2 Mart 2008 Pazar

Beşiktaş: 1 - Galatasaray: 0

Maçı tribünde ya da şezlongta izleyen herkes her maçta ve özellikle her derbide olduğu gibi Çarşı taraftarının bu maç yine nasıl bir pankart açacağını, ne muziplik yapacağını bekledi. Bu kez şaşırtan Galatasaray taraftarı oldu. Kendilerine ayrılan ufak kısımda sarı kırmızı kartonlarla göz banyosu yaptırdılar. Kapalıdaki Beşiktaşlı taraftarlar da açtıkları kocaman Türk bayrağı ile şölene çevirdiler maçı. Yurtta memnun edemedikleri tek kesim anti-militarist gruplardır herhalde. Onları da politikaya giriş kitaplarıyla başbaşa bırakalım, maça dönelim.

Galatasaray'da Lincoln ve Uğur, Beşiktaş'ta da Cisse ve Bobo önemli birer eksiklerdi maç öncesinde. Ön liberoya kaydırılan Toraman, Cisse'yi aratmadı diyebiliriz ki bu hem onun gösterişsiz oyunu hem de takımın toplu olarak oyun stilinden ileri geliyor. Defans çizgisini ne çok önde ne de çok geride kuran Beşiktaş, FM'cilerin seveceği tabirle "direct passing" oyun stiliyle ileride kenarlara açılan ve rakip defansı bozan Nobre ve Holosko'yu besledi. Özellikle Holosko iştahıyla fena göz doldurdu. İpini koparmış da saldırıyor gibiydi. Milyon euro'ların hakkını veriyor sanki ama hala yönetimin Koray Avcı gibi bir 11 alternatifini Vestel'e göndermesini "tam bir hıyarlık yau" olarak yorumlamamızı engelleyemiyor. Cisse'nin sakatlığı 2-3 aylık bir sakatlık. Yönetim ve Sağlam'ın saçları hayli beyazlayacak bu lig için uzun, hayat için kısa zamanda.

Maça dönersek: Kalli'yi mi suçlamalı yoksa takımın oturmamış ahengine mi çemkirmeli bilmiyorum ama hala oturmuş bir ofans haritası yok Galatasaray'ın. Hangi oyuncu üzerinden atak başlatmalı hala bilmiyor sanki sarı kırmızılılar. Lincoln'den mahrum bu yaratıcı yönü kısıtlı takımda topu kimin yönlendirmesi gerekiyor belli aslında ama o da kıçını çizgiye verip de efektif olabilen birisi. Bu özelliğini biz biliyoruz, Kalli bilmiyor. İlk yarı göbekte topla buluşamayan Arda, ikinci yarıda sol çizgiye geldi ancak bu sefer de bütün ataklar Sabri ve bütün ofansif yükü üstüne alan ve bu sorumluluğu kaldıramayan Barış'ın üzerinden gerçekleşti. Sabri'yi yazmak da istemiyorum. Ahmet Çakar bir dese "Sabri topçu değil, adam değil." diye, biz de Uğur'u özlesek.

Beşiktaş ise Galatasaray'ın tüm ofansif fakirliğine ve gol yollarından uzak görüntüsüne zıt olarak Holosko ve Nobre üzerinden müthiş ataklar yaptı. Orta sahaya yaslanan bir defans çizgisi, top rakipteyken daralan bir orta saha ve atak halindeyken çizgiye yapışan ikili santraforları ile Servet ve Song'u epey hırpaladılar. Maçın tek golü ise bir kornerden geldi, bu da işin ironik yanı olsun. Holosko akıttığı onca ter ve teptiği onca çim hatrına bir golü hakediyordu.

Lig tablosu da pek bir enteresan oldu. Beşiktaş 137 hafta sonra 1 puan farkla lider. Galatasaray, Fenerbahçe ve Sivasspor onun arkasında eş puanla bekler vaziyette. "İşte pirömiyer lig bu!" diye bağırmak istiyor deli gönlüm. Yalandan da olsa.

0 comments:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
bilim sanat felsefe değil, bira sigara futbol. - şubat 2008