizliktir kanımca.

Sonuç olarak artık bu duruma alışmamız gerekiyor. Gurbetçi oyuncular bizim tapulu malımız mı? Türk Milli Takımı'nda oynamak zorunda mı? İstiklal Marşı'nı söylerken tartışma yapar gibi, at gözlüklerini çıkarmadan yaklaşıyor bu konuya bazı yurtseverler.

O An - 5

Keçiören Aktepe Stadı’nda gerçekleştirilen ve sunuculuğunu Tayfun Talipoğlu’nun yaptığı açılışta, dünya üçüncüsü olan Ampute Milli Takımı ile şöhretler karması gösteri maçı yaptı. [haber]

8 Ekim 2008 Çarşamba

O An - 4

rüştünün yediği her golden sonra ofsayt umudu

7 Ekim 2008 Salı

Ertuğrul Sağlam'ın Kariyer Planı

İstifası üzerine bütün gazetelerde, spor sitelerinde, futbol bloglarında aynı geyik muhabbeti dönecek şimdi.

İki gruba ayrılacak bu arkadaşlar: Birinci grup, gitsin diyenler. Bu arkadaşlar Sağlam'ın tecrübesiz olduğundan bahsedip duracak. Karizmatik olmadığından, efendiliğin ve karakterin dişlerinin kovuğunu doldurmadığından dem vuracak. Bu arkadaşlar vır vır diye ötmeye devam etsinler, biraz dinleyin, zaten ezberden konuşuyor birçoğu. Sustuğunda da, Fenerbahçe'yle beraber büyüyen stajyer Zico örneğini verin kendisine. Sonra Kayserispor'daki başarısından bahsedin. Sonra Beşiktaşlılığını ve istifa ederkenki haysiyetini unutmayın. Ha ha! İkinci gruba girdiniz bile. Lan biraz orijinal olun.

Farklı bir yerden gelelim: Ertuğrul Sağlam'ın kariyer planı nasıl olur sizce bundan sonrası için?

Kayserispor'a uzun bir süre gidemez. Tolunay Kafkas çok sağlam ilerliyor. Milli Takım'a da gidemez. Terim yardımcılarını sever, yardımcıları da Terim'i. Terim de Dünya Kupası'ndan önce sportif bir nedenle takımdan ayrılmaz. Sağlam, Anadolu takımlarından birine gitse, kapıya konuluşu birkaç ay sürmez. Dev gibi Beşiktaş'tan kovulan adama taşra takımları tahammül edebilir mi? Böyle bir macerada Tapınak Şovalyeleri arasındaki yerini alır. Yurt dışına da gidemez. Menajeri bıçkın biriyse belki, çok zor yine de. E ne kaldı geriye?

Alt liglerden yönetimi ve taraftarı ile sağlam ve akıllı bir portre çizen bir şehir takımı mesela. İzmir'den belki. Bilemem. Başarıda ve başarısızlıkta yanında yer alabilecek high-profile bir başkan... Düzgün, genç ve tecrübeli oyuncular... Alt ligden Süper Lig'imize gelen eski Beşiktaşlı Ertuğrul Sağlam. İyi hikaye çıkar burdan. Niye olmasın?

Tam Dişimize Göre (!)

Evet tabi, şeker gibi kura, lokum gibi kura. Tam dişimize göre. Yarının gazetelerinde siz görmeden ben yazayım istedim.

Kuraya 3. torbadan giren Galatasaray kağıt üzerinde ne kolay ne de zor olan, dengeli bir gruba düştü. Üstüne bir de şahane bir fikstür çekmişiz. Yunanistan cehennemine ve Ukrayna soğuğuna uğramıyoruz, üstelik gurbetçileri ziyaret ediyoruz.

Hedefi "Road to Kadıköy" diye koyarsak ve haddimizi bilmezsek grupta ilk 3'e kalamayız diye düşünüyorum. Osman Tanburacıları, Levent Tüzemenleri okuya okuya bu taraftar hep umut doldu, hep beklenti yükseltti. Bu takım Avrupa'nın A klasman takımlarından değildir arkadaşlar. B- takımları arasına da kılpayı girer şu ana kadarki görüntüsüyle. Gruptan çıkmak başarıdır. Hayırlısı tabi, kısfmet.

23 Ekim 2008 Galatasaray - Olympiakos
6 Kasım 2008 Benfica - Galatasaray
27 Kasım 2008 Galatasaray - Metalist Kharkiv
3 Aralık 2008 Hertha Berlin - Galatasaray

6 Ekim 2008 Pazartesi

Bursaspor: 2 - Galatasaray: 1

Üç büyüklerle Anadolu takımlarının oynadığı maçlarda köşe yazarlarının sadece son paragrafta Anadolu takımından bahsetmesi bir ritüeldir, bir klasiktir. Bunda sözde köşe yazarının at gözlüğü ile sadece İstanbul ekibini gözlemlemesi ve o takım üzerinden ezberinin kuvvetli olmasının payı olduğu kadar Anadolu takımının da göze batmayan, nahoş ve çirkef oyunun da etkisi vardır. Eh, bir tarafta Kewell var, bir tarafta İsmail Güldüren var diyelim. Hangisinden bahsetsen okuyucu yazının geri kalanını okur?

Bir klasiği bozalım ve az da olsa Bursaspor'dan bahsederek başlayalım. Maç boyu üstündüler. Kadayıf köşe yazarlarının yarın köşelerinde görürüz "Galatasaray kötü yolda, böyle gitmez" serzenişlerini. Halbuki bu Bursaspor'un karşısında bırakın bizim burjuvazi takımlarını, Premier Lig'in tepesinden aşağıdaki bütün takımları kötü oynuyor gibi gözükürdü. Yanlış anlamayın, Galatasaray bu akşam kötü oynuyor gibi gözükmedi, kötü oynadı. Ama rakibi Kocaelispor olsaydı, kötü oynuyor gibi gözükmeyecekti.

Samet Aybaba, Türkiye Kupası'nı kazanmış bir hoca. Biraderinin anlamsız ve itici lobileri olmasa ve kendisi de iddialı duruşunu doğru zamanlara saklasa belki de şu anda Lucescu ile beraber ismi geçiyordu Beşiktaş'ın başına geçmesi için. Hala bitmemiş olduğunu, hala hırslarıyla yaşadığını ilk golden sonraki Teksasvari sevinci ile gösterdi sanıyorum. Tabi sadece sevinç yetmiyor. Hocasıyla, oyuncularıyla ve taraftarıyla elbette, çok iyi bir maç çıkardılar.

Galatasaray'ın geriden iyi top çıkartamadığını, sıkışık savunmalara karşı ancak boşluklar bulduğunda etkili olabildiğini biliyoruz. Bursaspor maç boyunca pres nasıl yapılır, nasıl rakibe basılır bunu gösterdi kanımca. Top kendi sahalarına düşmeden pres amaçlı yerlerini kaybetmediler. Rakip sahada yalnızca hücum sırasında kaybettikleri toplarda topu itme özürlü Galatasaray defansının bu zaafını değerlendirmek için pres yaptılar. Hücum etmeye çalışan ve üç büyüklerden biri olarak her maçını kazanmak zorunda olan bir takımın geride boşluklar bıraktıklarını ve Galatasaray'ın da geride boşluk bırakmak konusunda pek istekli olduğunu etüt ettiğini düşünüyorum Bursasporluların. Yusuf, Sercan ve Adriano perişan ettiler sarı kırmızı tandemi. Ayhan neredeydi o sırada, Topal ve Linderoth çekirdek mi çitliyorlardı bilemem. Ayrıca dikkatimi çeken bir nokta da, ki hakikaten önemli bence, Bursasporluların önde oldukları son yarım saatin hiç bir dakikasında kendilerini yere atarak çirkefe yatmamaları oldu. 3. golü bulmayı istediler sürekli. Böyle bir tabloyu bir Anadolu takımında görmeyeli epey olmuştu.

Bellinzona, Kocaelispor ve Konyaspor galibiyetlerinin ardından vurgulamıştık özellikle bu maçlar Galatasaray için ölçü değildir diye. Bu maçın preview'ünü yazmış olsam, ligin en zor deplasmanlarından biri olduğunu ve asıl ölçünün bu maçta olduğunu yazardım. Takım olarak kötüydü Galatasaray. Nonda dökülüyordu, Servet ve Meira dökülüyordu, Ayhan dökülüyordu, Arda sola geçene kadar dökülüyordu. Şimdi burda geçen haftalarda dörder dörder atan takımı tümden eleştirmek yanlış bir yerde. Ama dedik ya işte, asıl ölçü buydu ve aslında takımın o kadar iyi bir yolda olmadığını gördük. Ben Galatasaray için seviniyorum. Kolay maçlarda takılmadılar ve gerçek sayılabilecek bir rakip karşısında tokat yediler. Bu tokadın altında mı kalırlar yoksa ayağa mı kalkarlar? Ayağa daha güçlü kalkmak için bir fırsat bu. Umarım sakatlıklara bağlamazlar kötü oyunlarını.

STAT: Atatürk
HAKEMLER: Hüseyin Göçek, Alper Ulusoy, Aleks Taşçıoğlu
BURSASPOR: Ivankov, Veli, Ömer, İbrahim, Bekir, Mustafa Sarp, Yusuf, Mustafa Keçeli, Adriano Melo (Gökhan Güleç dk. 64), Romaschenko (Fabricio Melo dk. 66), Sercan (Volkan Şen dk. 84)
YEDEKLER: Yavuz, Marcelo Rodriguez, Emrah, Cihan
TEKNİK DİREKTÖR: Samet Aybaba
GALATASARAY: De Sanctis, Sabri, Meira, Servet, Volkan Yaman, Arda, Ayhan, Lincoln, Hakan Balta (Aydın dk. 72), Nonda (Yaser dk. 81), Baros
YEDEKLER: Aykut, Emre Aşık, Serkan Kurtuluş, Alparslan, Mehmet Güven
TEKNİK DİREKTÖR: Michael Skibbe
GOLLER: Mustafa Sarp (dk. 39), Sercan Yıldırım (dk. 48), Arda (dk. 56)
SARI KARTLAR: Veli (Bursaspor), Sabri, Milan Baros (Galatasaray)

28 Eylül 2008 Pazar

Galatasaray: 4 - Konyaspor: 1

İlk 3 dakika sessizdi tribünler. İlk düdükle beraber televizyonun başına geçmiştik arkadaşla. Bayram tatili ve hava muhalefeti nedeniyle stad boş herhalde diye düşündük, çıt çıkmıyordu stattan. Alpaslan Dikmen'in vefatı üzerineymiş, öğrendik sonradan. Koca stadın 3 dakika boyunca saygı gösterisinde bulunması yakınlarını duygulandırmıştır eminim. 4. dakikayla beraber tezahüratlar başladı ve yaklaşık 5 ile 25. dakikalar arasında sadece Alpaslan Dikmen için tezahürat yapıldı. Sahadaki oyuncuların ritmini bozan bir tezahürattı üstelik. Tamam saygı göstermek çok önemli ve değerli. Pankartlar asılmış, maç öncesi saygı duruşu olmuş, takım sahaya ellerinde bez afiş ile çıkmış "kalbimizdesin" diye, üstüne bir de eşi görülmemiş güzellikte bir sessizlik yaratılmış 3 dakika boyunca. Hepsi çok güzel de, 20 dakika boyunca takımın ritmini bozan ve bir yerden sonra bayan bir tezühürat yapıyorsun. Ev sahibi takımın rakibi bozacağı, boğacağı ve baskısını hissettirip oyunu karşıya yıkacağı dakikalar, ilk yarım saat yani. 25. dakikada en sonunda üçlü çektirildi ve oyuna dahil oldu taraftar. Bu dakikadan sonra da birşeyler yapmaya çalıştı Galatasaray. Tabiki oyunsuzluğu taraftarın ritimsiz tezahüratına bağlamıyorum ve saygı gösteriyorum saygı gösterme şekillerine. Ama ortadaki gerçek bu: takımın ahengini etkilediler.

Bu maçla beraber artık çoğu kişinin görmüş olduğunu düşünüyorum: Mehmet Güven bu takımın kontenjan topçusudur. Mahalle arasındaki gazozuna maçlarda eksik takımı tamamlayan "düz" oyuncuya benzetiyorum Mehmet Güven'i. Maç boyunca hep aynı şey geldi aklıma; bu adamın yerine defansın önüne Şaş'ı da koysan, Arda'yı da koysan, Baros'u da koysan daha azını yapmaz. Takımın balansını ve akışkanlığını sağlayacak olan pozisyonda Oğuz Çetin'den daha ağır oynayan ve bunun yanında aynı futbol zekasını barındırmayan bir oyuncu. Üzgünüm aslında, potansiyeli var diye diye kredisini tükettirdi.

Bu iki konunun maçın önüne geçmesine izin vermemek lazım elbette. 3 haftada 12 gol atan turuncu bir takım var karşımızda. Gollerin çoğu Kewell, Baros, Lincoln'den, azı Nonda'dan. Kewell ve Baros Türkiye'de ne yapıyor bilmiyorum, iyi ki varlar ama. Efektif bir oyun, birbirini anlayan oyuncular, birbirini seven oyuncular gördü izleyenler. Kaliteleriyle, hep beraber formalarının hakkını veriyorlar.

Bu takım kötü oynadığı maçlarda dahi oyunu çevirebilmek için aldı bu yabancıları. Turuncular takım halinde iyi ya da kötü oynadı demek istemiyorum bu maçta. Ölçü değil çünkü bu maçlar. Beşiktaş'la, Fenerbahçe'yle ya da Avrupalılarla yapılan maçları daha dikkatli gözle izlemek lazım. Geçen seneki takımda bu kadar net düşünmüyordum ama böyle isimlerle artık biliyorum ki, en kötü oynadığı maçlarda bile Anadolu takımları önünde Galatasaray hep birkaç adım önde.

Konyaspor'dan bahsedersek kısaca; bütün Anadolu takımlarına şunu öğrettiler: Galatasaray'ı bozmanın yolu mantıklı pres yapmak ve iyi bir kaleci ile yırtıcı bir santrafora sahip olmaktır. 1 ve 3.'sü vardı: pres ve Veysel Cihan. Maalesef Jefferson zayıf halkasıydı takımın. Kötü oyunu, maçın kopmasına yardımcı oldu.

STAT: Ali Sami Yen
HAKEMLER: Yunus Yıldırım , Gökhan Memişoğlu , Neşet Merdin
GALATASARAY: De Sanctis , Hasan Şaş , Meira , Servet , Hakan Balta , Ayhan , Mehmet Güven (Volkan dk. 46 ), Arda , Lincoln , Kewell (Yaser dk. 72 ), Milan Baros (Alparslan dk. 82 )
YEDEKLER: Aykut, Emre Aşık, Serkan Kurtuluş, Murat Akça
TEKNİK DİREKTÖR: Michael Skibbe
KONYASPOR: Jefferson , Cihan , Şener , Mihajlov , Ömer , Erhan (Koray dk. 65 ), Kaue , Zafer (Mustafa Er dk. 65 ), Mehmet Çoğum (İsmail Güldüren dk. 70 ), Fahri , Veysel
YEDEKLER: Oğuzhan, Uğur, Koray, Erdal, Fatih
TEKNİK DİREKTÖR: Giray Bulak
GOLLER: Milan Baros (dk. 8 ve 61), Lincoln (dk. 51), Kewell (dk. 66) (Galatasaray), Erhan (dk. 11) (Konyaspor)
SARI KARTLAR: Meira (Galatasaray), Koray (Konyaspor)

Sercan Yıldırım

Bırakın fotoğrafını bulmayı, hakkında haber bulmak bile zor. İsminden yeni yeni bahsettiren Bursasporlu santrafor, 1990 doğumlu. Ege Turnuvası'nda 6 gol, Portekiz'deki Santarem Turnuvası'nda da 5 gol atarak gol kralı olduğu 2007 yılında Manchester United istemişti kendisini. Eski hocası Raşit Çetiner'in üzerine titrediği bir isimdi. Sercan yeteneğinin yanında şanslı da bir oyuncu; şimdiki hocası Samet Aybaba gençleri sahaya sürmekten çekinmeyen maceracı bir adam. Hocasını mahçup etmedi Sercan da, 5 haftada 4 gol bıraktı rakip ağlara. İlk ikisi Gençlerbirliği, diğer ikisi de dün akşam Kocaelispor karşısındaydı. Özellikle aşırtma vuruşlarıyla attığı goller pek keyifli, pek seyirlik.

Kendisinin koyu bir Galatasaraylı olduğu söyleniyor. Koyu bir Galatasaraylı olmasının yanında Bursasporlu olduğu da gözlerden kaçmıyor kanımca. Kocaelispor'a attığı ikinci golden sonra arkadaşlarını yanına çağırdı ve ünlü timsah yürüyüşünü hatırlattı tüm izleyenlere.

Üç büyüklere karşı oynadığı maçlarda adını tüm Türkiye'ye ezberletmesini umuyorum.

27 Eylül 2008 Cumartesi

O An - 3

21 Eylül 2008 Pazar

Kocaelispor: 1 - Galatasaray: 4

Bu tip maçlarda uzun uzun yorumlar yapıp da aynı şeyleri tekrarlamayı kafa şişirmek olarak düşünüyorum.

Kocaelispor düşme potasının en ciddi adaylarından biri. Klasik "üst lige çıktık, kadroyu değiştirip tecrübeli oyuncuları alalım" mentalitesiyle transfer ettikleri Murat Hacıoğlu, Kemal Aslan ve hali hazırda Serdar Topraktepe gibi fizik güçleri yapmak istediklerine yetmeyen oyuncuları var. Yabancıları da onlardan iyi değil. Sadece, golü atan ve topsuz alanda iyi koşular yapan Taner Gülleri dikkat çekti. Sarı kırmızılılar için ise ofansta neler yapabileceklerini gördükleri bir maç oldu. Bellinzona maçı ertesi de yazdığım gibi bu tip maçları kayıpsız ve iyi oyunla geçmek takım moraline ve düzenine olumlu etkisi açısından çok önemli.

Benim ve birçok izleyicinin dikkatini çeken en önemli olay ise Lincoln'ün yükselen grafiği. 90 dakika boyunca sağa sola gidip top istemesi, top dağıtması ve Kewell ile beraber takıma liderlik etmesi hem takımın performansına hem de onun psikolojik durumuna olumlu etki etti. Geçen seneden farklı olarak çevresindeki oyuncuların futbol zekasının artmış olmasının iyi oyununda büyük payı var kanımca. Hazırdaki Nonda'ya Kewell, Baros ve Meira eklendi. Bu tecrübeli ve futbol zekası yüksek oyuncular ona pas veriyor, onun paslarına bakıyor. Bu, tam anlamıyla bir takım sporu olan futbolda es geçilemeyecek kadar önemli. Nasıl anlaştıklarını gol sonrası çocuksu sevinçlerinde de gördük zaten.

Galatasaray'ın önünde bekleyen iki mevzu var: Biri Arda'yı bu takıma monte etmek. Bu kadar yıldızın arasında topu ayağına yeterli sürelerde emanet edebilmek ve performansını yükseltmek yani. İkincisi, büyük ihtimal Ayhan'ın yerine oynayacak olan Topal'ın ve geri kalan orta saha oyuncularının defansa daha fazla destek olmaları gerektiği gerçeği. Defans oyuncuları, yardım gelmemesinden dolayı ağladı bu gece.

STAT: İzmit İsmetpaşa
HAKEMLER: Selçuk Dereli, Cem Satman, Erdinç Sezertam
KOCAELİSPOR: Serdar Kulbilge, Serkan, Ufuk, Tutoric, Dusan, Musa Büyük, Kemal (Fran Sergio dk. 62), Semavi, Serdar Topraktepe (Murat Hacıoğlu dk. 80), Bülent (Adem dk. 62), Taner
YEDEKLER: Kılıçarslan, Volkan Bekiroğlu, Berkay, Tolga Seyhan
TEKNİK DİREKTÖR: Engin İpekoğlu
GALATASARAY: De Sanctis, Hasan Şaş, Meira, Servet, Volkan Yaman (Alparslan dk. 75), Aydın (Yaser dk. 46), Ayhan, Lincoln, Kewell, Nonda (Mehmet Güven dk. 85), Baros
YEDEKLER: Aykut, Emre Aşık, Serkan Kurtuluş, Ferdi
TEKNİK DİREKTÖR: Michael Skibbe
GOLLER: Taner (dk. 10), Milan Baros (dk. 31 ve 80), Nonda (dk. 57), Kewell (dk. 82)
SARI KARTLAR: Serdar Kulbilge, Bülent (Kocaelispor)

19 Eylül 2008 Cuma

RT vs EB

Bellinzona: 3 - Galatasaray: 4

Dostlarla izlediğimiz bir maç oldu. Dostların arasında cisim olarak, beden olarak dost olanların yanı sıra, şişe olarak balık olarak dost olanlar da vardı. Maç öncesi ve sonrası keyifli, arada bolca küfür ve şaşkınlık.

Maç öncesi beklentim bol gollü geçmesiydi. Bol gol kısmını gerçekleştirecek olan taraf sarı kırmızılılardı tabi. Bol gol atarken yemeyi de becererek konuşacak bolca malzeme yarattılar izleyenlere.

Dağınık bir oyundu. Skibbe 442 ile devam etmek yerine, 352'yi tercih etmişti eğer gözler yanılmıyorsa. Yanılmıyorsa diyorum çünkü ofanstan defansa geçerken ya da defanstan ofansa geçerken defans kurgusu yeni düzene alışkın olmadığından dağınık bir görüntü verdi. Serkan Kurtuluş kimi zaman sağ bek, kimi zaman da sağ kanadı parsellemek isteyen bir 352 oyuncusuydu. Volkan Yaman da aynı şekilde. İkisi de ileriye çıkışlarıyla ofansı zenginleştirdi ancak ikisi de hem savruk oyunlarıyla geride boşluklar bıraktı hem de ofansta gerçekleştiremedikleri son paslarda takıma zarar verdi. Serkan için iyi bir tecrübe oldu. Biraz fiziğini geliştirirse Uğur Uçar'la forma rekabeti takıma büyük fayda getirecektir.

Lincoln uzun zamandır ilk defa göze hoş gelen bir futbol oynadı. Bunun sebeplerinden biri rakibin ceza sahasından uzak bir şekilde oyun kurması ve rakipte bir Egemen Korkmaz, bir İsmail Güldüren, efendime söyliyim bir Yalçın Ayhan olmaması. Rakip defans hiç rahatsız etmedi Lincoln'ü ve o da rahat rahat oynadı oyununu. Ara paslarıyla hücuma ve skora şekil vermeye çalıştı. Eğer ileri ikilide ve kanatlarda oynayacak olan oyuncular ileriki maçlarda yaratacakları tehditlerle Lincoln'e olan baskıyı azaltabilirlerse ve Lincoln de bu geriden oyun kurma işini yapmayı sürdürürse tribünlerin "Lincooln, Lincooln" diye yaptıkları sonsuz tezahürat boşa çıkmaz. İleride anlarız yanılıp yanılmadığımızı.

Kewell ve Baros için ayrı bir paragraf açmak lazım. Onları Galatasaray'a getirmek büyük bir işti ve onlar şu anda ne kadar kaliteli olduklarını gösteriyorlar. İyi ki varlar, büyük şanslar izleyenler için ve takım için. Maç çeviren oyuncular olur ya hani, Galatasaray bu açıdan epey şanslı bu yıl. Kötü oynadığı maçlarda sarılacağı can simitleri şu iki adam olacak ki onlarla birlikta adları anılabilecek olan Arda, Lincoln, Ümit Karan gibi adamlar var.

Özet olarak söylemek lazım ki bu maç kesinlikle bir ölçü değil. Galatasaray defansta ve ofansta neler yapabileceğini gördü ve galibiyetle beraber özgüven tazeledi. Haftasonu oynanacak olan Kocaelispor maçı Skibbe ve oyuncular için çok anlamlı olacak. 3 gün arayla oynanan ikinci karşılaşmada da alınacak bir galibiyet takıma çok pozitif etki edecektir.

18 Eylül 2008 Perşembe

Porto: 3 - Fenerbahçe: 1

16 Eylül 2008 Salı

"O An" - 2

Porto - Fenerbahçe Preview

Fenerbahçe için zor bir gün olacak önümüzdeki çarşamba günü. İspanyol "Dede" için de çok ayrı bir öneme sahip çünkü Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk maçına çıkıyor. 70 yaşında yaşayacağı apayrı bir atmosfer, apayrı bir rekabet ortamı.

Rakip Porto, Quaresma, Bosingwa, Postinga ve Assuncao gibi oyuncularını kaybetti ancak teknik direktörleri ve sistemi hala yerinde ve giden 11 oyuncularının yerine benzer tipte ve bizlerin çok sevdiği tabirde "aç" oyuncular geldi.

Porto'yu Beşiktaş'ın geçen seneki Şampiyonlar Ligi macerasından tanıyoruz. Oyuncu kaybettiler ama sistemleri hala 4-3-3. Kanattan hızlı oyuncular ile hücuma çıkıyorlar ve hızlı ve dikine paslarla rakip defansı hazırlıksız yakalayarak rahatsız ediyorlar. Takımın yıldızı Quaresma'yı Inter'e gönderip yerine Uruguaylı Cristian Rodriguez'i aldılar. Eski PSG'li sol kanat 22 yaşında ve 22 kez Milli takım formasını giymiş. Çarşamba günü ismini bol bol duyacağımız bir isim. Gökhan Gönül ile beraber aynı karede olacaklar maçın büyük bölümünde. Gökhan Gönül'ün topsuz alanda özellikle dikkatli olması ve Uruguaylının topa değdiği ilk anlarda onu rahatsız etmesi gerekiyor.

Teknik Direktör Jesualdo Ferreira için ilerideki 3 isim çok önemli. Sağdan gelecek olan isim Arjantinli Costa ya da Faslı Sektoui olacak. Sektoui tercih edilir diye düşünüyorum. Tecrübeli bir isim. İki kanat oyuncusunun topu en çok aktaracakları isim santrafor Lisandro Lopez. 2005'ten beri mavi beyazlı forma altında ve 78 maçta 39 golü var. 1.74'lük kısa boyuna rağmen inatçı ve yine sevilen tabirle rakibi "ısıran" bir futbolcu.

Porto ileri uçta ne kadar tehlikeliyse defansta ve zaman zaman da orta sahada da o kadar yumuşak olabiliyor. Tabi burada önemli olan Fenerbahçe'nin bu zayıflıkları ne derecede kullanabileceği. Porto'nun orta sahasındaki 3 oyuncu, ilerideki 3 oyuncunun zaman zaman geriye yaslanarak destek vermesine rağmen etkili rakip orta sahalar karşısında zayıf kalabiliyor. Arjantinli yıldız Lucho Gonzalez takımın beyni. 1.85'lik oyun kurucu takımın ikinci kaptanı ve ara pasları, uzaktan şutları ve takım üzerindeki etkisi ile Portekiz ekibi için çok önemli bir parça. Orta sahadaki bir diğer oyuncu yine tecrübeli bir isim olan Meireles. 2004'ten beri Porto'do forma giyiyor. Yeni transferleri 21 yaşındaki Pele, Atletico Madrid'e bedelsiz olarak giden Assuncao'nun yerine alındı. 30 numaralı oyuncu potansiyel olarak çok şey ifade etse de rakibin zayıf noktası olabilir.

Brezilyalı milli kaleci Helton'un önünde oynayan 4'lü defans Sapunaru-Pedro Emanuel-Bruno Alves-Nelson Benitez şeklinde sıralanıyor. Sağ ve sol bekler, yeni transfer Sapunaru ve Arjantinli Benitez hücuma verdikleri destek ile takım taktiğinin önemli bir parçasını oluşturuyorlar. Defansın göbeği hızlı forvetler için çok elverişli ancak Fenerbahçe için bu nokta pek birşey ifade etmiyor.

Bu maçta Semih'in yokluğu Fenerbahçe'nin canını çok yakacak. Geçtiğimiz iki yıl boyunca Fenerbahçe'nin orta sahasında oynayan Appiah, Aurelio, Deivid, Tuncay gibi dominant oyuncular yerine Maldonado, Josico, Alex, Uğur Boral ve Kazım'ı göreceğiz bu maçta. Alex'in rakip yarı sahada alan bulamayacak olmasından dolayı geriye çekileceğini, defansın önünde oynayan Josico ve Maldonado'nun da ileriye top taşımak ve takımı rahatlatmak yerine sıkışık anlarda yan pas yaparak bütün takımı geriye çekeceğini düşünüyorum. İleride Semih'in top tutabilme ve boşlukları görebilme özelliği Fenerbahçe'nin ataklarını şekillendirebilirdi. Yokluğu sadece takımı değil, topla buluşma oranı azalacak olan Kazım'ı da etkileyecek.

Porto maç içinde öne geçtiği takdirde Fenerbahçe'nin işi daha da zorlaşacak ve rakip kontraatakları savuşturma işini görecek olan Lugano ve Yasin ya da Önder taraftara epey ter döktürecek.

Zor maç. Dikkate değer bir istatistik, Porto'nun 7 yıldır gruplardaki ilk maçını kazanamıyor olması.

Richard Wright (1945 - 2008)

Bu gece sigaramı ve biramı Rick Wright'ın anısına içiyorum. Güle güle güzel insan, klavyenin tınısı hep kulaklarımda olacak. Pink Floyd var oldukça sen de buralarda olacaksın, yani sonsuza kadar. Artık dinlenebilirsin, rahat uyu...


"And i am not frightened of dying. Any time will do, i don't mind. Why should i be frightened of dying? There's no reason for it. You've gotta go sometime. I never said i was frightened of dying." - Richard Wright

14 Eylül 2008 Pazar

Galatasaray: 1 - Antalyaspor: 1

Yanılgı...

Az önce Awake isimli şahane bir filmden kalktım. Üşenmeden akşamki maçı da not alayım blog'a istedim. Awake'in yorumları için ekşisözlük'e bakayım derken, sol frame'de maçın da entrilerini gördüm. Çok şaşırdım. Genel itibariyle beraberliğin sorun olmadığından, bu maçtaki iyi ve baskılı oyun ile ileriki haftalarda gümbür gümbür bir Galatasaray'ın oluşacağını yazmış birçok yazar.

Ekşi'nin yeni katılım haricinde kalan "hamdı pişti" yazarlarına güvenirim. Özellikle birkaçı ince noktalardan görür, zihin açar. Bu anlamda spor medyamızdan farklıdır. Ama bu maçtaki görüşler beni epey şaşırttı. Yarınki gazetelerde neler yazacaklar bilmiyorum, babıalinin bu illüzyona kapılıp taraftara umut vermelerini ve umut tacirliği üzerinden prim ve satış yapmalarını anlayabilirim. Kurnazlığı anlarım da aptallığı anlayamıyorum.

Galatasaray, kendi 18'ine kapanan bir takıma karşı hücum yaptı. Dikkat edin, yarı sahasına demiyorum. Bu akşamki oyun bir futbol takımının antremanlarda yaptığı bir çalışma gibiydi. Fark yaratan ise takım arkadaşını antremanda sakatlama korkusu yaşayan topçu yerine takımının puan alması için rakibi sakatlama pahasına sert oynayan topçunun gelmiş olması.

Antalyaspor bu akşam yanılmıyorsam 10'a yakın kart gördü. Yalçın iki sarıdan atıldı. Maç sonrasında da kaleci Ömer Çatkıç atılmış. Hiçbiri Galatasaray'ın teknik ama narin oyuncularının akıp gitmesine izin vermedi kale önüne. Kale önüne gidene kadar Aydın'da, Kewell'da, Nonda'da ve diğerlerinde morluklar, şişlikler bıraktılar. Hakem için hoşgörülü ya da kasıtlı demek gören gözlerin takdiridir ama kabul edilmeli ki oyunun sertleşmesine izin verdi.

Kendi ceza sahasına kapanan bir takıma karşı iyi hücum edemedi Galatasaray. Takım olarak hücumda kollektif olamıyorlar ve bireysel parlamalara bel bağlıyorlar. Aydın'ın boş koşuları ve Nonda'nın geriye gelip topa basarak rakip defansı şaşırtmaları da olmasa iyice kısır bir oyun olacaktı ortada.

Maça kuşbakışı bakarsak gözlerimizi kısıp, atılan şut sayısı, topun ayakta tutulması, korner ve frikik sayısı gibi rakamsal değerlerde hep Galatasaray üstün ve bu üstünlük tatmin edici. Bu değerler ve Antalyaspor'un sahasına kapanması Galatasaray taraftarlarına umut vermiş olabilir. Bu umuda ihtiyacı var taraftarın. Ama bu beklentiler ve boşa kurulan hayaller yarın, yarın olmazsa öbür gün ters tepecek eğer takım bu şekilde giderse.

Galatasaray iyi durumda değil. Bunu bir kenara yazın.

STAT: Ali Sami Yen
HAKEMLER: Bülent Yıldırım, Selçuk Kaya, Erhan Sönmez
GALATASARAY: De Sanctis, Hasan Şaş, Meira,Servet, Volkan Yaman, Aydın,Ayhan, (Lincoln dk. 70), Arda,Kewell, (Mehmet Topal dk. 77), Nonda, Ümit, (Milan Baros dk. 59)
YEDEKLER: Aykut, Emre Aşık, Serkan Kurtuluş, Alparslan
TEKNİK DİREKTÖR: Michael Skibbe
ANTALYASPOR: Ömer, Uğur, Dziewicki, Yalçın, Şenol, Ertuğrul, (Recep dk. 90+ ?), Korhan, (Vahap dk. 38 ), Sedat, Zitouni, Ngwenya, (Volkan Arslan dk. 77 ), Djiemdua
YEDEKLER: Fevzi, Orhan Ak, Hakan, Fatih
TEKNİK DİREKTÖR: Joseph Jarabinsky
GOLLER: Nonda (dk. 11), Ngwenya (dk. 32)
KIRMIZI KARTLAR: Yalçın (dk. 90+2), Ömer (Maç sonrası)
SARI KARTLAR: Nonda, Kewell, Aydın, Ayhan (Galatasaray), Korhan, Şenol, Dziewicki, Yalçın, Ertuğrul, Ömer (Antalyaspor)

11 Eylül 2008 Perşembe

Büyüksün Sen Benua

"Doğrusu 3 hafta önce Erivan'daki Lise Dö Sen Benuğa-Çeliktepe Cengizhan Lisesi karikatürü gerilimindeki maçtan sonra bu rövanştan da, Ermenilerin kazanacağı her duran toptan da çekiniyorduk... Ama cumartesi günü biz Çekler'i yenince, Ermenilerin de play-off oynama şansı kaybolunca her şeylerini yitirmişler, 90 dakika boyunca susmayan hocaları Sukiasyan'dan başka sahada bir şeyler yapmaya niyeti olan kimse kalmamış."

Uğur Meleke, Milliyet (Türkiye - Ermenistan Ümit Milli maçı üzerine)

"O An"

"Bu herhalde Türk futbol sahalarında oynanmış en büyük kumar olsa gerek. Oraya onu gönderen Terim ve o topu başına giden Emre. Dün onun vuruşunda Stijen’in parmaklarını ucundan geçen top değil, Emre’nin kariyeriydi. O kitabın adı artık Emre’nin penaltı anındaki endişesi olmalı. Bu penaltı sanırım maçın ve diğer her şeyin önüne geçti."

Mehmet Demirkol, Milliyet

Türkiye: 1 - Belçika: 1

Maçın teknik detayları hakkında, yeşil çimler üzerinde futbola dair dönenler hakkında çok takılma taraftarı değilim. Daha önemli bir nokta gördüğümde sahadaki oyun da bahsedilecek kadar mühim değilse eğer çimlere takılıp kalmak anlamsız kanımca. Kötü oynayan bir milli takımımız, maalesef tahriklere kapılan bir teknik adamımız vardı dün sahada. "Tahrik" denen tabii bir mazeret olmamalı; şöyle diyelim: tahriklere kapılma alışkanlığından kurtulamamış bir teknik adamımız vardı.

Benim daha önemli olarak gördüğüm mevzu milli takımın uzun vadedeki durumuna, büyük resme ait.

Dünya üzerinde yalnızca büyük takımların futbolseverlere sunabildikleri bir hikayeleri vardır. Bu oyun stiliyle olur, geçmişe dair, tarihiyle ilgili olur. Brezilya'yı kıvrak ve hareketli oyunuyla, Almanya'yı disipliniyle biliriz değil mi? Ya da Barcelona ve Real Madrid, Katalan-Franco hikayeleri ile diğer futbol kulüplerinden farklı bir yere otururlar.

Türk Milli takımımızın böyle bir profili yoktu geçtiğimiz Avrupa Şampiyonası'na kadar. Kendi kendimizi poh pohlamak için Avrupa'nın Brezilyalısı, Ortadoğu ve Balkanların incisi gibi komik sıfatlar yarattı medya. Son şampiyona ise bizi diğer hikayesiz ya da stilsiz futbol ülkelerinden bir adım öne çıkardı. Son dakikalara kadar yılmayan, inancını ve hırsını kaybetmeyen bir milli takım. Bu sıfatı kazanana kadar birkaç maçı geriden çevirdik, kan, ter ve göz yaşı döktük. Kolay olmadı tabi bütün bunlar ama zor olmuş olması da bu oluşma sürecinin tamamlanmış olması anlamına gelmiyor.

Avrupa şampiyonasında kazandığımız bu kimlik ve elde ettiğimiz başarı dün gece Belçika'nın 1-0'dan sonra sahasına kapanmasının nedeniydi. Biz ise henüz bu kimliğin getirdiği büyüklüğü sindiremediğimizden dolayı geriye düştükten sonra oyunun geri kalanında gerekli sabrı ve akılcılığı gösteremeden aceleci bir oyun ortaya koyduk.

Bendenizin naçizane önerisi şudur: Hedefimiz eleme gruplarında İspanya ile grup liderliği için çekişmek yerine playofflara katılabilmek için diğer takımlarla çekişmek olmalıdır. İspanya ile boğuşmak ve onu rakip görmek, İspanya'nın büyüklüğü altında ezilmemiz anlamına gelecektir. İspanya düzeyindeki takımlarla boğuşma zamanımız 2012 Avrupa Şampiyonası elemeleridir. Ama ondan önce böyle bir konuma gelebilmek için 2010 Dünya Kupası'na katılmalı, en az çeyrek finali görmeli ve hem kafa olarak hem de kura bazında bir üst torbaya çıkabilmeliyiz.

Bu süreç boyunca "yenilgiyi kabul etmeyen çılgın türkler" gibi tanımları ve hikayeleri doğrulamak ve özümsemek için bu yolda devam etmektir Milli Takımın görevi. Bu yolda yürümeyi bilmeyen ama son derece muntazam emekleyen bebekler gibi kimi zaman ayağa kalkarken düşecek, kimi zaman kafamı gözümüzü yaracağız. Ama bu yoldan dönmemek demek yürümek demek, büyümek demek.
Sadece teknik direktör bazında değil oyuncular, yöneticiler, taraftar ve basın olarak da büyük olmalıyız.

5 Eylül 2008 Cuma

Bira Sigara Futbol (!)

''Geçen sezon İspanya’da gol kralı olan ve F.Bahçe’de henüz resmi maçlarda tek bir gol attığı için biraz sıkıntılı olan Güiza, yaklaşık 2.5 saat kaldığı mekanda 6 bira içerken, birini söndürüp, birini yaktığı 10 sigarayı bitirdi.''*

Guiza, Malbuş mu Winston mu ? Neyse afiyet olsun canım benim.

Aslantepe.Biz

Sarı kırmızılı taraftarların içinde büyük uktedir yeni stad hayali. Maketlerine ve olmamış projelerine dahi -söylenen rakamlara göre- milyon dolarlar harcayan eski yönetimler taraftarı stad konusunda hep bir umutsuzluğa sürüklemiştir. Aynı transfer konusunda "formayı üzerinde görmeden inanmam" dediğim gibi Aslantepe için de "stada girmeden inanmam" dediğimi bilirim.

Stad Seyrantepe'de, isteyen görebilir. Bunu görmenin en kolay yolu taraftarların kurduğu www.aslantepe.biz adresli internet sitesi. Hergün yeni fotoğraflar ekleniyor ve siz de gece gündüz yapılan çalışmaya, bir nevi tarihe tanıklık ediyorsunuz. Fotoğrafların yanında Belediye'nin yol kamerası da stadı görebiliyor. O da siteye embed edilmiş halde.

4 Eylül 2008 Perşembe

Andy Garcia vs Dimitar Berbatov

İmaj Herşeydir

Skibbe'nin muhtemel gidişi konuşulmaya başlandı bile. 2,5 ay oldu Alman'ın imzasını atalı, kurumadı yani mürekkebi. Ligde 4 puan totalli 2 maç oynandı, Avrupa'da Steua'ya elenildi, Süper Kupa kazanıldı. Grafik Avrupa'daki hüsran dışında kağıt üzerinde fena değil. Yeşiller üzerinde ise birbiriyle uyumsuz, ne yaptığını bilmeyen, taraftarı üzen bir takım var. Suçlu mu? Tabii ki Skibbe, haydi haykıralım hep beraber gırtlaklarımızı yırtarak, SKİBBE!

Niye? Çünkü o yumuşak huylu bir insan. Oyunculara yakın davranıyor, basınla ya da diğer teknik adamlarla iletişimi ateşli ya da çığırtkan değil. Dikkati dağıtamıyor yani. Buranın altını çizelim isterseniz. Dikkati başka yönlere çekemiyor. Basın toplantılarında suya sabuna dokunmadan oyuncularından başarılı olmalarını istiyor, rakibine başarılar diliyor. Maç sonrasında kısa bir şekilde oyuncularının maç performansını yorumluyor, önümüzdeki maçlara konsantre olacağız diyor. Öff, çok sıkıcısın Skibbe. Hiç politika bilmiyorsun, hiç hakemleri suçlamıyor, polemik yaratmıyor, oyuncularını kadro dışı bırakmıyor, yönetimle kavga etmiyor, çılgınca taktiksel varyasyonlar ya da dizilişler denemiyor, basınla didişmiyorsun.

Çok sıkıcısın be Skibbecim, canım benim, işin zor senin buralarda. Bu topraklarda bilmelisin ki ite de it gibi, insana da it gibi davranman lazım kısa vadede göze girmek için. Uzun vadeye kimse değer vermediğinden salla gitsin, it gibi davrandığında disiplinliydi derler arkandan. Ha uzun vadede takımın başında kalacak kadar şanslı olursan da zaten artık ipleri eline almış olacaksın, o zaman dengeyi kurarsın. Hayal tabi. Hayallerde yüzmeyelim, köpek balıklarına yem olmayalım, di mi guten tag'ım?

Çok üzülüyorum Skibbe'nin haline. Az kaldı gitmesine.

4 Ağustos 2008 Pazartesi

Galatasaray 2008-2009

An itibariyle 6. hazırlık maçı oynandı ve totalde istekli ve ama boynu yeni kesilmiş deli danalar gibi ortalığa saldıran, mottosu "kontrolsüz güç bende, güçlü bilirim yine de kendimi" olan bir sarı-kırmızı, bazen de turuncu takım çıktı ortaya. Bunun yanında geçtiğimiz sezonu aratmayacak şekilde sakatlıkları hobi edinmiş bir kulüp yapısı çarpıyor gözümüze. Tabi bir de bahsetmeden olmaz olan birşey var ki, "Galatasaray'da transfer bitmez" çılgınlığının müsebbibi Adnan biraderler ve Haldun Üstünel'in çabaları ki hem takdire şayan hem de "durun arkadaşlar, vurun dedik öldürdünüz" boyutunda bu çabalar.

Alt ligden üst lige yeni terfi etmiş de kadrosundaki oyuncuların tümünü yenileyen takımlar olur hani. Bol bol görürüz bunları Türkiye'mizde. Sil baştan yaparlar başarılı ve uyumlu kadroya. Trabzonspor'un bu yöndeki çabasını justify edecek bolca argüman var ortalıkta ama geçen sezonun şampiyonu Galatasaray'un bu çabası soru işaretlerini de beraberinde getiriyor kanımca. Amaç Avrupa'da da ayağı yere basan ve kazanan bir ekip tamam ama siz hafif hafif menajerlik oyunu kıvamına getirdiniz Florya'yı sevgili yönetim kadrosu ve transfer ekibi. Kadroda şu an gençlerle beraber 34 oyuncu var. Şaka mısınız? Şişti, davul oldu kadro.

"Bir de yetmez, iki tane maden suyu ver ordan"

Kalede 3 tane kalbürüstü kaleci. De Sanctis oynayacak belli ve bunun sonucu olarak yazık olan kişi Aykut. Orkun'a kafam girsin diyecek bolca arkadaşım var, kendi kendimin de arkadaşı olduğumu düşünürsek eğer bu +1 demek oluyor ki kimse Orkun'a üzülmez Aykut'a üzüldüğü kadar. E hadi kabul ettik bunu, başarı yolunda kelleler gider, makbuldür.

Defansa gelelim. Solda 3 alternatif: Balta, Yaman, yeni eleman Alpaslan Ender. Ortada Güngör, Servet, Aşık, Meira. Sağda Sabri, sakat 3 numara Uğur. Soldaki şişkinlik dışında ideal içerik mevcut. Gençleri saymıyorum hiç, onlar kampa kulübün geleneğini sürdürmek için çağrıldı.

Orta sahada bolca alternatif, bolca yıldız ve kanımca bolca balon var. Kewell'ın gelişiyle bir meksika dalgası oluştu taraftarlarda ki kimse aslını astarını düşünmeden kaldırdı ellerini havaya. Skibbe'nin tek forvetli sisteminde herkesin gönlünde yatan dizilişe göre Ümit Karan'ın arkasında Kewell, Lincoln, Arda gibi oyunu tek taraflı oynayan isimler olacak, takım coşacak, coşturacak falan fistan. Topal ve Linderoth da bu 4 koca popolunun arkasını toplayacak, ha ne olacak böylece, siz deyin 6+4 ben diyeyim 4-2-4 dediğimiz sistem olacak. Topa ve rakibe basmayan, alan daraltmayan, rakibi dürtmeyen ve orta sahadaki oyuncuları gol yollarında efektif değilse son derece kısır bir oyun ve oyuncu dizilimi.

Geçen sezonki en başarılı maçları hatırlayalım. Orta sahada sol iç Ayhan, sağ iç Barış, ortada Topal, sol çizgide ve serbest alanda Arda, ileride Ümit ve Nonda. Savaşan ve aynı zamanda makbul ölçüde top yapabilen ve toplu halde hareket edebilen bir takım.

Skibbe'nin sisteminde ve bu kadro şemalinde oyuncuların bolca oynaması ve birbirini tanıması lazım. 4-2-3-1 dediğimiz diziliş 4-4-2'den hayli farklı bir sistem ve akışkanlık istiyor. Rakibi ofansif yerleşimde şaşırtmak ve bu sırada orta kısmı kalabalık tutmak amacındaki bu diziliş turuncuların başına dert olur, yakın zamanda vazgeçilir diye düşünüyorum. Yazık olacak kişiler ise Barış ve Ayhan olur bu sistemde. Aslında sistemin değişmesi durumunda balon ya da motorize olanlar farketmiyor, herkese her an yazık olabilir. 9 tane net oynayacak oyuncu var. Aydın ve Hasan bunların içinde. Gençleri katmadım, onlar gelenekten.

Hala ileri uca birileri daha alınacakmış, bendime sığmadan taşma sınırımdayım. Mevkide 4 oyuncu var. Çalık, Yaser, Karan, Nonda. Kaç koltuk var? Şimdilik 1. Hala Oliveria diyorlar Sızma diyorlar, ben şaşıyorum. Evde var bolca malzeme, ne demeye?

Fikstürde hafife alınan bir romen köprüsü var. İlk maç Mecidiyeköy'de.

Ne biri mi seslendi? UEFA kupası mı?

5 Temmuz 2008 Cumartesi

Harry Kewell ve Turuncu Forma

Gecenin bir yarısında arkadaşın cep telefonuna mesaj olarak gelen haber: "Avustralyalı yıldız Harry Kewell 2 yıllığına Galatasaray ile anlaştı." Şoke oluyoruz. Böyle bir transfer 18 gün boyunca saklanmış medyadan, dedikodusu olmamış, transfer bittikten sonra öğreniyoruz. Adnan biraderlerin ve Haldun Üstünel'in büyük başarısı. Ne Fotomaç ne de Fanatik günlerdir Kewell'ı anmamıştı. Çıldırıyoruz gece boyunca. Arkadaşlarla mesajlaşma trafiği oluyor, seviniyoruz, deliriyoruz, ayaktayız. Harry Kewell'dan bahsediyoruz.

Sonra ertesi gün bir haber: "Harry Kewell'in menajeri transferin henüz sonlanmadığını, tarafların arasında pürüzler olduğunu ve Avrupa'nın diğer ünlü kulüpleri ile görüşme halinde olduklarını belirtti." Manyağa dönüyoruz. Yine mi hayal kırıklığı? Yoksa menajer oyunu mu? Ya da medya balonu? Geceyi bekliyoruz. Resmi siteden haberi geliyor Kewell'ın gece Atatürk havalimanında olacağı.

Klasiğimizdir: Bu kadar transfer balonunun döndüğü ve bütün o bomba transferleri yapacak takımın finansal durumunun benim öğrenci halimle yaşadığım finansal buhrandan daha kötü olması nedeniyle yapacak gücünün olmaması, her duyduğum transfer haberinde beni şu cümleleri kurmaya itiyor: "Formayla görmeden inanmam bro!"

Hem Harry Kewell hem de güzelim turuncu forma. 82 YTL'lik fiyat düşsün de alalım şu turuncu formadan. Yukarıdaki fotoğraf sitenin kapağından bu arada. Adamlar 'kapak' yapmış yeni transferi.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
bilim sanat felsefe değil, bira sigara futbol. - şubat 2008