31 Ekim 2008 Cuma

Ah O Şarkılar

"people worry about kids playing with guns or watching violent videos that some sort of culture of violence will take them over. nobody worries about kids listening to thousands, literally thousand of songs about heartbreak, rejection, pain, misery and loss." - High Fidelity (2000)

27 Ekim 2008 Pazartesi

Es Es

Ses Çıkar

"Naziler geldiler. Önce komşularımı götürdüler, sonra yazarları, ses çıkartmadım. Sonra komünistleri götürdüler. Ses çıkartmadım. Tekrar geldiklerinde sosyalistleri tutukladılar götürdüler. Yine ses çıkartmadım. Beni almaya geldiklerinde ses çıkartacak kimse kalmamıştı." Bertolt Brecht [sharbone]

Davayı kimin açtığını, neden açtığını öğrendik sonunda. Digiturk, yayın haklarına sahip olduğu maçları illegal olarak internet üzerinden yayınlayan bloglar hakkında açtığı dava sonucunda sadece yayını yapan bloglara değil diğer bütün blogspot kullanıcılarına da erişimin engellenmesini sağladı. Burada kimi suçlasak, kimin canını acıtsak, bilemedim.

Digiturk'ü suçlayalım önce. Açtığı dava ile illegal yayından sorumlu blogların yanında tüm blogların ışıklarını kapanmasına yol açtılar. Tam orada bilişim kanunlarını suçlamanın yolu açılıyor. İnternet ve bilişimin hızına ayak uyduramayan ve kanunlarını, yasaklarını, cezalarını düzenleyemeyen Ceza Mahkemelerimiz ve artık ardından kim geliyorsa, aynı Youtube'da bir video yüzünden bütün sitenin kapanması gibi bir blog yüzünden bütün Türk blog dünyasını karartmaya karar verdi. Hükümeti de suçlayabilirsin tabi hızını alamazsan. Doğalgaza ve elektriğe yaptıkları zamlardaki el çabukluğunu bilişim kanunlarının yenilenmesinde gösteremediler.

Üzerimize düşen Digiturk'e tepki göstermek ile başlıyor. Sonra bu mevzuyu arkadaş ortamlarında açıyoruz. Anlatıyoruz da anlatıyoruz. Sessiz kalmıyoruz. Ses çıkartıyoruz. "Elimizden gelen bu kadarsa, ben şeyimi tutar gezerim, daha iyi" demeyin. Bugün bireysel etkisini küçümseyen ve ses çıkartmayan, yarın şeyini tutacak eli de bulamayabilir.

Sesimiz duyulana kadar bloglara erişim için vtunnel, ktunnel gibi siteleri kullanabilir ya da hotspot shield programını indirip ip'nizi Amerika'dan alıyormuş gibi gösterebilirsiniz. Böyle başa böyle tarak. İlla kurnaz yaptırıyorlar adamı. İlla yasakları deldiriyorlar. Çocukluğumdan beri yasakları delmek zorunda kalıyorum ben bu memlekette. Ne lan bu? Nasıl bir ülke lan bu? Nasıl insanlar bunlar? Ne bu cehalet?

Osman Borutecene - Blogger’ın kapatılmasının sorumlusu Digiturk
Dare to be Different - Digiturk kriz iletişimini "nasıl" yürütecek?
5 Posta - Tesettürler Türkiye

26 Ekim 2008 Pazar

Bira Sigara Gallas

Kız arkadaşı ile birlikte bar çıkışında son model arabasına binen Gallas'ın ağzında sigara ile yakalanması Arsenal teknik direktörü Arsene Wenger'i küplere bindirdi. [haber]

25 Ekim 2008 Cumartesi

Turuncu Formanın Uğuru

Sezon başında en beğenilen formalar arasında değildi Galatasaray'ın turuncu forması. Kamuoyu ikiye ayrılmıştı. Bir taraf sarı ile kırmızının kaynaştığı enerjik bir renk olduğundan dolayı turuncu formayı benimsemiş, diğer taraf ise kulübün asıl renklerinden ve orijinallikten uzak olduğundan dolayı hiç beğenmemişti. Asıl beğenilenler, önceki senelere nazaran sadeliğinden dolayı parçalı sarı kırmızı forma ile dışarıda t-shirt olarak bile giyilebilecek şıklıktaki sağdan şeritli beyaz formaydı.

Galatasaray bugüne kadar Turkcell Süper Lig, UEFA Kupası ve Süper Kupa'da toplam 11 maça çıktı. İstatistiklere dikkatinizi çekmek istiyorum. Batıl inançlı biri değilim ama turuncu forma ve diğer formalarla atılan ve yenilen goller, alınan galibiyet ve mağlubiyet sayıları dikkat çekici.

Sarı Kırmızılılar (yoksa turuncular mı demek lazım) turuncu forma ile çıktıkları 7 maçta 7 galibiyet alıyorlar. Bu 7 maçta toplam 22 gol gibi inanılmaz bir rakama ulaşıp, sadece 7 gol görüyorlar kalelerinde. 7 maçın ikisi UEFA Kupası, biri Süper Kupa, dördü de Turkcell Süper Lig'de oynanıyor. İki parçalı, üç parçalı ve beyaz formalarla çıktıkları 4 maçta ise tamamen farklı bir profil çiziyor takım: 1 galibiyet, 2 beraberlik ve 1 mağlubiyet. Bu maçlarda takım 4 gol atıyor, 4 gol yiyor.

Yarınki zorlu Eskişehir deplasmanını merakla bekliyor şimdi Galatasaraylılar. Uğurlu forma giyilirse uğur devam edecek mi?

Süper Kupa | Galatasaray 2 - Kayserispor 1 Turuncu Forma
TSL 1. HAFTA | Galatasaray 4 - Denizlispor 1 Turuncu Forma
TSL 2. HAFTA | Kayserispor 0 - Galatasaray 0 Beyaz Forma
TSL 3. HAFTA | Galatasaray 1 - Antalyaspor 1 Üç Parçalı forma
TSL 4. HAFTA | Kocaelispor 1 - Galatasaray 4 Turuncu Forma
TSL 5. HAFTA | Galatasaray 4 – Konyaspor 1 Turuncu Forma
TSL 6. HAFTA | Bursaspor 2 - Galatasaray 1 Parçalı Forma
TSL 7. HAFTA | Galatasaray 3 - Trabzonspor 0 Turuncu Forma
UEFA Kupası 1. TUR| AC Bellinzona 3 - Galatasaray 4 Turuncu Forma
UEFA Kupası 1. TUR | Galatasaray 2 - AC Bellinzona 1 Beyaz Forma
UEFA Kupası B GRUBU | Galatasaray 1 - Olympiakos 0 Turuncu Forma

24 Ekim 2008 Cuma

Bir Burası Kaldı Ellemediğiniz

http://www.hurriyet.com.tr/teknoloji/10203855.asp?gid=229&sz=79812

Dünyanın en büyük blog sitesi kapatıldı.

Şimdi de Blogger!

Biri bu komediyi artık durdursun! YouTube yetmedi, şimdi de Blogger'a erişim yasağı geldi.

YouTube'a uygulanan erişim yasağının gündemden düşmemesi yetmiyormuş gibi, şimdi de blog yazarlarının bir numaralı uğrak noktası olan Blogger yasaklandı. Şu an "www.blogger.com" adresine girmek isteyenler, karşılarında mahkeme kararı ile engellendiği mesajını görüyor.

Facebook'ta Blog'umu Geri Ver Grubu

23 Ekim 2008 Perşembe

Galatasaray: 1 - Olympiakos: 0

Maçı izlemeyen biri tek gollü galibiyet için ev sahibi ekibin attığı bir gol neticesinde dengeli bir maçı galip olarak bitirdiğini düşünebilir. Maçı izleyenler ise şiir gibi hücum eden bir Galatasaray'dan bahsedeceklerdir. Son birkaç senedir Avrupa'nın moda dizilişi olan 4-2-3-1'i en ısrarlı şekilde uygulayan ve bundan an itibariyle büyük verim alan bir Türk takımı izledik Ali Sami Yen'de bu gece.

"Sahaya nasıl bir diziliş ile çıktığınız önemli değildir, sahada ne yaptığınız önemlidir" gibi bir düşünceyi tamamen kabul edemiyorum ben. O yüzden kısaca değinmek istiyorum bu maç üzerine. 4-2-3-1'in uygulanış biçiminde defansın önündeki iki kişinin ve beklerin hücum varyasyonlarına katılması olmazsa olmazdır. Bahsettiğimiz göbekteki iki orta saha oyuncusunun defansif anlamda da rakibi karşılaması ve kademeye girmesi, arkadaşlarına yardım etmesi dizilişten optimum şekilde faydanılması açısından çok önemlidir. Ek olarak ileride kalan dörtlünün, özellikle tek santraforun sürekli yer değiştirmesi rakibi şaşırtması gerekir.

Bu gece bu bahsettiklerimizin tümünü gerçekleştiren bir takım izledik. Meira'nın hava toplarında ve Ayhan'la beraber defansif hamlelerindeki başarısı, yine Ayhan'ın takımı hücuma taşıma ve topu yönlendirme isteği ve becerisi, Arda, Kewell ve Lincoln üçlüsünün yer değiştirerek ve gerektiği zamanlarda topa hamle yapmaları ya da boş koşulara girişmeleri, efendime söyleyeyim, Sabri ve Hakan Balta'nın ama özellikle Sabri'nin ileri çıkışlar ile hücumu zenginleştirmesi... Yahu ben yoruldum ama bu takım bu akşam bu diziliş ile nasıl oynanır bunu gösterdi cümle aleme. Bir golden daha fazlasını hakettiler. İki, üç, dört olmalıydı.

Dilimin ucuna geldiğinde sakınırım hep demeyi, acizlik olarak görürüm, geçmişte tutulu kalmak, ileriye bakamamak olarak düşünürüm "2000 ruhu geri geldi" demeyi. Ama bu akşam, dilimi ısırarak diyorum, "geldi" demiyorum elbette hala ama, heyecanlandırdılar bizleri. Çok güzel oynadılar, çok.

Roberto Benigni tipli hakem gayet başarılıydı. (ehehhe, Rıdvan'a selam olsun!)

not: Skibbe işini iyi yapıyor diyebilir miyiz Hıncal abi?

STAT: Ali Sami Yen
HAKEMLER: Eduardo Iturralde Gonzalez, Juan Carlos Yuste Jimarez, Jan Nunez Fernandez (İspanya)
GALATASARAY: De Sanctis, Sabri, Emre Aşık, Servet, Hakan Balta, Meira, Ayhan (Volkan dk. 72), Arda, Lincoln, Kewell (Mehmet Güven dk. 86), Baros (Nonda dk. 79)
YEDEKLER: Aykut, Serkan Kurtuluş, Alparslan, Ümit
TEKNİK DİREKTÖR: Michael Skibbe
OLYMPIAKOS: Nikopolidis, Patsatzoglou (Gonzalez dk. 74), Domi, Galletti (Kovacevic dk. 79), Luis Santo Diogo, Zewlakow, Antzas, Papadopoulos, Belluschi, Patnos (Leto dk. 58), Torosidis
YEDEKLER: Kovac, Gkalitsios, Mendrinos, Mitroglou
TEKNİK DİREKTÖR: Ernesto Valverde
GOL: Kewell (dk. 25)
SARI KARTLAR: Lincoln, Emre Aşık, Ayhan (Galatasaray), Patsatzoglou, Antzas, Galleti, Domi (Olympiakos)

Müdür Ne Yaptın ?!

Türk Spor Basını'nın lider gazetesi Fanatik'in 22 Ekim 2008 tarihli manşeti. Vallahi bravo...

21 Ekim 2008 Salı

Fenerbahçe: 2 - Arsenal: 5

Şampiyonlar Ligi maçlarında iddaa oynamaya bayılıyorum. Günlük kuponlar. Salı günü oynuyorsam, sadece salı gününün maçlarına bakıyorum, çarşambaya değil. Bu akşam Fenerbahçe - Arsenal maçı iddaa kuponuma yazdığım ilk maç oldu. 1.70'lik oranı ile haykırıyordu beni yaz diye.

Şansı yoktu zaten Fenerbahçe'nin. Nasıl olsun ki? Kulüp haftalardır çalkalanıyor, teknik heyeti, yönetimi, oyuncuları eleştiriliyor. Haklı şekilde tabii. Yönetimin ŞL'de geçen sene çeyrek finali gören takımı koruyamaması ve yanlış takviyeler yapması, teknik direktör Aragones'in takıma uyum sağlayaması, oyuncuların bir türlü özgüvenlerini toplayamaması ve kötünün kötüsü oyunları derken bu maça umut içinde bakabilmek için fazla hayalperest olmak lazımdı.

Zaten stadyumdaki seyirci de mağlup durumdayken teşvik etmek yerine maçın büyük bölümünde ya sessiz kaldı ya da protesto etti oyuncuları. Onlar da farkındaydı herşeyin.

Farklı bir Fenerbahçe izlemedik sezonun geri kalanıyla karşılaştırırsak. Zaman zaman da olsa iyi hücum organizasyonları vardı sarı lacivertlilerin ama bu durumun objektif gözleri yanıltmadığını düşünüyorum. İngilizler maçın ilk çeyreğinde buldukları 2 dakika içindeki 2 golden sonra hiç sıkmadılar kendilerini. Fenerbahçe'nin evlere şenlik tandem defansının büyük katkısıyla farkı arttırmak için ellerine bol bol fırsat geçti aslında ama çoğu kez rakip kaleye yakın kısımda ellerini kollarını sallayarak top oynadılar.

Bu maçın ardından Aragones'in bileti 1-2 gün içinde gerçek anlamda kesilir diye tahmin ediyorum. Yerine kimin geleceği konusunda ise hiçbir fikir yürütemiyorum. Lucescu böyle kötü bir kadroya gelmez. Bülent Uygun'u Aziz Yıldırım gibi bir kişilik kabul etmez ki Uygun için daha zaman var kanımca. Yabancı hoca olarak aklıma Roberto Mancini geliyor ama böyle bir kadroya o da sıcak bakmaz.

Belki de bütün bunlar düşünülüp Aragones'e yol verilmez, biraz daha beklenir. O halde de bu gidiş devam eder. Maalesef Fenerbahçe'nin şu halinde hiç umut yok.

ertesi gün edit'i: Rıdvan'ı unutmuşuz. Olursa yanlış tercih olur, teknik direktör olarak kaybettiği, yorumculuğu ile tekrar kazandığı krediyi yeniden harcama yolunda adım atmış olur. Yalnız Mancini'yi de ne sallamışım birader. Fotospor'dan aradılar bugün, "baba naaptın" diye.

14 Ekim 2008 Salı

O An - 6

13 Ekim 2008 Pazartesi

Drum Halfzware

Sigarayla olan bağım çok enteresandır, yakınlarım bilir. Cüzdanımın ve damak zevkimin optimum noktada birleşebilmesi için birçok kereler sigaramı değiştirdim, yine değiştiricem.

Şu sıralar nazlı yarim Drum ile beraberiz yine. Drum Halfzware kullanıyorum, zevkimden değil, işportada satılanlar bundan olduğu için. Halfzware, yarı siyah demek oluyormuş. Diğerlerini tatmadığım için bilemiyorum farkını.

İşporta piyasasında Drum'ın en ciddi rakibi Golden Virginia. Yeşil sarı paketlerde gördüğümüz bu kuzucuk, aroması ve kokusuyla bana göre fersah fersah önde. Golden Virginia'yı tercih etmememin sebebi Drum'a fazlasıyla alışmış olmam. İlk sarmaya başladığımda da Drum vardı parmaklarımda.

Sarma sigarayı bir kere denedikten sonra fabrikasyon sigaralardan uzak duruyor insan. İçindeki katkı maddeleri ve düz tadı daha bir göze batar oluyor. Tek avantajı olan "uğraşmama" kısmı ile tembel arkadaşlara hitap etmeyi sürdürüyor ama biraz istekli arkadaşlar bilsin ki sarma sigara sevgili gibidir, sardıkça sararsınız, başlarda beceremez ama tecrübe kazandıkça seriye bağlar, tat almaya başlarsınız.

Drum Halfzware: Kağıdı ile beraber 7-9 YTL
100lük ince filtre: 3-4 ytl

9 Ekim 2008 Perşembe

Mesut Özil

Henüz adı "Almanya'yı mı seçecek Türkiye'yi mi?" tartışmalarına karışmamışken ve Alman Ümit Milli Takımı'nda oynarken, Alman dergisi Kicker'a Halil Altıntop ile beraber verdiği röportajda, neden Almanya'yı tercih ettiği sorusuna karşılık olarak şunları söylemiş Mesut Özil: "Almanlar benim için çok çaba sarf ettiler. Türk Futbol Federasyonu milli takıma davet etmek için uzun süre düşündü."

Kendisini daha Türk mü yoksa Alman mı gibi hissettiği sorusuna da "Daha fazla Türk. Burada ailem büyük bir rol oynuyor. Evde Türkçe konuşuyoruz. Yiyecekler, inanç, müzik, arkadaşlar buna dahil" şeklinde cevap veriyor.

O zamanlar, yani 2007 senesinde Mesut bugunkü kadar ön planda değil. Yıldız adayı yalnızca. Şimdi ise Werder Bremen'in Diego ile beraber hücum yükünü çeken, Hayko Cepkin tipli sempatik bir genç yıldız. Mantıklı kararı verdiğini düşünüyorum Almanya Milli Takımı'nı seçerek. Pozisyon olarak şu anda bile Almanya'nın 18'ine girebilir, yedekten katkı sağlayabilir. Önündeki Halil, Yıldıray ve Nuri Şahin örneklerine baktığında da olası bir hayal kırıklığının onun kararını etkilediğini tahmin edebiliriz.

Terim ve ekibini yeterince çalışmadıkları ve oyuncuyu ikna etmedikleri lafları üzerinden eleştirmek yersiz. Gurbetçi bir oyuncunun doğduğu ve/ya da doyduğu ülkenin milli takımını seçmesi anormal bir durum değil. Terim'in ve ekibinin ikna kabiliyetini ya da bu konudaki icraatlerini bilmediğimizden, yerinde gözlemlemediğimizden dolayı onların basiretsizliği olarak konuya bakmak eş değer bir basiretsizliktir kanımca.

Sonuç olarak artık bu duruma alışmamız gerekiyor. Gurbetçi oyuncular bizim tapulu malımız mı? Türk Milli Takımı'nda oynamak zorunda mı? İstiklal Marşı'nı söylerken tartışma yapar gibi, at gözlüklerini çıkarmadan yaklaşıyor bu konuya bazı yurtseverler.

O An - 5

Keçiören Aktepe Stadı’nda gerçekleştirilen ve sunuculuğunu Tayfun Talipoğlu’nun yaptığı açılışta, dünya üçüncüsü olan Ampute Milli Takımı ile şöhretler karması gösteri maçı yaptı. [haber]

8 Ekim 2008 Çarşamba

O An - 4

rüştünün yediği her golden sonra ofsayt umudu

7 Ekim 2008 Salı

Ertuğrul Sağlam'ın Kariyer Planı

İstifası üzerine bütün gazetelerde, spor sitelerinde, futbol bloglarında aynı geyik muhabbeti dönecek şimdi.

İki gruba ayrılacak bu arkadaşlar: Birinci grup, gitsin diyenler. Bu arkadaşlar Sağlam'ın tecrübesiz olduğundan bahsedip duracak. Karizmatik olmadığından, efendiliğin ve karakterin dişlerinin kovuğunu doldurmadığından dem vuracak. Bu arkadaşlar vır vır diye ötmeye devam etsinler, biraz dinleyin, zaten ezberden konuşuyor birçoğu. Sustuğunda da, Fenerbahçe'yle beraber büyüyen stajyer Zico örneğini verin kendisine. Sonra Kayserispor'daki başarısından bahsedin. Sonra Beşiktaşlılığını ve istifa ederkenki haysiyetini unutmayın. Ha ha! İkinci gruba girdiniz bile. Lan biraz orijinal olun.

Farklı bir yerden gelelim: Ertuğrul Sağlam'ın kariyer planı nasıl olur sizce bundan sonrası için?

Kayserispor'a uzun bir süre gidemez. Tolunay Kafkas çok sağlam ilerliyor. Milli Takım'a da gidemez. Terim yardımcılarını sever, yardımcıları da Terim'i. Terim de Dünya Kupası'ndan önce sportif bir nedenle takımdan ayrılmaz. Sağlam, Anadolu takımlarından birine gitse, kapıya konuluşu birkaç ay sürmez. Dev gibi Beşiktaş'tan kovulan adama taşra takımları tahammül edebilir mi? Böyle bir macerada Tapınak Şovalyeleri arasındaki yerini alır. Yurt dışına da gidemez. Menajeri bıçkın biriyse belki, çok zor yine de. E ne kaldı geriye?

Alt liglerden yönetimi ve taraftarı ile sağlam ve akıllı bir portre çizen bir şehir takımı mesela. İzmir'den belki. Bilemem. Başarıda ve başarısızlıkta yanında yer alabilecek high-profile bir başkan... Düzgün, genç ve tecrübeli oyuncular... Alt ligden Süper Lig'imize gelen eski Beşiktaşlı Ertuğrul Sağlam. İyi hikaye çıkar burdan. Niye olmasın?

Tam Dişimize Göre (!)

Evet tabi, şeker gibi kura, lokum gibi kura. Tam dişimize göre. Yarının gazetelerinde siz görmeden ben yazayım istedim.

Kuraya 3. torbadan giren Galatasaray kağıt üzerinde ne kolay ne de zor olan, dengeli bir gruba düştü. Üstüne bir de şahane bir fikstür çekmişiz. Yunanistan cehennemine ve Ukrayna soğuğuna uğramıyoruz, üstelik gurbetçileri ziyaret ediyoruz.

Hedefi "Road to Kadıköy" diye koyarsak ve haddimizi bilmezsek grupta ilk 3'e kalamayız diye düşünüyorum. Osman Tanburacıları, Levent Tüzemenleri okuya okuya bu taraftar hep umut doldu, hep beklenti yükseltti. Bu takım Avrupa'nın A klasman takımlarından değildir arkadaşlar. B- takımları arasına da kılpayı girer şu ana kadarki görüntüsüyle. Gruptan çıkmak başarıdır. Hayırlısı tabi, kısfmet.

23 Ekim 2008 Galatasaray - Olympiakos
6 Kasım 2008 Benfica - Galatasaray
27 Kasım 2008 Galatasaray - Metalist Kharkiv
3 Aralık 2008 Hertha Berlin - Galatasaray

6 Ekim 2008 Pazartesi

Bursaspor: 2 - Galatasaray: 1

Üç büyüklerle Anadolu takımlarının oynadığı maçlarda köşe yazarlarının sadece son paragrafta Anadolu takımından bahsetmesi bir ritüeldir, bir klasiktir. Bunda sözde köşe yazarının at gözlüğü ile sadece İstanbul ekibini gözlemlemesi ve o takım üzerinden ezberinin kuvvetli olmasının payı olduğu kadar Anadolu takımının da göze batmayan, nahoş ve çirkef oyunun da etkisi vardır. Eh, bir tarafta Kewell var, bir tarafta İsmail Güldüren var diyelim. Hangisinden bahsetsen okuyucu yazının geri kalanını okur?

Bir klasiği bozalım ve az da olsa Bursaspor'dan bahsederek başlayalım. Maç boyu üstündüler. Kadayıf köşe yazarlarının yarın köşelerinde görürüz "Galatasaray kötü yolda, böyle gitmez" serzenişlerini. Halbuki bu Bursaspor'un karşısında bırakın bizim burjuvazi takımlarını, Premier Lig'in tepesinden aşağıdaki bütün takımları kötü oynuyor gibi gözükürdü. Yanlış anlamayın, Galatasaray bu akşam kötü oynuyor gibi gözükmedi, kötü oynadı. Ama rakibi Kocaelispor olsaydı, kötü oynuyor gibi gözükmeyecekti.

Samet Aybaba, Türkiye Kupası'nı kazanmış bir hoca. Biraderinin anlamsız ve itici lobileri olmasa ve kendisi de iddialı duruşunu doğru zamanlara saklasa belki de şu anda Lucescu ile beraber ismi geçiyordu Beşiktaş'ın başına geçmesi için. Hala bitmemiş olduğunu, hala hırslarıyla yaşadığını ilk golden sonraki Teksasvari sevinci ile gösterdi sanıyorum. Tabi sadece sevinç yetmiyor. Hocasıyla, oyuncularıyla ve taraftarıyla elbette, çok iyi bir maç çıkardılar.

Galatasaray'ın geriden iyi top çıkartamadığını, sıkışık savunmalara karşı ancak boşluklar bulduğunda etkili olabildiğini biliyoruz. Bursaspor maç boyunca pres nasıl yapılır, nasıl rakibe basılır bunu gösterdi kanımca. Top kendi sahalarına düşmeden pres amaçlı yerlerini kaybetmediler. Rakip sahada yalnızca hücum sırasında kaybettikleri toplarda topu itme özürlü Galatasaray defansının bu zaafını değerlendirmek için pres yaptılar. Hücum etmeye çalışan ve üç büyüklerden biri olarak her maçını kazanmak zorunda olan bir takımın geride boşluklar bıraktıklarını ve Galatasaray'ın da geride boşluk bırakmak konusunda pek istekli olduğunu etüt ettiğini düşünüyorum Bursasporluların. Yusuf, Sercan ve Adriano perişan ettiler sarı kırmızı tandemi. Ayhan neredeydi o sırada, Topal ve Linderoth çekirdek mi çitliyorlardı bilemem. Ayrıca dikkatimi çeken bir nokta da, ki hakikaten önemli bence, Bursasporluların önde oldukları son yarım saatin hiç bir dakikasında kendilerini yere atarak çirkefe yatmamaları oldu. 3. golü bulmayı istediler sürekli. Böyle bir tabloyu bir Anadolu takımında görmeyeli epey olmuştu.

Bellinzona, Kocaelispor ve Konyaspor galibiyetlerinin ardından vurgulamıştık özellikle bu maçlar Galatasaray için ölçü değildir diye. Bu maçın preview'ünü yazmış olsam, ligin en zor deplasmanlarından biri olduğunu ve asıl ölçünün bu maçta olduğunu yazardım. Takım olarak kötüydü Galatasaray. Nonda dökülüyordu, Servet ve Meira dökülüyordu, Ayhan dökülüyordu, Arda sola geçene kadar dökülüyordu. Şimdi burda geçen haftalarda dörder dörder atan takımı tümden eleştirmek yanlış bir yerde. Ama dedik ya işte, asıl ölçü buydu ve aslında takımın o kadar iyi bir yolda olmadığını gördük. Ben Galatasaray için seviniyorum. Kolay maçlarda takılmadılar ve gerçek sayılabilecek bir rakip karşısında tokat yediler. Bu tokadın altında mı kalırlar yoksa ayağa mı kalkarlar? Ayağa daha güçlü kalkmak için bir fırsat bu. Umarım sakatlıklara bağlamazlar kötü oyunlarını.

STAT: Atatürk
HAKEMLER: Hüseyin Göçek, Alper Ulusoy, Aleks Taşçıoğlu
BURSASPOR: Ivankov, Veli, Ömer, İbrahim, Bekir, Mustafa Sarp, Yusuf, Mustafa Keçeli, Adriano Melo (Gökhan Güleç dk. 64), Romaschenko (Fabricio Melo dk. 66), Sercan (Volkan Şen dk. 84)
YEDEKLER: Yavuz, Marcelo Rodriguez, Emrah, Cihan
TEKNİK DİREKTÖR: Samet Aybaba
GALATASARAY: De Sanctis, Sabri, Meira, Servet, Volkan Yaman, Arda, Ayhan, Lincoln, Hakan Balta (Aydın dk. 72), Nonda (Yaser dk. 81), Baros
YEDEKLER: Aykut, Emre Aşık, Serkan Kurtuluş, Alparslan, Mehmet Güven
TEKNİK DİREKTÖR: Michael Skibbe
GOLLER: Mustafa Sarp (dk. 39), Sercan Yıldırım (dk. 48), Arda (dk. 56)
SARI KARTLAR: Veli (Bursaspor), Sabri, Milan Baros (Galatasaray)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
bilim sanat felsefe değil, bira sigara futbol. - şubat 2008