7 Ağustos 2009 Cuma

Errör - 2

Geldiğim ilk yıl 22 golle Gol Krallığı yaşayıp, adımı tarihe altın harflerle yazdırmayı başardım.Ligde rakiplerinden 5 puan, Şampiyonlar Liginde 3 maçta 7 puan alan takımın kaptanı iken Sakaryalı olmam sebebiyle dönemin başkanı Ali Şen tarafından takımdan uzaklaştırıldım. Başkan hatasını anlayıp özür diledi fakat gittiğim Kocaelispor maçında ayağımın kırılması sebebiyle sevdiğim formama dönme şansını bulamadım.

Hayatımın ilerleyen zamanlarında da başarılı olmayı amaç edindim.tabıkı her ınsan gıbı hayaller kurdum ama asla hayal perest gıbı yaşamadım ınandım ıstedım çalıştım ve başarmaya devam edıyorum her kesın kendısının en ıyısını başarması dıleklerımle saygılarımla.

Uygun'un Sivasspor.org'daki Kendi Yazdığı Özgeçmişi
Errör - 1

29 Temmuz 2009 Çarşamba

2288

http://www.2288gs.com

28 Temmuz 2009 Salı

Hayrola Kaptan?

Hortumlu Sigara

‘Hortumlu sigara' yöntemi kısa sürede ilgi odağı oldu. Buna göre, ince bir hortumun uçuna bantlanan sigara pencereden dışarıya bırakılıyor. Hortumun diğer ucunda masa başında oturan müşteriler dumanı hortum sayesinde çeken müşteriler, hemen yandaki tahliye hortumu ile dışarıya üflüyor. Böylece içeride hiç duman olmuyor.

Sigara Yasağını Hortumladılar - Radikal

21 Temmuz 2009 Salı

Bütün Kötülüklerin Anası

Alkol, esasen Britanya futbol folklorunun bir motifidir. Orada taraftar zaten umumiyetle zurna gibidir. İçkili lokantacılar ve malt imalatçıları ada futbolunun ilk finansörleri arasındaydı. Böylece müşteriye yakın oluyorlardı. O sıralar bir Britanyalı işçinin günlük bira tüketimi ortalama 1.7 ile 4 litre arasında hesaplanıyordu ve mahdut boş saatlerinde bu adamlar pub’dan bir tek stada gitmek için çıkıyorlardı.

İçiyorlarsa sebebi var - Tanıl Bora

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Errör


16 Temmuz 2009 Perşembe

Tobol: 1 - Galatasaray: 1

Hastası olduğum Battlestar Galactica biteli birkaç ay oluyor. İnsan ırkı ile insan üretimi olan yapay zekaya sahip Cylon adı verilen robotlar arasındaki mücadeleyi konu alan ve yalnızca bir uzay dizisi değil aynı zamanda din, politika, ordu ve devlet ilişkileri gibi popüler konulara da eğilen bir diziydi BSG. Dizide Cylonlar tek tanrıya, insanlar ise Kobol Tanrıları adını verdikleri bir takım tanrılara inanırlardı. Maç öncesinde "Kobol-Tobol, eheheh..." şeklinde gülüyordum içimden içimden.

İşte bu tip düşünceler düşüyordu aklıma Tobol ile Galatasaray arasındaki maç öncesinde. Battlestar Galactica'yı ve Kobol Tanrıları'nı düşünen olmasa da, bizim topçuların da maçtan daha farklı, daha ilginç, daha heyecan verici şeyler düşündüklerini düşünüyorum maç sırasında.

Birkaç gündür beylik ve tanburacı yazarlarımızın da belirttiği üzere, gençlerin yeni taktik ve anlayışa ne kadar uyum sağlayabilecekleri üzerine bir denemeye girişti Rijkaard. Gidecekler ve kalacaklar belli olacaktı yani ufak ufak. Gençlerden kastım maçın ilk yarısında ileri üçlüyü oluşturan Aydın, Yaser ve Erhan Şentürk oluyor. Aydın'ın ve Yaser'in, ama özellikle Yaser'in orta saha ile iletişimi son derece kısıtlıydı maçın genelinde. Burada orta saha oyuncularının geçen seneye göre Rijkaard usulü optimize edilmiş dizilişi tam olarak benimseyemesinden çok, Yaser'in ve Aydın'ın içerisi ile olan maddi ve manevi kopukluğu dikkat çekiciydi benim nazarımda. Görünüşe bakılırsa bu üçlüden ikisi kirayı hakediyor olur ileriki günlerde. Takımda kalan Aydın mı olur yoksa Yaser mi olur, bu da teknik kadronun tasarrufu olacak.

Maça dair bahsedilmesi gereken diğer bir nokta ise çok belirgin olarak gözlere çarpan Gökhan-Servet ikilisinin defanstan top çıkaramamasıydı. Beklerin orta saha çizgisinden ileriye çıkmayı abartması ve ortadaki üçlünün de yeterince top istememesi ile Quasimodo gibi kamburunu çıkara çıkara topu birbirlerine tepmek durumunda kaldı bu kara kuleler. İkinci yarıda Baros ve Arda'nın girişi ile biraz kıpırdandı orta saha ama bu olası problemin kronik hale gelmemesi için şimdiden önlemlerin alınması gerek diye düşünüyorum. Gökhan ve Servet'i toplasan bir Popescu çıkmayacağı için farklı bir yöntemin bulunması lazım takım tertibi içinden.

Son olarak: Aziz Yıldırım'a laf sokmasını biliyorsun Adnan Polat Bey, ama hani nerde bizim yeni formalar? Yeni transferler ile gaza gelmişim, cebimden paracıklar taşıyor, forma almak için yanıp tutuşuyorum ben burada. Evet alakasız oldu. Hazır alakasız yazmışım, devam edeyim. Sabri, Juventus ile görüşmelere başlamış. Sabri'ye yıllık 1,2 milyon euro vermeye hazırmış İtalyanlar. (şaka yaptım lan, şaka)

Doomsday: 19 Temmuz

Artık hangi mekânlarda sigara içilebilecek, hangilerinde içilemeyecek?

Konutlar hariç, kamu alanları dahil tüm kapalı alanlarda, taksiler dahil tüm toplu taşıma alanlarında, dershanelerin, tüm okul öncesi, ilk ve ortaöğrenim kurumlar’nın, kültür ve sosyal hizmet binalarının kapalı ve açık alanlarında sigara içmek yasak.Özel hukuk kişilerini ait olan lokanta, kahvehane, kafeterya, birahane gibi tüm eğlence hizmeti verilen yerler, açık havada yapılan her türlü spor, kültür, sanat, eğlence faaliyetinin yapıldığı yerler ve seyir yerleri de yasak kapsamında kalıyor. Ancak, bu tesislerde tütün ürünlerinin tüketilmesine mahsus alanlar oluşturulması halinde toplam seyir alanının yüzde 50 ’sini geçmeyecek ve ortamda bulunan diğer kişilerin etkilenmesini önleyecek şekilde düzenlemeler yapılacak.

Sigara yasağının uygulanmadığı bir yer kaldı mı?

Evet kaldı. Huzurevi, akıl hastanesi, cezaevi, şehirlerarası veya uluslararası denizyolu araçlarının güvertelerinde sigara içmek serbest olacak.

Sigaralı restoran, kafe gibi sadece sigara içenlere özel yerler açılabilir mi?

Hayır, açılamayacak.

Sigara yasağını delen vatandaş ne kadar ceza ödeyecek?

Yani yasak olduğu yerlerde sigara içen vatandaşlar 2009 yılı için 69 lira para cezasına çarptırılacak.

Sigara izmaritini yere atanlara ne ceza uygulanacak?

Kabahattler Kanunu’na göre izmaritini yere atanlar 25 lira ceza ödeyecek.

Sigara yasağının uygulanması esnasında vatandaşlar ve işletmeciler hangi kurumlar ile muhatap olacaklar? Karşılarında hangi kurumları görecekler?

Sigara yasakları konusunda, belediye sınırları içinde belediye encümeni, dolayısıyla da belediye zabıtası ve polis sorumlu olacak. Belediye sınırları dışındaysa, mülki amir sorumlu olacak ve görevlendirdiği kişiler yasaklar konusunda denetleyici olarak görev yapacak.

İşyerimin balkonunda, yangın merdiveninde sigara içebilecek miyim?

Hayır, içilmeyecek.

33 soruda dumansız hayatın ilkeleri - Radikal

14 Temmuz 2009 Salı

Sigara ve Futbol

On yıl kadar geri gidersek dahasını da söyleyeceğim. 1946-56 arasında Tottenham forması giyen (9 kez milli) Eddie Baily, yeni çıkan light sigaraların reklam yıldızı idi. Gazete ilanında, elinde sigarasıyla şöyle sesleniyordu tüketici milletine: “Maçlardan sonra ağzınızın nasıl kuruduğuna inanamazsınız. Bunun için ben, hem dolgun hem yumuşak tütün tadıyla Craven A’yı tercih ediyorum.”

Kaleye bir cigara içimi mesafede - Tanıl Bora

Ayhan'ın Sıkıntısı

"Sarı kırmızlı takımda daha önce “Arda’ya seve seve kaptanlığı veririm” diyen ve kendisini her ortamda destekleyen Ayhan Akman “Kimse merak etmesin Arda G.Saray’a yakışan bir kaptan olacak” diye konuşurken, şu günlerde kendisinin tek sıkıntısının ayağındaki tırnak batması olduğunu kaydetti."

http://www.sporx.com/futbol/superlig/159860/?ref=ABML5

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Bursasporlu Olmak

Atatürk Stadı önünde toplanan yaklaşık 200 kadar yeşil-beyazlı taraftar adına konuşan Mehmet Güzelsöz, Bursaspor taraftarları olarak, kentte Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray takımlarının futbol okullarını ve ürün satış mağazalarını istemediklerini söyledi.

Güzelsöz, yaptıkları bu açıklamanın son uyarı niteliği taşıdığını ifade ederek, ''Açık ve net olarak söylüyoruz. Bu son uyarımızdır." dedi.

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Ferguson'un Son Projesi

Ekvador Milli Futbol Takımı formasını 34 kez giyen 23 yaşındaki futbolcu da yeni kulübünün internet sitesinde yaptığı açıklamada, ''Wayne Rooney, Rio Ferdinand ve Ryan Giggs gibi isimlerle aynı takımda, 76 bin taraftarın önünde oynamak müthiş bir deneyim olacak. Başlamak için sabırsızlanıyorum'' dedi.

http://www.ntvmsnbc.com/id/24980082/

30 Haziran 2009 Salı

Twin Towers

Gökhan Zan’la uzun yıllar milli takımda birlikte oynadığını belirten Servet, “Gökhan’la beraber aynı kulüpte oynar mıyız” diye sohbetlerimiz oldurdu. Milli takımda çok oynadık. Birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Ayrıca bizim takımımızda Emre (Aşık)Ağabey, Emre Güngör, Semih Kaya, Murat Akça ve PAF Takımdan gelen arkadaşlarımız var. Gökhan’la ben milli takımda beraber oynuyoruz diye, burada da biz oynayacağız diye bir şey yok. Bütün arkadaşlarımız, Gökhan ve ben de oynamak için elimizden geleni yapacağız. Son kararı hoca karar verecek. Geçen sene defans olarak sıkıntılar yaşadık ama bu sezon yaşayacağımızı düşünmüyorum” dedi.

http://www.galatasaray.org/futbol/futbol_as/haber/4162.php

26 Haziran 2009 Cuma

Facebook Taraftar Anketi

Efenim bırakınız artık Telegol üzerinden, Spor Stüdyosu üzerinden "En çok taraftar kimde?" anketleri için 3428'e mesaj atarak GSM operatörlerini zengin etmeyi. Benim fikrim geldi ve matematiksel veriler üzerinden çok fena sosyolojik tespitler yapıcam birazdan. Hedefim Facebook'taki fan sayfaları üzerinden en çok taraftara sahip takımı bulabilmek ve çözümlemeler yapmak.

Veri tabanımı tahmin edeceğiniz üzere Facebook kullanıcılarından oluşturuyorum. İnternet kullanmayı bilen 15-35 yaş arası çoğu erkek, azı kadın olan ve denek olduklarından haberdar olmayan bir denek topluluğu var karşımızda. Facebook üzerinden kendini tanımlamaya bayılan bu kesim, futbolun din olarak görüldüğü ve takım tutmayının ibne sayıldığı bir toplumda yaşıyor. Bu da verilerin doğru çıkma ihtimalini artıran ve yüzleri güldüren bir durum.

Kızları ağına düşürmek ya da spam mailleri ile ailelerin ocaklarına incir ağacı dikmek isteyen bir kesim bulunuyor "feys" kullanıcıları arasında. Bunlar düzenli olarak "İddia ediyorum 1 milyon tane Atatürk seven/Galatasaraylı/Fenerbahçeli/Hrant Dink'i sevmeyen bulabilirim" gibi gruplar kuruyorlar. Bunlara kılım. O yüzden subjektif olma rahatsızlığı duymaksızın bunları araştırmaya dahil etmiyorum ve eliyorum. Fan sayfaları asıl odak noktam ancak arama motorundan Galatasaray ya da Fenerbahçe yazdığımda karşıma birkaç tane fan sayfası çıkıyor. İrili ufaklı fan sayfalarını da görmezden geliyorum ve en çok üyeye sahip fan sayfaları üzerinden taraftar sayılarını karşılaştırıyorum. Çünkü Türk milleti zekidir ve en çok üyeye sahip gruba monte eder kendini. Ne işi var 100 kişilik fan sayfasında?

Arama motorunda Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş'ı arattığımda, en çok üyeye sahip fan sayfaları, rakamları ve linkleri şöyle:

Fenerbahçe: 1,236,169 üye
Galatasaray: 1,079,738 üye
Beşiktaş: 378,195 üye

Rakamlara baktığımızda kendini Fenerbahçeli olmak üzerinden tanımlamaya bayılan Fenerbahçeli taraftarlar Facebook'ta da zirveyi bırakmamış. Mehmet Topuz transferi sırasında üye sayısında bir dalgalanma yaşamış olsa da dik durabilmiş ve geleceğe gururla bakıyor bu sayfa. Göz yaşlarımı siliyor ve Galatasaray'a geçiyorum.

Aristokratik, teknokratik ve idiomatik görüşleri tek potada eritmiş Galatasaray'ın taraftarı ise ikinci sırada bulunuyor. Mektepli ve alaylıların da tek potada eridiğini görüyoruz bu grupta ki bu da göz yaşlarının sel olup akmasına sebep oluyor ama değişen bir şey olmuyor ve ikinci sıradalar. 200 bin farkla.

"Herkes bir gün Beşiktaşlı olmasın, o ayrıcalık bizde kalsın." düsturuyla sokağa çıkan, meydanındaki heykelin önünde saygı duruşuna geçen ve küfüre karşı olan hem de çok karşı olan Beşiktaş taraftarı ise belli ki internet başında ilim irfan peşinde koşacağına, kahvehanelerde pişpirik atmakla meşgul. Ama ziyanı yok. Bu fark da zamanla kapanır diye umut etsinler. Nicel olarak olmasa da nitel olarak Beşiktaş taraftarı büyüktür.

Araştırmamın sonuna gelirken, sizleri selamlamak ve terli olmayanlarınızın yanaklarından öpmek istiyorum. Bu güzel araştırmanın sonunda şunu anladık ki Facebook'ta en çok Fenerbahçe'nin üye taraftarı var. Ama Facebook kullanmayan taraftar sayılarını hesaba kattığımızda Afyonkarahisarspor'un büyük atağa kalktığını ve dosta güven düşmana korku pompaladığını görebiliriz. Afyonkarahisarspor ve Yeni Nazillispor gerçeklerini görmezden gelmeyin.

New Era

Rooney, Ferdinand ve çekik gözlü arkadaşlarının (uzak doğu pazarı mı dedi birisi?) tanıtımında kullanıldığı Manchester United'ın yeni forması yeni bir döneme işaret ediyor kanımca. Şu formanın güzelliğine bir dikkat kesilin hele. Üç ana renkten oluşuyor ve orta kısımda bulunan v şeklindeki siyah şeritin kazandırdığı keskin hatlarla "benim bir hikayem var ulan" diye bağırıyor yeni forma. Artık öyle yaratıcılıktan uzak formalara yer yok iddiasını taşıyor bu yeni forma.

"Bu bizim klasik, efsane formamız" diyerek çubuklu formaya sırtını dayayanlar, yaratıcı olmak adına turuncu gibi, yavruağzı gibi, cam göbeği gibi renklere sarılanlar artık kabuklarına çekilsinler. Bize hikayesi olan, hikayesi olabilecek formalar verin istiyoruz sevgili kulüp sahipleri. Ondan sonra isteyin 80-90 lirayı, ben sigaramdan kısmaya razıyım.

http://www.sporx.com/futbol/ingiltere/157869/?ref=AKM1

5 ay sonra ilk posta. Devamı da gelir posta posta.

5 Şubat 2009 Perşembe

44

"Galatasaray varsa umut vardır. Galatasaray'ın olduğu her yerde umut vardır."

4 Şubat 2009 Çarşamba

Sivasspor: 4 - Galatasaray: 2

Rahatsız edici bir maçtı Galatasaraylılar açısından. Takım sahaya 5 yedekle çıkmış, 18'i tamamlamak için sokaktan adam çevirmeye düşecekler neredeyse. Eksik olanlar da takımın iskeletinden fazlası, olmazsa olmazları. Böylesi bir durumda sağlıklı yorum yapmak zor tabi, düşünün Sabri'yi aradı bu gözler.

Türkiye Kupası'nın saçma sapan kura sisteminden dolayı iki grup liderinden birinin eleneceği bu çeyrek finalin ikinci ayağında iki takım da çok sıkıcıydı. İkisi de uzun ilişki yaşayan ve yan yana durup da sus pus takılan sıkılgan ergenler gibiydiler ki anlayabiliyorum bir ölçüde çünkü bu maç onların 2 haftadaki 3. karşılaşmaları. Hepsi de tatsız, tutsuz geçmiş; sürekli bir itiş, kakış, hoş olmayan görüntüler falan. Yani anlayacağınız futbola dair olanlar yine sınırlıydı bu eşleşmede, hele ki güzellik namına birşeyler koyacak olanlar da sakat olunca böylesi bir umut beslemek bile günahtı, yasaktı izleyenlere.

Sonucu Arda ve Yaser'in beceriksiz penaltı atışları belirledi. Gençliğimin 3 saatini yiyen bu karşılaşmadan Galatasaray da galip çıkabilirdi ve kimse şaşırmazdı. Ağzı leblebi tozuyla dolu veletler gibiydik maç sonunda. Onca zaman sabrettik ama futbola dair tek bir güzel anını hatırlamıyorum şu maçın.

STAT: 4 Eylül
HAKEMLER: Bünyamin Gezer, Muhittin Gürses, Asım Yusuf Öz
SİVASSPOR: Petkoviç, Abdurrahman, Sedat, Diallo, Murat Sözgelmez, Musa (Balili dk. 65), Sylla, Sezer (Mohammed Ali dk. 83), İbrahim, Kamanan, Mehmet Yıldız
YEDEKLER: Akın, Faruk, Pacheco, Tevfik, Tum
TEKNİK DİREKTÖR : Bülent Uygun
GALATASARAY: Aykut, Emre Güngör, Meira, Emre Aşık, Hakan Balta, Barış (Volkan dk. 113), Mehmet Topal, Mehmet Güven, Arda, Nonda (Yaser dk. 102), Ümit Karan
YEDEKLER: Orkun, Serkan, Alparslan
TEKNİK DİREKTÖR: Michael Skibbe
KIRMIZI KART: Mehmet Yıldız (dk. 118) (Sivasspor)
GOLLER: Arda (dk. 8) (Galatasaray), Kamanan (dk. 30) (Sivasspor)
SARI KARTLAR: Hakan Balta, Emre Güngör, Emre Aşık, Barış (Galatasaray), Sylla, Sezer, Murat Sözgelmez (Sivasspor)
ATILAN PENALTI: Hakan Balta (Galatasaray), Diallo, Balili, Kamanan (Sivasspor)
KAÇAN PENALTI: Arda, Ümit Karan, Yaser (Galatasaray), Mohammed Ali (Galatasaray)

3 Şubat 2009 Salı

100

17 Şubat 2008'den bugüne 100 posta... Nice 100'ün aşkına geliyor sıradaki parça: Black Strobe'dan I'm a Man.

2 Şubat 2009 Pazartesi

Kolbastı

Trabzon'un yöresel dansı kolbastı içinde bulunduğumuz dönemin yeni modası artık. Hayır, "Yemekteyiz Karadeniz"de yemek sonrasında çıkan kolbastı gruplarından dolayı değil, Trabzonspor'dan dolayı. Bordo mavili oyuncular performanslarıyla yengeç dansını da çiftetelliyi de kaldırdılar piyasadan.

Benim asıl dikkatinizi çekeceğim konu kolbastı nasıl popüler oldu, hangi bölgeden çıktı, nasıl değişime uğradı, yengeç dansını nasıl ekarte etti falan değil. Fotoğrafa bakmanızı istiyorum önce. Trabzonsporlu bir grup oyuncu deplasmanda 2-0 mağlup ettikleri Ankaraspor maçının ardından, saha içinde bu seneki alışkanlıkları üzerine kolbastıyı icra ediyorlar.

En solda Senegal'in Guédiawaye ilinde doğmuş olan Tony Slyva var. Onun solunda Zagreb doğumlu Hrvoje Čale. Nkanglikock, Kamerun doğumlu Rigobert Song'un arkasında kalan soldan dört numara Münih doğumlu gurbetçi Ceyhun Gülselam. Üstünde Ankaraspor forması olan Selçuk İnan ise İskenderun doğumlu. Onların hemen yanındaki Balıkesir doğumlu Egemen Korkmaz'ın "biz biliyoruz da mı oynuyoruz, haydi Alanzinho haydeee" diyerek itelediği Alanzinho sambanın memleketi Rio de Janerio'da doğmuş.

Resimde yalnızca iki Trabzonlu var: Soldan üçüncü sıradaki Hüseyin Çimşir ve en sağda kalan Tayfun Cora. İkisinin de gözlerinden mutluluk okunuyor. Sahada zafer için beraber ter akıttıkları iş arkadaşları, onlarla beraber bilerek ya da bilmeyerek Trabzon'un yöresel oyunu kolbastıyı oynuyorlar. Kolbastı onların kenetlenmesini sağlıyor. Kolbastı neşe katıyor onlara, arkadaşlıklarını pekiştiriyor. Bu güzel karakterli oyuncuların bir de başarılı olması şehre de enerji katıyor ve böylece kenetleniyor Trabzon halkı. "Neden" diyorlar işte o yüzden, "neden şampiyon olmayalım?"

Kolbastı - Vikipedi

O An - 8

Cimbom'a Gönderme - Milliyet

1 Şubat 2009 Pazar

Bir Devrin Sonu mu?

Federer'in ödül töreni sırasında ağladığını görmeden önce, ruhsuz ve mental olarak yenik oynadığı 5. ve son set sırasında yazımın başlığını "Ağlama Roger" olarak düşünüyordum. Çünkü hiç alışkanlığı değildir majestelerinin duygularını yansıtması ve biz daha önce böylesine ağzı yüzü titreye titreye üzüntüden ağladığını görmemiştik hiç onun. Meğer onun da duyguları varmış da içine atıyormuş, android değilmiş İsviçreli.

Epey duygusal bir hava vardı Melbourne'de Nadal ve Federer'e ödülleri verilirken. 14. Grand Slam şampiyonluğunu kazanarak Pete Sampras'ın rekoruna ortak olamamanın acısı bir yana bir de 2008 boyunca boyun eğdiği Nadal'a yine yenilmesiydi gözyaşlarının sebebi. Eh bir de , herhalde o da görüyordu artık onu tahtından kalıcı olarak indirmeye niyetli İspanyol'un varlığını. İşte bütün bu hayal kırıklıkları fiziksel yorgunluğun üzerine eklendiğinde resimdeki tablo oluştu. Önümüzdeki Roland Garros'u toprak zemindeki üstünlüğü mevzu bahis olduğundan yine Nadal'ın almasının yüksek ihtimal olduğunu düşünürsek, geriye come-back yapabileceği bir Wimbledon kalıyor Fedex'in. O da olmazsa bir devrin kapanışına, bir devrin açılışına şahit oluyoruz demektir zaten. Hırçın oyununa deforme olarak cevap veren dizleri izin verirse eğer, uzun yıllar boyunca Nadal'ın üstünlüğüne tanıklık edecek herkes.

Ödül törenindeki konuşmalar ve jestler ise enfesti. Federer Nadal'ı, Nadal da Federer'i onurlandırdı. Bu biri efsane biri de efsane olmaya aday iki büyük sporcu birbirlerine sarıldıklarında kimse onların samimiyetinden şüphe etmiyordu, eminim. O yüzden mesela -kendisinden çok hazzetmesem de- benim de gözlerim doldu Fedex'i ağlarken görünce ve insanlık namına göğsüm kabardı Nadal'ın Fedex'i onore edişini izlerken. Büyük keyifti bir pazar günü 4 saat boyunca bizi televizyon başına kitlemeniz, teşekkür ederiz baylar.

"You can't go through your whole life as a tennis player taking every victory that's out there. You've got to live with those, you know. But they hurt even more so if you're that close, like at Wimbledon or like here at the Australian Open. So that's what's tough about it." - Roger Federer

"Roger, I'm sorry for today. I know exactly how you feel. Just remember you're a great champion and you're one of the best in history and for sure you're going to match Sampras. To receive this trophy from Rod Laver is a dream for me. Thank you very much." - Rafael Nadal

En Büyük Nadal! - Sporx

Denizlispor: 0 - Galatasaray: 2

Epey vasat bir maçtı. Ne Galatasaray ilk golden sonra goller bularak erkenden maçı bitirmek istedi ne de Denizlispor beraberliği yakalayacak elle tutulur pozisyonlar bulabildi. Galatasaray açısından farkı artırmak için görünür bir fırsattı Baros'un golünün 9. dakikada gelmesi. Bozulan ve sendeleyen rakibi nakavt etmek için iyi bir fırsat erken gol. Olmadı ama, isteksiz ve uyumsuzdu takım. Bireysel olarak epey kötü performanslar izledik. Denizlispor'da bir taşra kulübü klasiği olan "burjuva takımları karşısında geriye düşünce maçı bırakma ekolü" yoktu aslına bakarsanız ama maçı döndürme adına iyi niyetleri de sivrisinek etkisi yarattı sarı kırmızılı rakibinde.

Bireysel olarak epey tartışılacak ismi vardı bugün Galatasaray'ın. Sahada ruh gibi gezinen Nonda'dan başlayabiliriz. Belli ki Skibbe ona orta sahaya yakın oynamasını tembihlemişti ama o fazla ciddiye almış olacak ki ceza sahasına yaklaşıp da Baros'un yükünü hafifletmeye tenezzül etmedi maç boyunca. İki kere göründü, ikisi de gol pozisyonlarıydı. İlkindeki güzel pası, ikincisindeki enfes vuruşu onun bugün sahada "takım arkadaşlarını tanımayan devre arası transferi" gibi dolaşmasını affettirmiyor ne yazık ki.

Bir paragraf da Arda'ya açmak lazım. Sivas maçlarındaki düşük performansı bu maçta da devam etti. Lincoln ve Kewell'ın yokluğunu en çok çeken o gibi gözüküyor. Takım ne zaman birilerinin yoktan mucize yaratmasını beklese kafalar hiçbir zaman sorumluluktan kaçmayan Arda'ya dönüyor. Ama o da bir yere kadar işte. Sadece kondisyon olarak değil, mental olarak da düşüyor maçın büyük bölümünde. Onu yer yer sırtlayacak kreatif adamlar lazım ki maalesef onlar revirde iğnelerle haşır neşirler.

Sabri'ye açacağım paragraflar kadar başına taş düşsün. Yine boş bıraktı kulvarını. Ha boş bıraktığına değecek iş yapsa rakip alanda, dilimi kesicem. Yaptığı tek yararlı iş şok preslerle rakip oyuncuların oyun kurmalarına izin vermemesi. Bu kadar.

Yazıyı Sabri'yle bitirince insanın içi kararıyor. Karartacak kadar olmasa da vasat maçtı. İzlemeyenler birşey kaybetmedi.

STAT: Denizli Atatürk
HAKEMLER: Koray Gençerler, Volkan Narinç, Arkın Akgöl
DENİZLİSPOR: Cenk, Ferudun, Burak, Couto, Çağlar, Bangoura, Berberoviç (Carlos Alberto dk 46.), Emin (Caner dk 77), Braga, Musa Sinan (Engin dk 67), Roberts
YEDEKLER: Okan, Carlos Alberto, Süleyman, Engin, Caner, Şener, Fatih
TEKNİK DİREKTÖR: Ümit Kayıhan
GALATASARAY: Da Sanctis, Sabri, Meira, Servet, Hakan Balta, Barış, Mehmet Topal, Ayhan, Arda (Volkan Yaman dk 89), Nonda (Yaser dk. 73), Milan Baros (Mehmet Güven dk 84)
YEDEKLER: Aykut, Linderoth, Aydın, Yaser, Emre Aşık, Volkan, Mehmet Güven
TEKNİK DİREKTÖR: Michael Skibbe
GOLLER: Milan Baros (dk. 9) Nonda (dk. 72)
SARIKARTLAR: Ferudun, Emin, Carlos Alberto (Denizlispor) Arda (Galatasaray)
KIRMIZI KART: Ayhan (dk. 81-ikinci sarı karttan)

31 Ocak 2009 Cumartesi

Sivasspor Gibi Olmak

Birkaç gündür peder beyin özel şoförü oldum, ordan oraya burdan şuraya derken torpidoda tekrar tekrar dönmekten tükenen müzik cd'lerinin yerini zamanla radyolar aldı. Bursa'da da türkçe poptan ötesi çölde vahaya denk düşüyor, bu yüzden bizim Golf'ün sınırları dahilinde en çok dinlenen radyo kanalı Lig Radyo. Neyse, Lig Radyo'yu dinlerken şans eseri aynı konuyu konuşan üç farklı programa denk geldim farklı zamanlarda. Birinde Bursaspor'un başkanı İbrahim Kızıl, birinde tanımadığım bir Kocaelispor yetkilisi, sonuncusunda da yanılmıyorsam Yılmaz Vural konuşuyordu. Üç programda da ana konu şuydu: "Sivasspor aşağı yukarı diğerlerininkine benzer bir ekonomiyle bu başarıları elde ediyor da, diğer Anadolu kulüpleri neden başaramıyor?"

İlk başlarda ilgiyle dinlediğim konuyu, muhabbet ilerledikçe ve diğer yayınlarda da konuya getirilen açılımın perspektifi miligram artmayınca pes ettim, kapattım Lig Radyo'yu. Üç konuşmada da başarı yolunda ekonomik etkenlerin yanında başka etkenler olduğundan bahsedilmedi. Belki böyle işlerine geldi programcıların, onlar da üç büyüklerin dışında bir başarı hikayesi yazmak istiyor elbette ve Sivasspor şu anki konumuyla bir başarı hikayesidir. Bir de "yokluklar içinde Sivasspor" etiketiyle bunu sundunuz mu alıcılara, arkanıza yaslanır ve havai fişekleri izlersiniz.

Yanlış anlaşılmasın, Sivasspor'un başarısını küçümsemiyorum onca yokluk içinde. Benim demek istediğim ekonomik etkenlerin dışında birçok alan var konuşulması gereken. Doğru oyuncuların doğru bir teknik direktör ve yönetim kadrosu ile bir araya gelmesi, şehrin zamanla takımına sahip çıkması ve ona inanması, ligdeki diğer kulüplerin yani rakiplerin gelişim düzeyleri ve benzeri birçok nedenden bahsedilmesi gerekir. Ve benim onca işimin arasında Lig Radyo'da bunları kaale almadan ağız oynatan haberci ya da yorumcu kılıklıları dinlerken canım epey sıkıldı.

İkidir basına çatıyorum, hayırlısı.

29 Ocak 2009 Perşembe

Arda Kimi Solladı?

29 Ocak tarihli haber: Arda yıldızları solladı!

Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Federasyonu’nun (IFFHS) yaptığı 2008 yılında dünyanın en popüler futbolcuları anketinde Türk oyuncular Arda Turan, Semih Şentürk ve Hamit Altıntop dünya yıldızlarını geride bıraktı.

Yaa, ben, neyse, birşey demiyorum ya... Bu konuda 2007 Temmuz'unda da birşeyler yazmışım farklı bir blog'da. Onun linkini veriyorum. Aşağıda da habere konu olan en popüler 10 isim var. Aynı olay, aynı bok. Hadi bu saçma sapan anket olayını geçtim de, habere bakar mısınız? Bu ülkede gazetecilik bu kadar kolaysa, sadece traj içinse herşey, ne saygıyı ne de trajı hakediyorlar bu densiz gazeteci müsveddeleri. Artık aklı başında olan kesim gazete bayiine gittiğinde "bakalım bugün hangi boku sıçtılar?" diye bakıyor spor sayfalarına. Bunu biliyorlar ve buna rağmen aynı boku sıçıp sıçıp yemeye devam ediyorlar. Böyle gazetecilik olmaz, olmasın.

Dünyanın En İyi Futbolcusu Hakan Şükür mü? - Çalışamıyoruz

Oyuncu - Ülke - Takım - Aldığı oy
1. Mohamed Aboutreika Egypt Al-Ahly Cairo 301.837
2. Óscar David Suazo Honduras Benfica 283.829
3. Marcos Brasil Palmeiras São Paulo 155.282
4. Faisal Agab Sido Sudan Al-Merreikh Omdurman 104.521
5. Rogério Ceni Brasil São Paulo 94.622
6. Arda Turan Türkiye Galatasaray İstanbul 88.321
7. Alireza Nikbakht Vahedi Iran Pirouzi Teheran 82.597
8. Semih Şentürk Türkiye Fenerbahce SK İstanbul 42.024
9. Yasser Al-Qahtani Saudi Arabia Al-Hilal FC Riyadh 38.698
10. Dario Srna Hrvatska Shakhtyor Donetsk 20.443

28 Ocak 2009 Çarşamba

Sarelle vs Nutella

Bu yazıda taraflı olmam beklenmesin, boğa burcuyum ve erkeğim. Yani? Yani boğa burcu olarak midesine düşkün, sanata ve estetiğe değer veren bir insanım. Erkek olduğumdan da kalbime giden yol boğazımdan geçiyor. Yani? Yani hayatımda ilk defa birini aldatıyorum ama boşuna değil, siz de bakarsanız tadına siz de aldatırsınız.

Çocukluğumda sarelle yermişim. Tüplerde satılan. Ben çocukluğumdaki kötü anılarımdan ve b12 vitamini eksikliğimden dolayı çocukken ne bok yedim, ne halt ettim hiç hatırlamam. Benim için başlangıç tarihi flu görüntüler eşliğinde lise hazırlıkta başlar. (oha) Dur dur, hatırlıyorum orta okulda Chokella yerdim. Nutella çok pahalıydı o zaman. Herkes alamazdı. En üstte dururdu raflarda. Chokella ise sevimli sincabı ve bayrak kırmızısı şişesiyle göz kırpardı orta ve alt sınıfa. Ama Nutella öyle değildi işte. Basbayağı emperyaldi, işgalciydi, yabancıydı, pahalıydı!

Sonra büyüdüm falan derken ben Nutella yemeye başladım. Chokella'yı beğenmez oldum. Geçiş sancılı oldu aslında çünkü arada hala Chokella alırdım alışkanlıkla. Nutella çok iyiydi de Chokella'nın hatrı vardı. Ta ki düne kadar. Ta ki yeni Sarelle'den aldığım ilk çay kaşığına kadar. O kremanın tükürüğüme karışmasıyla ve boğazımdan geçmesiyle ayaklarım yerden kesilir oldu, kalbim çarpmaya nefesim kesilmeye başladı. Bir kaşık daha, bir kaşık daha, bir kaşık daha... Bayılmışım.

Diyeceğim şu arkadaşlar, Sarelle Nutella'ya ters takla attırır. Bakın elimde kaşık var, dikkatlice kaşığa bakın, gözünüzü kaşıktan ayırmayın. ...Sarelle yiyiniz... ...Sarelle yiyiniz... ...Sarelle yiyiniz...

not: Sarelle'de trans yağ, renklendirici ve koruyucu madde yok. Fındık oranı ikisinin de aynı. Kakao tozu Nutella'da % o,4 daha fazla. Sarelle'nin tek dezavantajı 350 gramlık kavanozunun 5-6 lira olması. Emperyal dediğimiz Nutella 3,5-4 lira. Gerçi fiyatı düşük olsa yerli malı diye burun kıvırırdık.

Tadelle ve Sarelle Yeniden Piyasada - Haber
Sarelle Trans Yağ İçermez - Reklam
Ayağını Denk Al Nutella, Sarelle Geri Döndü! - Facebook grubu

Galatasaray: 1 - Sivasspor: 1

İlla "maç şu takımın hakkıydı" gibi klişe bir yorum yapmak gerekirse "şu" kelimesi yerine "Sivasspor" yazılmalı diye düşünüyorum. Topla oynama oranlarında, şut ve korner sayılarında Galatasaray'dan epey gerideler belki ama oyun neyi gerektirdiyse onu oynadılar. İyi gömüldüler maç boyunca ve özellikle ikinci yarı basketbol tabiriyle pick and roll'ler ile rakip ceza alanında kolayca bitiverdiler. Geniş alanda yaptıkları verkaçlarla sonuca gitmek konusunda çok iyiydi kırmızı beyazlılar.

Galatasaray'ın topa büyük oranda hakim olmasına rağmen bir türlü skora dönük harekette bulunamaması ileri uçtaki oyuncuların ceza sahasına girememelerinden kaynaklanıyordu ve Skibbe bunu maç boyu göremedi sanırım. Gerçi görse bile yedek kulübesine bakarsak yalnızca Yaser vardı ceza sahasında iş yapabilecek olan. Orta saha oyuncularının hiçbiri Baros'u rahatlatacak delici hareketler yapamadılar rakip ceza sahasına. Kewell ve Lincoln varken tek forvetle sonuca gitmek kolay oluyor da bu kadar çizgi ve göbek oyuncusu olunca Baros'u desteklemesi umulan, skora etki etmek iyicez zorlaşıyor. Sarı kırmızılılar oyunun büyük bölümünde rakip sahada top çevirdiler, topa sahip oldular, ani preslerle top kaptılar ama rakip ceza yayından içeri girmeyi bir türlü beceremediler.

Bu etkisizliğin yanına bir de Sivasspor'un rakibi bezdiren sert oyununu koyun. Hepsi kurallar dahilindeydi ancak saha içindeki oyuncu için bunu kabullenmesi o kadar kolay değil. Sarı kırmızılıların çoğu duygularıyla hareket etti ve haftasonundaki yenilginin de hırsıyla sert oyuna karşılık vermek isterken ritimlerini kaybettiler. Böylesi bir dayağı Galatasaray sezon boyunca iki kere yedi. Biri 4-1 kaybedilen Fenerbahçe maçı, diğeri de iki gün öncesi yine Sivas maçı. Alışkın da değiller bu gibi sert takımlara.

İki sebep var yani Galatasaray'ın ritm bulamamasında ve şevkinin kırılmasında: Birincisi topa böylesine hakim olup kaleye gidememek, ikincisi Sivasspor'un sert oyununa akılcı bir şekilde karşılık verememek. Somut olarak ekranlara yansıdı bu ritm yoksunluğu; Arda'nın destek bulamayışı ve oyuna küsmesi, Baros'un bütün maç yediği dayağın etkisiyle sersem bir halde topla oynamaya çalışması, Sabri'nin normal zamandaki kafasızlığından daha kafasızca hareket etmesi ve daha birkaç tane daha. Neyse, böyle zor maçlar sezon ortasında oynandığında takım adına kazanç olarak görüyorum ben. Burnu sürtülüyor oyuncuların bir nevi.

Sivasspor'un oyununu kutlamak, saygı duymak lazım. An itibariyle yarı finale Galatasaray'dan daha yakın olan ve yakışan takım Sivasspor'dur.

not: Ha unutuyordum, Sivasspor'un 4 günde attığı 3 gol de birbirinin aynıydı. Sabri'nin olduğu yerden ters tarafa gönderilen top ve o taraftan gelen gol... Off, derken bak yine sinirlendim. Sabri akıllı ol lan ya da Uğur geri dön artık... Bilemedim.

STAT: Ali Sami Yen
HAKEMLER: Hüseyin Göçek, Alpaslan Dedeş, Kemal Yılmaz
GALATASARAY: Aykut, Sabri, Meira, Emre Aşık, Hakan Balta, Aydın (Yaser dk. 68), Mehmet Topal, Barış (Mehmet Güven dk. 82), Ayhan, Arda, Milan Baros
YEDEKLER: Orkun, Emre Güngör, Serkan Kurtuluş, Alparslan, Volkan
TEKNİK DİREKTÖR: Michael Skibbe
SİVASSPOR: Petkoviç, Abdurrahman, Murat Sözgelmez, Bilica, Diallo, İbrahim, Sezer, Musa, Mohammed Ali (Onur dk. 46), Tum (Balili dk. 46), Mehmet Yıldız (Kamanan dk. 68)
YEDEKLER: Akın, Sedat, Faruk, Sylla
TEKNİK DİREKTÖR: Bülent Uygun
GOLLER: Balili (dk. 75) (Sivasspor), Ayhan (dk. 90+2) (Galatasaray)
SARI KARTLAR: Diallo, Mohammed Ali, İbrahim, Sezer, Abdurrahman, Petkoviç (Sivasspor), Arda, Sabri, Emre Aşık (Galatasaray)

27 Ocak 2009 Salı

Alan Carlos Gomes da Costa

Pozisyon olarak doğru bir transfer oldu Alanzinho, o konuda eminim. Haftasonu Fenerbahçe'yle oynadıkları maçta net bir şekilde farkediliyordu sol taraftaki eksiklik. Gökhan Gönül nakış işler gibi işlemişti Trabzonspor'un solunu. Sol bekleri Cale hücumdayken top rakibe geçtiğinde alan kapatacak bir oyuncuları yoktu iç tarafta oynayanlar dışında. Coleman ne kadar sola yakın oynasa da neticede hücuma dönük bir orta saha oyuncusu. Selçuk ve Hüseyin de göbek oyuncuları. Fransa'nın 98 Dünya Kupası'ndaki dizilişine benziyor Trabzon'un sol taraftaki dizilişi. Sol kanatsız bir düzen ama Zidane sola yakın oynuyor ve sol tarafı Lizarazu işliyor. Tabi Cale nerede Lizarazu nerede? (Lizarazu nerde lan hakkaten?)

Bu çerçevede bir sol kanada ihtiyaçları vardı. Resmi sitelerinden de duyurmuş Trabzonspor yönetimi; Flamengo çıkışlı, 2005'ten beri Norveç ekibi Stabaek'te oynayan Alanzinho'yla 3,5 yıllık anlaşmışlar. 1.64'lük bu top cambazını izlemiş olan Norveç dışında pek insan yoktur zannediyorum, bu yüzden mecburen FM database'ine ve Youtube videolarına saldırdı herkes. Şurada da bir videosunu bulabileceğiniz bu arkadaşa yapılabilecek ilk yorum o kıvrak hareketleri maalesef Türkiye'deki İsmail Güldürenlere, Tolga Doğantezlere yapamayacağı. Hadi onlar insaflı davrandı da izin verdi diyelim, Ankara'nın patates tarlasında, Sivas'ın buz pistinde ayakta durabileceğini sanmıyorum. Avni Aker'in sahası da iyi değil maalesef. (Saraçoğlu dışında hangisininki iyi ki?)

O yüzden çok hızlı adam geçebiliyor olması beni etkilemiyor şu anda. Ayrıca tıpkısından bir Gineli mevcut takımda. Beni Alanzinho hakkında meraklandıran bu saha şartlarına ve fiziki mücadeleye ne kadar sürede alışıp oyun stilini ne kadar geliştirebileceği. Norveç'ten sonra Türkiye tecrübesi onun için epey challenging olacaktır bu anlamda. Nasıl atak başlatır, ne kadar boş koşu yapar, top rakipteyken nasıl pozisyon alır, bunları merak ediyorum.

Şampiyonlar Ligi'ne kalıp devlere karşı forma giyme aşkıyla adaptasyon sürecinin ortalama bir Brezilyalıdan daha fazla olmasını ümit ediyorum. (ve sözü Alanzinho'ya bırakıyorum...)

25 Ocak 2009 Pazar

Fenerbahçe: 0 - Trabzonspor: 0

Maçın ilk 3-5 dakikasını izleyip de gerisini izleyemeyen biri olsa maçın sonucu için "gollü bitmiştir" diye yorum yapardı herhalde. Skoru öğrendiğinde ise içini ferahlatmak için Trabzonspor'un 16 maçlık attığı ve yediği gollerin istatistiğini gösterebilirdik. Kolbastıcılar, Kadıköy'deki maç öncesi 16 maçta yalnızca 24 gol atıp 14 gol yemişlerdi. Haftalardır küfür yemekten ağzı yüzü şişen bordo mavili santrafor ikilisi Umut ve Gökhan yüzünden bu kuru istatistikler. Kaleci ile karşı karşıya pozisyonlarda hala estetikten ve akılcı düşünmekten yoksunlar ve bu oyunculardan biri hala, ısrarla milli takıma çağrılıyor.

90 dakikanın yaklaşık 15-20 dakikalık bölümü hariç hakim taraf Trabzonspor'du. Bu üstünlüklerinin başlıca sebebi de yaptıkları çılgınca presti. Bol bol alan boşalttılar kendi yarı alanlarında bu pres sırasında ama bu boşluklardan yararlanabilecek Fenerbahçeli oyuncu sayısı yalnızca iki olunca ve bu isimler de yırtıcılıktan ve fiziksel üstünlükten yoksun Alex ve Guiza olunca bordo mavililerin boğucu presi daimi oldu. Sürekli bozdular Fenerbahçe'nin top yapmak isteyen orta sahasını ve başardılar da. Burada aynı zamanda bir türlü topsuz alanda hareketlenemeyen Emre ve Selçuk'un da payı vardı.

Ersun Yanal'ın bu korakor oyunu benimseten tarzını çok seviyorum, izleyene büyük zevk veriyor. Gökhan Ünal ve Umut Bulut gibi kolay pozisyona giren ama değerlendiremeyen iki tane ileri uç oyuncusu ve takımını bu akşam yenilgiden kurtaran Volkan Demirel olmasa skor bambaşka olabilirdi. Trabzonspor'u güzel oyunundan dolayı kutlamak lazım. Ama sonuç zirvedeki diğer takımlara yaradı.

not: Guiza'nın yeni kız arkadaşıymış alttaki. Zevklerimiz hiç uyuşmuyor bu adamla.

STAT: Şükrü Saraçoğlu
HAKEMLER: Bünyamin Gezer, Serkan Ok, Cem Satman
FENERBAHÇE: Volkan Demirel, Gökhan Gönül, Edu, Lugano, Roberto Carlos, Deivid, Emre, Selçuk Şahin, Uğur (Kazım dk 45), Ale (Josico dk 64), Guiza (Semih dk 83)
YEDEKLER: Volkan Babacan, Wederson, Önder, Deniz
TEKNİK DİREKTÖR: Luis Aragones
TRABZONSPOR: Tony Sylva, Serkan, Song, Egemen, Cale, Hüseyin, Colman, Selçuk İnan (Ceyhun 90+2), Yattara (Tayfun Cora dk 90), Umut (Isaac dk 76), Gökhan Ünal
YEDEKLER: Onur, Barış, Ferhat, Giray
TEKNİK DİREKTÖR: Ersun Yanal
SARI KARTLAR: Selçuk Şahin (Fenerbahçe), Hüseyin, Cale (Trabzonspor)

Sivasspor: 2 - Galatasaray: 0

Böyle maçların ertesinde hemen klavye başına oturup da yazamıyorum kafamdakileri. Hemen yazamamamın nedeni kızgınlığım: futbolcuya, teknik direktöre, hakeme, zemine, zihniyete. Bakmayın, benim kızgınlığım da saman alevi gibidir. Parlar parlar ardından da bu kızgınlık ile bir yere varılamayacağını farkeder, önüme bakarım.

Biz an itibariyle önümüze bakmak yerine yine de maça dönelim, tarihe ufak bir not düşmüş olalım. Zemin konusunda maçı izleyen herkes hem fikirdir herhalde, herkesin diyeceği aşağı yukarı aynıdır. Televizyondan izleyenler için balçık yerleri görmek daha rahattı ama sahanın üzerinde çimenlerin arasında kaybolan birikintiler eminim ki olduğundan daha büyük birer problemdi. Böylesi bir zemin de Galatasaray gibi ayağa oynayan bir sistem takımı için hiç uygun değil tabi. Buna rağmen oyunun bir bölümünde yüzde 85 pas isabetine ulaşan ve oyunu kale önünde olmasa bile rakip sahada domine eden taraf sarı kırmızılılardı. Böylesi bir zeminde Sivas gibi oynayıp uzun toplarla karambol pozisyonlar peşinde de koşabilirdiniz ya da sisteminizi bozmadan oyununuzu oynayabilirdiniz. Buradaki payı Skibbe'ye biçelim. Kırmızı kart sonrasında da payı Skibbe'ye biçeceğiz.

Ümit Karan'ın fütursuzca, cahilce, basiretsizce oyundan atılması sonrası üç forvete dönen Sivasspor karşısında Galatasaray, sahasına gömülüp de hızlı ve uzun paslarla hücuma çıkmak yerine aynı sistem oyununu devam ettirdi ve hazırlıksız yakalanan defansının da hatalarıyla iki gol gördü kalesinde. İki gol de Sivas'ın sol kanadından başladı ve sağ kanadından yapılan vuruşlarla gol oldu. Sabri'nin geriye dönemeyişleri ve Volkan'ın hala kademeye giremeyişine sövülebilir ancak burada Sezar'ın hakkını Sivas'a verelim ve Skibbe'yi de eleştirmeyi bilelim. Baros-Yaser değişikliği ve Aydın'ın ayakta duran nadir oyunculardan Barış'ın yerine oyuna alınması anlamsızdı. Aydın henüz normal zeminde ayakta duramıyor, kaldı ki bu zeminde oyuna alıyorsun onu.

Aynı Sivas ile iki maç daha var önümüzdeki kısa zamanda. İlk maç Sami Yen'de ve bu maçı Galatasaray almak için elinden geleni yapacaktır moral motivasyon yapmak için. Bu konuda eminim. Ama deplasman yine zor geçecek.

STAT: 4 Eylül
HAKEMLER: Yunus Yıldırım, Mustafa Emre Eyisoy, Erdinç Sezertam
SİVASSPOR: Petkoviç, Sedat, Bilica, Abdurrahman, Murat Sözgelmez, İbrahim, Musa (dk. 80 Sylla), Onur, Mohammed Ali (dk. 46 Balili), Tum (dk. 59 Sezer), Mehmet Yıldız
GALATASARAY: De Sanctis, Emre Aşık, Hakan Balta, Volkan, Ayhan, Sabri, Barış (dk. 75 Aydın), Mehmet Topal, Arda, Milan Baros (dk. 61 Yaser), Ümit Karan
GOLLER: Dk. 51 A. Dereli, dk. 66 Sezer (Sivasspor)
SARI KART: dk. 78 Yaser, dk. 84 Sabri, Emre (Galatasaray) dk. 84 Sezer (Sivasspor)
KIRMIZI KART: Dk. 45 Ümit Karan (Galatasaray)

20 Ocak 2009 Salı

Smith vs Keynes

1-2 haftadır dillerden düşmek bilmedi pompacı arapların 150 kafasına Kaka'nın ve Milan'ın boyun eğip eğmeyeceği. Maddiyatı göz ardı ederek mevzuya bakış attığımızda, diyebiliriz ki efsane topçularıyla ve emektar bayrak adamlarıyla futbolun "hikaye" kısmında epey satırda adı geçen Milan elbette teklifi reddederdi. Diğer taraftan vergiler hariç 100 milyon euro Milan için Adebayorlar, Arda Turanlar, Batuhan Karadenizler demek. Yaş ortalaması yolun yarısı civarında gezen Milan için güzel bir alternatif aslında.

Ama tam o anda biri çıktı işte ve bütün Adam Smithçileri dövdü San Siro'daki. Keynes kılıklı bu gönül insanı Berlusconi'ydi. Şaşırtıcı aslında ama sosyal baskılara dayanamadığını, bakkalın, manavın ve de kasabın yüzüne bakamadığını düşünürsek Berlusconi için de Kaka'yı satmamaktan başka çare yoktu sanırım. Kulüp, tarihe bir cümle ile daha katkıda bulunacaktı hem: "Arap eurolarının futbolu kirletmesine izin vermeyen Milan, Rus oligarkının da rüzgarının kesildiği bu ortamda futbol romantiklerine derin bir soluk aldırdı."

Berlusconi Olaya El Attı - Sporx

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
bilim sanat felsefe değil, bira sigara futbol. - şubat 2008