28 Eylül 2008 Pazar

Galatasaray: 4 - Konyaspor: 1

İlk 3 dakika sessizdi tribünler. İlk düdükle beraber televizyonun başına geçmiştik arkadaşla. Bayram tatili ve hava muhalefeti nedeniyle stad boş herhalde diye düşündük, çıt çıkmıyordu stattan. Alpaslan Dikmen'in vefatı üzerineymiş, öğrendik sonradan. Koca stadın 3 dakika boyunca saygı gösterisinde bulunması yakınlarını duygulandırmıştır eminim. 4. dakikayla beraber tezahüratlar başladı ve yaklaşık 5 ile 25. dakikalar arasında sadece Alpaslan Dikmen için tezahürat yapıldı. Sahadaki oyuncuların ritmini bozan bir tezahürattı üstelik. Tamam saygı göstermek çok önemli ve değerli. Pankartlar asılmış, maç öncesi saygı duruşu olmuş, takım sahaya ellerinde bez afiş ile çıkmış "kalbimizdesin" diye, üstüne bir de eşi görülmemiş güzellikte bir sessizlik yaratılmış 3 dakika boyunca. Hepsi çok güzel de, 20 dakika boyunca takımın ritmini bozan ve bir yerden sonra bayan bir tezühürat yapıyorsun. Ev sahibi takımın rakibi bozacağı, boğacağı ve baskısını hissettirip oyunu karşıya yıkacağı dakikalar, ilk yarım saat yani. 25. dakikada en sonunda üçlü çektirildi ve oyuna dahil oldu taraftar. Bu dakikadan sonra da birşeyler yapmaya çalıştı Galatasaray. Tabiki oyunsuzluğu taraftarın ritimsiz tezahüratına bağlamıyorum ve saygı gösteriyorum saygı gösterme şekillerine. Ama ortadaki gerçek bu: takımın ahengini etkilediler.

Bu maçla beraber artık çoğu kişinin görmüş olduğunu düşünüyorum: Mehmet Güven bu takımın kontenjan topçusudur. Mahalle arasındaki gazozuna maçlarda eksik takımı tamamlayan "düz" oyuncuya benzetiyorum Mehmet Güven'i. Maç boyunca hep aynı şey geldi aklıma; bu adamın yerine defansın önüne Şaş'ı da koysan, Arda'yı da koysan, Baros'u da koysan daha azını yapmaz. Takımın balansını ve akışkanlığını sağlayacak olan pozisyonda Oğuz Çetin'den daha ağır oynayan ve bunun yanında aynı futbol zekasını barındırmayan bir oyuncu. Üzgünüm aslında, potansiyeli var diye diye kredisini tükettirdi.

Bu iki konunun maçın önüne geçmesine izin vermemek lazım elbette. 3 haftada 12 gol atan turuncu bir takım var karşımızda. Gollerin çoğu Kewell, Baros, Lincoln'den, azı Nonda'dan. Kewell ve Baros Türkiye'de ne yapıyor bilmiyorum, iyi ki varlar ama. Efektif bir oyun, birbirini anlayan oyuncular, birbirini seven oyuncular gördü izleyenler. Kaliteleriyle, hep beraber formalarının hakkını veriyorlar.

Bu takım kötü oynadığı maçlarda dahi oyunu çevirebilmek için aldı bu yabancıları. Turuncular takım halinde iyi ya da kötü oynadı demek istemiyorum bu maçta. Ölçü değil çünkü bu maçlar. Beşiktaş'la, Fenerbahçe'yle ya da Avrupalılarla yapılan maçları daha dikkatli gözle izlemek lazım. Geçen seneki takımda bu kadar net düşünmüyordum ama böyle isimlerle artık biliyorum ki, en kötü oynadığı maçlarda bile Anadolu takımları önünde Galatasaray hep birkaç adım önde.

Konyaspor'dan bahsedersek kısaca; bütün Anadolu takımlarına şunu öğrettiler: Galatasaray'ı bozmanın yolu mantıklı pres yapmak ve iyi bir kaleci ile yırtıcı bir santrafora sahip olmaktır. 1 ve 3.'sü vardı: pres ve Veysel Cihan. Maalesef Jefferson zayıf halkasıydı takımın. Kötü oyunu, maçın kopmasına yardımcı oldu.

STAT: Ali Sami Yen
HAKEMLER: Yunus Yıldırım , Gökhan Memişoğlu , Neşet Merdin
GALATASARAY: De Sanctis , Hasan Şaş , Meira , Servet , Hakan Balta , Ayhan , Mehmet Güven (Volkan dk. 46 ), Arda , Lincoln , Kewell (Yaser dk. 72 ), Milan Baros (Alparslan dk. 82 )
YEDEKLER: Aykut, Emre Aşık, Serkan Kurtuluş, Murat Akça
TEKNİK DİREKTÖR: Michael Skibbe
KONYASPOR: Jefferson , Cihan , Şener , Mihajlov , Ömer , Erhan (Koray dk. 65 ), Kaue , Zafer (Mustafa Er dk. 65 ), Mehmet Çoğum (İsmail Güldüren dk. 70 ), Fahri , Veysel
YEDEKLER: Oğuzhan, Uğur, Koray, Erdal, Fatih
TEKNİK DİREKTÖR: Giray Bulak
GOLLER: Milan Baros (dk. 8 ve 61), Lincoln (dk. 51), Kewell (dk. 66) (Galatasaray), Erhan (dk. 11) (Konyaspor)
SARI KARTLAR: Meira (Galatasaray), Koray (Konyaspor)

Sercan Yıldırım

Bırakın fotoğrafını bulmayı, hakkında haber bulmak bile zor. İsminden yeni yeni bahsettiren Bursasporlu santrafor, 1990 doğumlu. Ege Turnuvası'nda 6 gol, Portekiz'deki Santarem Turnuvası'nda da 5 gol atarak gol kralı olduğu 2007 yılında Manchester United istemişti kendisini. Eski hocası Raşit Çetiner'in üzerine titrediği bir isimdi. Sercan yeteneğinin yanında şanslı da bir oyuncu; şimdiki hocası Samet Aybaba gençleri sahaya sürmekten çekinmeyen maceracı bir adam. Hocasını mahçup etmedi Sercan da, 5 haftada 4 gol bıraktı rakip ağlara. İlk ikisi Gençlerbirliği, diğer ikisi de dün akşam Kocaelispor karşısındaydı. Özellikle aşırtma vuruşlarıyla attığı goller pek keyifli, pek seyirlik.

Kendisinin koyu bir Galatasaraylı olduğu söyleniyor. Koyu bir Galatasaraylı olmasının yanında Bursasporlu olduğu da gözlerden kaçmıyor kanımca. Kocaelispor'a attığı ikinci golden sonra arkadaşlarını yanına çağırdı ve ünlü timsah yürüyüşünü hatırlattı tüm izleyenlere.

Üç büyüklere karşı oynadığı maçlarda adını tüm Türkiye'ye ezberletmesini umuyorum.

27 Eylül 2008 Cumartesi

O An - 3

21 Eylül 2008 Pazar

Kocaelispor: 1 - Galatasaray: 4

Bu tip maçlarda uzun uzun yorumlar yapıp da aynı şeyleri tekrarlamayı kafa şişirmek olarak düşünüyorum.

Kocaelispor düşme potasının en ciddi adaylarından biri. Klasik "üst lige çıktık, kadroyu değiştirip tecrübeli oyuncuları alalım" mentalitesiyle transfer ettikleri Murat Hacıoğlu, Kemal Aslan ve hali hazırda Serdar Topraktepe gibi fizik güçleri yapmak istediklerine yetmeyen oyuncuları var. Yabancıları da onlardan iyi değil. Sadece, golü atan ve topsuz alanda iyi koşular yapan Taner Gülleri dikkat çekti. Sarı kırmızılılar için ise ofansta neler yapabileceklerini gördükleri bir maç oldu. Bellinzona maçı ertesi de yazdığım gibi bu tip maçları kayıpsız ve iyi oyunla geçmek takım moraline ve düzenine olumlu etkisi açısından çok önemli.

Benim ve birçok izleyicinin dikkatini çeken en önemli olay ise Lincoln'ün yükselen grafiği. 90 dakika boyunca sağa sola gidip top istemesi, top dağıtması ve Kewell ile beraber takıma liderlik etmesi hem takımın performansına hem de onun psikolojik durumuna olumlu etki etti. Geçen seneden farklı olarak çevresindeki oyuncuların futbol zekasının artmış olmasının iyi oyununda büyük payı var kanımca. Hazırdaki Nonda'ya Kewell, Baros ve Meira eklendi. Bu tecrübeli ve futbol zekası yüksek oyuncular ona pas veriyor, onun paslarına bakıyor. Bu, tam anlamıyla bir takım sporu olan futbolda es geçilemeyecek kadar önemli. Nasıl anlaştıklarını gol sonrası çocuksu sevinçlerinde de gördük zaten.

Galatasaray'ın önünde bekleyen iki mevzu var: Biri Arda'yı bu takıma monte etmek. Bu kadar yıldızın arasında topu ayağına yeterli sürelerde emanet edebilmek ve performansını yükseltmek yani. İkincisi, büyük ihtimal Ayhan'ın yerine oynayacak olan Topal'ın ve geri kalan orta saha oyuncularının defansa daha fazla destek olmaları gerektiği gerçeği. Defans oyuncuları, yardım gelmemesinden dolayı ağladı bu gece.

STAT: İzmit İsmetpaşa
HAKEMLER: Selçuk Dereli, Cem Satman, Erdinç Sezertam
KOCAELİSPOR: Serdar Kulbilge, Serkan, Ufuk, Tutoric, Dusan, Musa Büyük, Kemal (Fran Sergio dk. 62), Semavi, Serdar Topraktepe (Murat Hacıoğlu dk. 80), Bülent (Adem dk. 62), Taner
YEDEKLER: Kılıçarslan, Volkan Bekiroğlu, Berkay, Tolga Seyhan
TEKNİK DİREKTÖR: Engin İpekoğlu
GALATASARAY: De Sanctis, Hasan Şaş, Meira, Servet, Volkan Yaman (Alparslan dk. 75), Aydın (Yaser dk. 46), Ayhan, Lincoln, Kewell, Nonda (Mehmet Güven dk. 85), Baros
YEDEKLER: Aykut, Emre Aşık, Serkan Kurtuluş, Ferdi
TEKNİK DİREKTÖR: Michael Skibbe
GOLLER: Taner (dk. 10), Milan Baros (dk. 31 ve 80), Nonda (dk. 57), Kewell (dk. 82)
SARI KARTLAR: Serdar Kulbilge, Bülent (Kocaelispor)

19 Eylül 2008 Cuma

RT vs EB

Bellinzona: 3 - Galatasaray: 4

Dostlarla izlediğimiz bir maç oldu. Dostların arasında cisim olarak, beden olarak dost olanların yanı sıra, şişe olarak balık olarak dost olanlar da vardı. Maç öncesi ve sonrası keyifli, arada bolca küfür ve şaşkınlık.

Maç öncesi beklentim bol gollü geçmesiydi. Bol gol kısmını gerçekleştirecek olan taraf sarı kırmızılılardı tabi. Bol gol atarken yemeyi de becererek konuşacak bolca malzeme yarattılar izleyenlere.

Dağınık bir oyundu. Skibbe 442 ile devam etmek yerine, 352'yi tercih etmişti eğer gözler yanılmıyorsa. Yanılmıyorsa diyorum çünkü ofanstan defansa geçerken ya da defanstan ofansa geçerken defans kurgusu yeni düzene alışkın olmadığından dağınık bir görüntü verdi. Serkan Kurtuluş kimi zaman sağ bek, kimi zaman da sağ kanadı parsellemek isteyen bir 352 oyuncusuydu. Volkan Yaman da aynı şekilde. İkisi de ileriye çıkışlarıyla ofansı zenginleştirdi ancak ikisi de hem savruk oyunlarıyla geride boşluklar bıraktı hem de ofansta gerçekleştiremedikleri son paslarda takıma zarar verdi. Serkan için iyi bir tecrübe oldu. Biraz fiziğini geliştirirse Uğur Uçar'la forma rekabeti takıma büyük fayda getirecektir.

Lincoln uzun zamandır ilk defa göze hoş gelen bir futbol oynadı. Bunun sebeplerinden biri rakibin ceza sahasından uzak bir şekilde oyun kurması ve rakipte bir Egemen Korkmaz, bir İsmail Güldüren, efendime söyliyim bir Yalçın Ayhan olmaması. Rakip defans hiç rahatsız etmedi Lincoln'ü ve o da rahat rahat oynadı oyununu. Ara paslarıyla hücuma ve skora şekil vermeye çalıştı. Eğer ileri ikilide ve kanatlarda oynayacak olan oyuncular ileriki maçlarda yaratacakları tehditlerle Lincoln'e olan baskıyı azaltabilirlerse ve Lincoln de bu geriden oyun kurma işini yapmayı sürdürürse tribünlerin "Lincooln, Lincooln" diye yaptıkları sonsuz tezahürat boşa çıkmaz. İleride anlarız yanılıp yanılmadığımızı.

Kewell ve Baros için ayrı bir paragraf açmak lazım. Onları Galatasaray'a getirmek büyük bir işti ve onlar şu anda ne kadar kaliteli olduklarını gösteriyorlar. İyi ki varlar, büyük şanslar izleyenler için ve takım için. Maç çeviren oyuncular olur ya hani, Galatasaray bu açıdan epey şanslı bu yıl. Kötü oynadığı maçlarda sarılacağı can simitleri şu iki adam olacak ki onlarla birlikta adları anılabilecek olan Arda, Lincoln, Ümit Karan gibi adamlar var.

Özet olarak söylemek lazım ki bu maç kesinlikle bir ölçü değil. Galatasaray defansta ve ofansta neler yapabileceğini gördü ve galibiyetle beraber özgüven tazeledi. Haftasonu oynanacak olan Kocaelispor maçı Skibbe ve oyuncular için çok anlamlı olacak. 3 gün arayla oynanan ikinci karşılaşmada da alınacak bir galibiyet takıma çok pozitif etki edecektir.

18 Eylül 2008 Perşembe

Porto: 3 - Fenerbahçe: 1

16 Eylül 2008 Salı

"O An" - 2

Porto - Fenerbahçe Preview

Fenerbahçe için zor bir gün olacak önümüzdeki çarşamba günü. İspanyol "Dede" için de çok ayrı bir öneme sahip çünkü Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk maçına çıkıyor. 70 yaşında yaşayacağı apayrı bir atmosfer, apayrı bir rekabet ortamı.

Rakip Porto, Quaresma, Bosingwa, Postinga ve Assuncao gibi oyuncularını kaybetti ancak teknik direktörleri ve sistemi hala yerinde ve giden 11 oyuncularının yerine benzer tipte ve bizlerin çok sevdiği tabirde "aç" oyuncular geldi.

Porto'yu Beşiktaş'ın geçen seneki Şampiyonlar Ligi macerasından tanıyoruz. Oyuncu kaybettiler ama sistemleri hala 4-3-3. Kanattan hızlı oyuncular ile hücuma çıkıyorlar ve hızlı ve dikine paslarla rakip defansı hazırlıksız yakalayarak rahatsız ediyorlar. Takımın yıldızı Quaresma'yı Inter'e gönderip yerine Uruguaylı Cristian Rodriguez'i aldılar. Eski PSG'li sol kanat 22 yaşında ve 22 kez Milli takım formasını giymiş. Çarşamba günü ismini bol bol duyacağımız bir isim. Gökhan Gönül ile beraber aynı karede olacaklar maçın büyük bölümünde. Gökhan Gönül'ün topsuz alanda özellikle dikkatli olması ve Uruguaylının topa değdiği ilk anlarda onu rahatsız etmesi gerekiyor.

Teknik Direktör Jesualdo Ferreira için ilerideki 3 isim çok önemli. Sağdan gelecek olan isim Arjantinli Costa ya da Faslı Sektoui olacak. Sektoui tercih edilir diye düşünüyorum. Tecrübeli bir isim. İki kanat oyuncusunun topu en çok aktaracakları isim santrafor Lisandro Lopez. 2005'ten beri mavi beyazlı forma altında ve 78 maçta 39 golü var. 1.74'lük kısa boyuna rağmen inatçı ve yine sevilen tabirle rakibi "ısıran" bir futbolcu.

Porto ileri uçta ne kadar tehlikeliyse defansta ve zaman zaman da orta sahada da o kadar yumuşak olabiliyor. Tabi burada önemli olan Fenerbahçe'nin bu zayıflıkları ne derecede kullanabileceği. Porto'nun orta sahasındaki 3 oyuncu, ilerideki 3 oyuncunun zaman zaman geriye yaslanarak destek vermesine rağmen etkili rakip orta sahalar karşısında zayıf kalabiliyor. Arjantinli yıldız Lucho Gonzalez takımın beyni. 1.85'lik oyun kurucu takımın ikinci kaptanı ve ara pasları, uzaktan şutları ve takım üzerindeki etkisi ile Portekiz ekibi için çok önemli bir parça. Orta sahadaki bir diğer oyuncu yine tecrübeli bir isim olan Meireles. 2004'ten beri Porto'do forma giyiyor. Yeni transferleri 21 yaşındaki Pele, Atletico Madrid'e bedelsiz olarak giden Assuncao'nun yerine alındı. 30 numaralı oyuncu potansiyel olarak çok şey ifade etse de rakibin zayıf noktası olabilir.

Brezilyalı milli kaleci Helton'un önünde oynayan 4'lü defans Sapunaru-Pedro Emanuel-Bruno Alves-Nelson Benitez şeklinde sıralanıyor. Sağ ve sol bekler, yeni transfer Sapunaru ve Arjantinli Benitez hücuma verdikleri destek ile takım taktiğinin önemli bir parçasını oluşturuyorlar. Defansın göbeği hızlı forvetler için çok elverişli ancak Fenerbahçe için bu nokta pek birşey ifade etmiyor.

Bu maçta Semih'in yokluğu Fenerbahçe'nin canını çok yakacak. Geçtiğimiz iki yıl boyunca Fenerbahçe'nin orta sahasında oynayan Appiah, Aurelio, Deivid, Tuncay gibi dominant oyuncular yerine Maldonado, Josico, Alex, Uğur Boral ve Kazım'ı göreceğiz bu maçta. Alex'in rakip yarı sahada alan bulamayacak olmasından dolayı geriye çekileceğini, defansın önünde oynayan Josico ve Maldonado'nun da ileriye top taşımak ve takımı rahatlatmak yerine sıkışık anlarda yan pas yaparak bütün takımı geriye çekeceğini düşünüyorum. İleride Semih'in top tutabilme ve boşlukları görebilme özelliği Fenerbahçe'nin ataklarını şekillendirebilirdi. Yokluğu sadece takımı değil, topla buluşma oranı azalacak olan Kazım'ı da etkileyecek.

Porto maç içinde öne geçtiği takdirde Fenerbahçe'nin işi daha da zorlaşacak ve rakip kontraatakları savuşturma işini görecek olan Lugano ve Yasin ya da Önder taraftara epey ter döktürecek.

Zor maç. Dikkate değer bir istatistik, Porto'nun 7 yıldır gruplardaki ilk maçını kazanamıyor olması.

Richard Wright (1945 - 2008)

Bu gece sigaramı ve biramı Rick Wright'ın anısına içiyorum. Güle güle güzel insan, klavyenin tınısı hep kulaklarımda olacak. Pink Floyd var oldukça sen de buralarda olacaksın, yani sonsuza kadar. Artık dinlenebilirsin, rahat uyu...


"And i am not frightened of dying. Any time will do, i don't mind. Why should i be frightened of dying? There's no reason for it. You've gotta go sometime. I never said i was frightened of dying." - Richard Wright

14 Eylül 2008 Pazar

Galatasaray: 1 - Antalyaspor: 1

Yanılgı...

Az önce Awake isimli şahane bir filmden kalktım. Üşenmeden akşamki maçı da not alayım blog'a istedim. Awake'in yorumları için ekşisözlük'e bakayım derken, sol frame'de maçın da entrilerini gördüm. Çok şaşırdım. Genel itibariyle beraberliğin sorun olmadığından, bu maçtaki iyi ve baskılı oyun ile ileriki haftalarda gümbür gümbür bir Galatasaray'ın oluşacağını yazmış birçok yazar.

Ekşi'nin yeni katılım haricinde kalan "hamdı pişti" yazarlarına güvenirim. Özellikle birkaçı ince noktalardan görür, zihin açar. Bu anlamda spor medyamızdan farklıdır. Ama bu maçtaki görüşler beni epey şaşırttı. Yarınki gazetelerde neler yazacaklar bilmiyorum, babıalinin bu illüzyona kapılıp taraftara umut vermelerini ve umut tacirliği üzerinden prim ve satış yapmalarını anlayabilirim. Kurnazlığı anlarım da aptallığı anlayamıyorum.

Galatasaray, kendi 18'ine kapanan bir takıma karşı hücum yaptı. Dikkat edin, yarı sahasına demiyorum. Bu akşamki oyun bir futbol takımının antremanlarda yaptığı bir çalışma gibiydi. Fark yaratan ise takım arkadaşını antremanda sakatlama korkusu yaşayan topçu yerine takımının puan alması için rakibi sakatlama pahasına sert oynayan topçunun gelmiş olması.

Antalyaspor bu akşam yanılmıyorsam 10'a yakın kart gördü. Yalçın iki sarıdan atıldı. Maç sonrasında da kaleci Ömer Çatkıç atılmış. Hiçbiri Galatasaray'ın teknik ama narin oyuncularının akıp gitmesine izin vermedi kale önüne. Kale önüne gidene kadar Aydın'da, Kewell'da, Nonda'da ve diğerlerinde morluklar, şişlikler bıraktılar. Hakem için hoşgörülü ya da kasıtlı demek gören gözlerin takdiridir ama kabul edilmeli ki oyunun sertleşmesine izin verdi.

Kendi ceza sahasına kapanan bir takıma karşı iyi hücum edemedi Galatasaray. Takım olarak hücumda kollektif olamıyorlar ve bireysel parlamalara bel bağlıyorlar. Aydın'ın boş koşuları ve Nonda'nın geriye gelip topa basarak rakip defansı şaşırtmaları da olmasa iyice kısır bir oyun olacaktı ortada.

Maça kuşbakışı bakarsak gözlerimizi kısıp, atılan şut sayısı, topun ayakta tutulması, korner ve frikik sayısı gibi rakamsal değerlerde hep Galatasaray üstün ve bu üstünlük tatmin edici. Bu değerler ve Antalyaspor'un sahasına kapanması Galatasaray taraftarlarına umut vermiş olabilir. Bu umuda ihtiyacı var taraftarın. Ama bu beklentiler ve boşa kurulan hayaller yarın, yarın olmazsa öbür gün ters tepecek eğer takım bu şekilde giderse.

Galatasaray iyi durumda değil. Bunu bir kenara yazın.

STAT: Ali Sami Yen
HAKEMLER: Bülent Yıldırım, Selçuk Kaya, Erhan Sönmez
GALATASARAY: De Sanctis, Hasan Şaş, Meira,Servet, Volkan Yaman, Aydın,Ayhan, (Lincoln dk. 70), Arda,Kewell, (Mehmet Topal dk. 77), Nonda, Ümit, (Milan Baros dk. 59)
YEDEKLER: Aykut, Emre Aşık, Serkan Kurtuluş, Alparslan
TEKNİK DİREKTÖR: Michael Skibbe
ANTALYASPOR: Ömer, Uğur, Dziewicki, Yalçın, Şenol, Ertuğrul, (Recep dk. 90+ ?), Korhan, (Vahap dk. 38 ), Sedat, Zitouni, Ngwenya, (Volkan Arslan dk. 77 ), Djiemdua
YEDEKLER: Fevzi, Orhan Ak, Hakan, Fatih
TEKNİK DİREKTÖR: Joseph Jarabinsky
GOLLER: Nonda (dk. 11), Ngwenya (dk. 32)
KIRMIZI KARTLAR: Yalçın (dk. 90+2), Ömer (Maç sonrası)
SARI KARTLAR: Nonda, Kewell, Aydın, Ayhan (Galatasaray), Korhan, Şenol, Dziewicki, Yalçın, Ertuğrul, Ömer (Antalyaspor)

11 Eylül 2008 Perşembe

Büyüksün Sen Benua

"Doğrusu 3 hafta önce Erivan'daki Lise Dö Sen Benuğa-Çeliktepe Cengizhan Lisesi karikatürü gerilimindeki maçtan sonra bu rövanştan da, Ermenilerin kazanacağı her duran toptan da çekiniyorduk... Ama cumartesi günü biz Çekler'i yenince, Ermenilerin de play-off oynama şansı kaybolunca her şeylerini yitirmişler, 90 dakika boyunca susmayan hocaları Sukiasyan'dan başka sahada bir şeyler yapmaya niyeti olan kimse kalmamış."

Uğur Meleke, Milliyet (Türkiye - Ermenistan Ümit Milli maçı üzerine)

"O An"

"Bu herhalde Türk futbol sahalarında oynanmış en büyük kumar olsa gerek. Oraya onu gönderen Terim ve o topu başına giden Emre. Dün onun vuruşunda Stijen’in parmaklarını ucundan geçen top değil, Emre’nin kariyeriydi. O kitabın adı artık Emre’nin penaltı anındaki endişesi olmalı. Bu penaltı sanırım maçın ve diğer her şeyin önüne geçti."

Mehmet Demirkol, Milliyet

Türkiye: 1 - Belçika: 1

Maçın teknik detayları hakkında, yeşil çimler üzerinde futbola dair dönenler hakkında çok takılma taraftarı değilim. Daha önemli bir nokta gördüğümde sahadaki oyun da bahsedilecek kadar mühim değilse eğer çimlere takılıp kalmak anlamsız kanımca. Kötü oynayan bir milli takımımız, maalesef tahriklere kapılan bir teknik adamımız vardı dün sahada. "Tahrik" denen tabii bir mazeret olmamalı; şöyle diyelim: tahriklere kapılma alışkanlığından kurtulamamış bir teknik adamımız vardı.

Benim daha önemli olarak gördüğüm mevzu milli takımın uzun vadedeki durumuna, büyük resme ait.

Dünya üzerinde yalnızca büyük takımların futbolseverlere sunabildikleri bir hikayeleri vardır. Bu oyun stiliyle olur, geçmişe dair, tarihiyle ilgili olur. Brezilya'yı kıvrak ve hareketli oyunuyla, Almanya'yı disipliniyle biliriz değil mi? Ya da Barcelona ve Real Madrid, Katalan-Franco hikayeleri ile diğer futbol kulüplerinden farklı bir yere otururlar.

Türk Milli takımımızın böyle bir profili yoktu geçtiğimiz Avrupa Şampiyonası'na kadar. Kendi kendimizi poh pohlamak için Avrupa'nın Brezilyalısı, Ortadoğu ve Balkanların incisi gibi komik sıfatlar yarattı medya. Son şampiyona ise bizi diğer hikayesiz ya da stilsiz futbol ülkelerinden bir adım öne çıkardı. Son dakikalara kadar yılmayan, inancını ve hırsını kaybetmeyen bir milli takım. Bu sıfatı kazanana kadar birkaç maçı geriden çevirdik, kan, ter ve göz yaşı döktük. Kolay olmadı tabi bütün bunlar ama zor olmuş olması da bu oluşma sürecinin tamamlanmış olması anlamına gelmiyor.

Avrupa şampiyonasında kazandığımız bu kimlik ve elde ettiğimiz başarı dün gece Belçika'nın 1-0'dan sonra sahasına kapanmasının nedeniydi. Biz ise henüz bu kimliğin getirdiği büyüklüğü sindiremediğimizden dolayı geriye düştükten sonra oyunun geri kalanında gerekli sabrı ve akılcılığı gösteremeden aceleci bir oyun ortaya koyduk.

Bendenizin naçizane önerisi şudur: Hedefimiz eleme gruplarında İspanya ile grup liderliği için çekişmek yerine playofflara katılabilmek için diğer takımlarla çekişmek olmalıdır. İspanya ile boğuşmak ve onu rakip görmek, İspanya'nın büyüklüğü altında ezilmemiz anlamına gelecektir. İspanya düzeyindeki takımlarla boğuşma zamanımız 2012 Avrupa Şampiyonası elemeleridir. Ama ondan önce böyle bir konuma gelebilmek için 2010 Dünya Kupası'na katılmalı, en az çeyrek finali görmeli ve hem kafa olarak hem de kura bazında bir üst torbaya çıkabilmeliyiz.

Bu süreç boyunca "yenilgiyi kabul etmeyen çılgın türkler" gibi tanımları ve hikayeleri doğrulamak ve özümsemek için bu yolda devam etmektir Milli Takımın görevi. Bu yolda yürümeyi bilmeyen ama son derece muntazam emekleyen bebekler gibi kimi zaman ayağa kalkarken düşecek, kimi zaman kafamı gözümüzü yaracağız. Ama bu yoldan dönmemek demek yürümek demek, büyümek demek.
Sadece teknik direktör bazında değil oyuncular, yöneticiler, taraftar ve basın olarak da büyük olmalıyız.

5 Eylül 2008 Cuma

Bira Sigara Futbol (!)

''Geçen sezon İspanya’da gol kralı olan ve F.Bahçe’de henüz resmi maçlarda tek bir gol attığı için biraz sıkıntılı olan Güiza, yaklaşık 2.5 saat kaldığı mekanda 6 bira içerken, birini söndürüp, birini yaktığı 10 sigarayı bitirdi.''*

Guiza, Malbuş mu Winston mu ? Neyse afiyet olsun canım benim.

Aslantepe.Biz

Sarı kırmızılı taraftarların içinde büyük uktedir yeni stad hayali. Maketlerine ve olmamış projelerine dahi -söylenen rakamlara göre- milyon dolarlar harcayan eski yönetimler taraftarı stad konusunda hep bir umutsuzluğa sürüklemiştir. Aynı transfer konusunda "formayı üzerinde görmeden inanmam" dediğim gibi Aslantepe için de "stada girmeden inanmam" dediğimi bilirim.

Stad Seyrantepe'de, isteyen görebilir. Bunu görmenin en kolay yolu taraftarların kurduğu www.aslantepe.biz adresli internet sitesi. Hergün yeni fotoğraflar ekleniyor ve siz de gece gündüz yapılan çalışmaya, bir nevi tarihe tanıklık ediyorsunuz. Fotoğrafların yanında Belediye'nin yol kamerası da stadı görebiliyor. O da siteye embed edilmiş halde.

4 Eylül 2008 Perşembe

Andy Garcia vs Dimitar Berbatov

İmaj Herşeydir

Skibbe'nin muhtemel gidişi konuşulmaya başlandı bile. 2,5 ay oldu Alman'ın imzasını atalı, kurumadı yani mürekkebi. Ligde 4 puan totalli 2 maç oynandı, Avrupa'da Steua'ya elenildi, Süper Kupa kazanıldı. Grafik Avrupa'daki hüsran dışında kağıt üzerinde fena değil. Yeşiller üzerinde ise birbiriyle uyumsuz, ne yaptığını bilmeyen, taraftarı üzen bir takım var. Suçlu mu? Tabii ki Skibbe, haydi haykıralım hep beraber gırtlaklarımızı yırtarak, SKİBBE!

Niye? Çünkü o yumuşak huylu bir insan. Oyunculara yakın davranıyor, basınla ya da diğer teknik adamlarla iletişimi ateşli ya da çığırtkan değil. Dikkati dağıtamıyor yani. Buranın altını çizelim isterseniz. Dikkati başka yönlere çekemiyor. Basın toplantılarında suya sabuna dokunmadan oyuncularından başarılı olmalarını istiyor, rakibine başarılar diliyor. Maç sonrasında kısa bir şekilde oyuncularının maç performansını yorumluyor, önümüzdeki maçlara konsantre olacağız diyor. Öff, çok sıkıcısın Skibbe. Hiç politika bilmiyorsun, hiç hakemleri suçlamıyor, polemik yaratmıyor, oyuncularını kadro dışı bırakmıyor, yönetimle kavga etmiyor, çılgınca taktiksel varyasyonlar ya da dizilişler denemiyor, basınla didişmiyorsun.

Çok sıkıcısın be Skibbecim, canım benim, işin zor senin buralarda. Bu topraklarda bilmelisin ki ite de it gibi, insana da it gibi davranman lazım kısa vadede göze girmek için. Uzun vadeye kimse değer vermediğinden salla gitsin, it gibi davrandığında disiplinliydi derler arkandan. Ha uzun vadede takımın başında kalacak kadar şanslı olursan da zaten artık ipleri eline almış olacaksın, o zaman dengeyi kurarsın. Hayal tabi. Hayallerde yüzmeyelim, köpek balıklarına yem olmayalım, di mi guten tag'ım?

Çok üzülüyorum Skibbe'nin haline. Az kaldı gitmesine.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
bilim sanat felsefe değil, bira sigara futbol. - şubat 2008