31 Ocak 2009 Cumartesi

Sivasspor Gibi Olmak

Birkaç gündür peder beyin özel şoförü oldum, ordan oraya burdan şuraya derken torpidoda tekrar tekrar dönmekten tükenen müzik cd'lerinin yerini zamanla radyolar aldı. Bursa'da da türkçe poptan ötesi çölde vahaya denk düşüyor, bu yüzden bizim Golf'ün sınırları dahilinde en çok dinlenen radyo kanalı Lig Radyo. Neyse, Lig Radyo'yu dinlerken şans eseri aynı konuyu konuşan üç farklı programa denk geldim farklı zamanlarda. Birinde Bursaspor'un başkanı İbrahim Kızıl, birinde tanımadığım bir Kocaelispor yetkilisi, sonuncusunda da yanılmıyorsam Yılmaz Vural konuşuyordu. Üç programda da ana konu şuydu: "Sivasspor aşağı yukarı diğerlerininkine benzer bir ekonomiyle bu başarıları elde ediyor da, diğer Anadolu kulüpleri neden başaramıyor?"

İlk başlarda ilgiyle dinlediğim konuyu, muhabbet ilerledikçe ve diğer yayınlarda da konuya getirilen açılımın perspektifi miligram artmayınca pes ettim, kapattım Lig Radyo'yu. Üç konuşmada da başarı yolunda ekonomik etkenlerin yanında başka etkenler olduğundan bahsedilmedi. Belki böyle işlerine geldi programcıların, onlar da üç büyüklerin dışında bir başarı hikayesi yazmak istiyor elbette ve Sivasspor şu anki konumuyla bir başarı hikayesidir. Bir de "yokluklar içinde Sivasspor" etiketiyle bunu sundunuz mu alıcılara, arkanıza yaslanır ve havai fişekleri izlersiniz.

Yanlış anlaşılmasın, Sivasspor'un başarısını küçümsemiyorum onca yokluk içinde. Benim demek istediğim ekonomik etkenlerin dışında birçok alan var konuşulması gereken. Doğru oyuncuların doğru bir teknik direktör ve yönetim kadrosu ile bir araya gelmesi, şehrin zamanla takımına sahip çıkması ve ona inanması, ligdeki diğer kulüplerin yani rakiplerin gelişim düzeyleri ve benzeri birçok nedenden bahsedilmesi gerekir. Ve benim onca işimin arasında Lig Radyo'da bunları kaale almadan ağız oynatan haberci ya da yorumcu kılıklıları dinlerken canım epey sıkıldı.

İkidir basına çatıyorum, hayırlısı.

29 Ocak 2009 Perşembe

Arda Kimi Solladı?

29 Ocak tarihli haber: Arda yıldızları solladı!

Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Federasyonu’nun (IFFHS) yaptığı 2008 yılında dünyanın en popüler futbolcuları anketinde Türk oyuncular Arda Turan, Semih Şentürk ve Hamit Altıntop dünya yıldızlarını geride bıraktı.

Yaa, ben, neyse, birşey demiyorum ya... Bu konuda 2007 Temmuz'unda da birşeyler yazmışım farklı bir blog'da. Onun linkini veriyorum. Aşağıda da habere konu olan en popüler 10 isim var. Aynı olay, aynı bok. Hadi bu saçma sapan anket olayını geçtim de, habere bakar mısınız? Bu ülkede gazetecilik bu kadar kolaysa, sadece traj içinse herşey, ne saygıyı ne de trajı hakediyorlar bu densiz gazeteci müsveddeleri. Artık aklı başında olan kesim gazete bayiine gittiğinde "bakalım bugün hangi boku sıçtılar?" diye bakıyor spor sayfalarına. Bunu biliyorlar ve buna rağmen aynı boku sıçıp sıçıp yemeye devam ediyorlar. Böyle gazetecilik olmaz, olmasın.

Dünyanın En İyi Futbolcusu Hakan Şükür mü? - Çalışamıyoruz

Oyuncu - Ülke - Takım - Aldığı oy
1. Mohamed Aboutreika Egypt Al-Ahly Cairo 301.837
2. Óscar David Suazo Honduras Benfica 283.829
3. Marcos Brasil Palmeiras São Paulo 155.282
4. Faisal Agab Sido Sudan Al-Merreikh Omdurman 104.521
5. Rogério Ceni Brasil São Paulo 94.622
6. Arda Turan Türkiye Galatasaray İstanbul 88.321
7. Alireza Nikbakht Vahedi Iran Pirouzi Teheran 82.597
8. Semih Şentürk Türkiye Fenerbahce SK İstanbul 42.024
9. Yasser Al-Qahtani Saudi Arabia Al-Hilal FC Riyadh 38.698
10. Dario Srna Hrvatska Shakhtyor Donetsk 20.443

28 Ocak 2009 Çarşamba

Sarelle vs Nutella

Bu yazıda taraflı olmam beklenmesin, boğa burcuyum ve erkeğim. Yani? Yani boğa burcu olarak midesine düşkün, sanata ve estetiğe değer veren bir insanım. Erkek olduğumdan da kalbime giden yol boğazımdan geçiyor. Yani? Yani hayatımda ilk defa birini aldatıyorum ama boşuna değil, siz de bakarsanız tadına siz de aldatırsınız.

Çocukluğumda sarelle yermişim. Tüplerde satılan. Ben çocukluğumdaki kötü anılarımdan ve b12 vitamini eksikliğimden dolayı çocukken ne bok yedim, ne halt ettim hiç hatırlamam. Benim için başlangıç tarihi flu görüntüler eşliğinde lise hazırlıkta başlar. (oha) Dur dur, hatırlıyorum orta okulda Chokella yerdim. Nutella çok pahalıydı o zaman. Herkes alamazdı. En üstte dururdu raflarda. Chokella ise sevimli sincabı ve bayrak kırmızısı şişesiyle göz kırpardı orta ve alt sınıfa. Ama Nutella öyle değildi işte. Basbayağı emperyaldi, işgalciydi, yabancıydı, pahalıydı!

Sonra büyüdüm falan derken ben Nutella yemeye başladım. Chokella'yı beğenmez oldum. Geçiş sancılı oldu aslında çünkü arada hala Chokella alırdım alışkanlıkla. Nutella çok iyiydi de Chokella'nın hatrı vardı. Ta ki düne kadar. Ta ki yeni Sarelle'den aldığım ilk çay kaşığına kadar. O kremanın tükürüğüme karışmasıyla ve boğazımdan geçmesiyle ayaklarım yerden kesilir oldu, kalbim çarpmaya nefesim kesilmeye başladı. Bir kaşık daha, bir kaşık daha, bir kaşık daha... Bayılmışım.

Diyeceğim şu arkadaşlar, Sarelle Nutella'ya ters takla attırır. Bakın elimde kaşık var, dikkatlice kaşığa bakın, gözünüzü kaşıktan ayırmayın. ...Sarelle yiyiniz... ...Sarelle yiyiniz... ...Sarelle yiyiniz...

not: Sarelle'de trans yağ, renklendirici ve koruyucu madde yok. Fındık oranı ikisinin de aynı. Kakao tozu Nutella'da % o,4 daha fazla. Sarelle'nin tek dezavantajı 350 gramlık kavanozunun 5-6 lira olması. Emperyal dediğimiz Nutella 3,5-4 lira. Gerçi fiyatı düşük olsa yerli malı diye burun kıvırırdık.

Tadelle ve Sarelle Yeniden Piyasada - Haber
Sarelle Trans Yağ İçermez - Reklam
Ayağını Denk Al Nutella, Sarelle Geri Döndü! - Facebook grubu

Galatasaray: 1 - Sivasspor: 1

İlla "maç şu takımın hakkıydı" gibi klişe bir yorum yapmak gerekirse "şu" kelimesi yerine "Sivasspor" yazılmalı diye düşünüyorum. Topla oynama oranlarında, şut ve korner sayılarında Galatasaray'dan epey gerideler belki ama oyun neyi gerektirdiyse onu oynadılar. İyi gömüldüler maç boyunca ve özellikle ikinci yarı basketbol tabiriyle pick and roll'ler ile rakip ceza alanında kolayca bitiverdiler. Geniş alanda yaptıkları verkaçlarla sonuca gitmek konusunda çok iyiydi kırmızı beyazlılar.

Galatasaray'ın topa büyük oranda hakim olmasına rağmen bir türlü skora dönük harekette bulunamaması ileri uçtaki oyuncuların ceza sahasına girememelerinden kaynaklanıyordu ve Skibbe bunu maç boyu göremedi sanırım. Gerçi görse bile yedek kulübesine bakarsak yalnızca Yaser vardı ceza sahasında iş yapabilecek olan. Orta saha oyuncularının hiçbiri Baros'u rahatlatacak delici hareketler yapamadılar rakip ceza sahasına. Kewell ve Lincoln varken tek forvetle sonuca gitmek kolay oluyor da bu kadar çizgi ve göbek oyuncusu olunca Baros'u desteklemesi umulan, skora etki etmek iyicez zorlaşıyor. Sarı kırmızılılar oyunun büyük bölümünde rakip sahada top çevirdiler, topa sahip oldular, ani preslerle top kaptılar ama rakip ceza yayından içeri girmeyi bir türlü beceremediler.

Bu etkisizliğin yanına bir de Sivasspor'un rakibi bezdiren sert oyununu koyun. Hepsi kurallar dahilindeydi ancak saha içindeki oyuncu için bunu kabullenmesi o kadar kolay değil. Sarı kırmızılıların çoğu duygularıyla hareket etti ve haftasonundaki yenilginin de hırsıyla sert oyuna karşılık vermek isterken ritimlerini kaybettiler. Böylesi bir dayağı Galatasaray sezon boyunca iki kere yedi. Biri 4-1 kaybedilen Fenerbahçe maçı, diğeri de iki gün öncesi yine Sivas maçı. Alışkın da değiller bu gibi sert takımlara.

İki sebep var yani Galatasaray'ın ritm bulamamasında ve şevkinin kırılmasında: Birincisi topa böylesine hakim olup kaleye gidememek, ikincisi Sivasspor'un sert oyununa akılcı bir şekilde karşılık verememek. Somut olarak ekranlara yansıdı bu ritm yoksunluğu; Arda'nın destek bulamayışı ve oyuna küsmesi, Baros'un bütün maç yediği dayağın etkisiyle sersem bir halde topla oynamaya çalışması, Sabri'nin normal zamandaki kafasızlığından daha kafasızca hareket etmesi ve daha birkaç tane daha. Neyse, böyle zor maçlar sezon ortasında oynandığında takım adına kazanç olarak görüyorum ben. Burnu sürtülüyor oyuncuların bir nevi.

Sivasspor'un oyununu kutlamak, saygı duymak lazım. An itibariyle yarı finale Galatasaray'dan daha yakın olan ve yakışan takım Sivasspor'dur.

not: Ha unutuyordum, Sivasspor'un 4 günde attığı 3 gol de birbirinin aynıydı. Sabri'nin olduğu yerden ters tarafa gönderilen top ve o taraftan gelen gol... Off, derken bak yine sinirlendim. Sabri akıllı ol lan ya da Uğur geri dön artık... Bilemedim.

STAT: Ali Sami Yen
HAKEMLER: Hüseyin Göçek, Alpaslan Dedeş, Kemal Yılmaz
GALATASARAY: Aykut, Sabri, Meira, Emre Aşık, Hakan Balta, Aydın (Yaser dk. 68), Mehmet Topal, Barış (Mehmet Güven dk. 82), Ayhan, Arda, Milan Baros
YEDEKLER: Orkun, Emre Güngör, Serkan Kurtuluş, Alparslan, Volkan
TEKNİK DİREKTÖR: Michael Skibbe
SİVASSPOR: Petkoviç, Abdurrahman, Murat Sözgelmez, Bilica, Diallo, İbrahim, Sezer, Musa, Mohammed Ali (Onur dk. 46), Tum (Balili dk. 46), Mehmet Yıldız (Kamanan dk. 68)
YEDEKLER: Akın, Sedat, Faruk, Sylla
TEKNİK DİREKTÖR: Bülent Uygun
GOLLER: Balili (dk. 75) (Sivasspor), Ayhan (dk. 90+2) (Galatasaray)
SARI KARTLAR: Diallo, Mohammed Ali, İbrahim, Sezer, Abdurrahman, Petkoviç (Sivasspor), Arda, Sabri, Emre Aşık (Galatasaray)

27 Ocak 2009 Salı

Alan Carlos Gomes da Costa

Pozisyon olarak doğru bir transfer oldu Alanzinho, o konuda eminim. Haftasonu Fenerbahçe'yle oynadıkları maçta net bir şekilde farkediliyordu sol taraftaki eksiklik. Gökhan Gönül nakış işler gibi işlemişti Trabzonspor'un solunu. Sol bekleri Cale hücumdayken top rakibe geçtiğinde alan kapatacak bir oyuncuları yoktu iç tarafta oynayanlar dışında. Coleman ne kadar sola yakın oynasa da neticede hücuma dönük bir orta saha oyuncusu. Selçuk ve Hüseyin de göbek oyuncuları. Fransa'nın 98 Dünya Kupası'ndaki dizilişine benziyor Trabzon'un sol taraftaki dizilişi. Sol kanatsız bir düzen ama Zidane sola yakın oynuyor ve sol tarafı Lizarazu işliyor. Tabi Cale nerede Lizarazu nerede? (Lizarazu nerde lan hakkaten?)

Bu çerçevede bir sol kanada ihtiyaçları vardı. Resmi sitelerinden de duyurmuş Trabzonspor yönetimi; Flamengo çıkışlı, 2005'ten beri Norveç ekibi Stabaek'te oynayan Alanzinho'yla 3,5 yıllık anlaşmışlar. 1.64'lük bu top cambazını izlemiş olan Norveç dışında pek insan yoktur zannediyorum, bu yüzden mecburen FM database'ine ve Youtube videolarına saldırdı herkes. Şurada da bir videosunu bulabileceğiniz bu arkadaşa yapılabilecek ilk yorum o kıvrak hareketleri maalesef Türkiye'deki İsmail Güldürenlere, Tolga Doğantezlere yapamayacağı. Hadi onlar insaflı davrandı da izin verdi diyelim, Ankara'nın patates tarlasında, Sivas'ın buz pistinde ayakta durabileceğini sanmıyorum. Avni Aker'in sahası da iyi değil maalesef. (Saraçoğlu dışında hangisininki iyi ki?)

O yüzden çok hızlı adam geçebiliyor olması beni etkilemiyor şu anda. Ayrıca tıpkısından bir Gineli mevcut takımda. Beni Alanzinho hakkında meraklandıran bu saha şartlarına ve fiziki mücadeleye ne kadar sürede alışıp oyun stilini ne kadar geliştirebileceği. Norveç'ten sonra Türkiye tecrübesi onun için epey challenging olacaktır bu anlamda. Nasıl atak başlatır, ne kadar boş koşu yapar, top rakipteyken nasıl pozisyon alır, bunları merak ediyorum.

Şampiyonlar Ligi'ne kalıp devlere karşı forma giyme aşkıyla adaptasyon sürecinin ortalama bir Brezilyalıdan daha fazla olmasını ümit ediyorum. (ve sözü Alanzinho'ya bırakıyorum...)

25 Ocak 2009 Pazar

Fenerbahçe: 0 - Trabzonspor: 0

Maçın ilk 3-5 dakikasını izleyip de gerisini izleyemeyen biri olsa maçın sonucu için "gollü bitmiştir" diye yorum yapardı herhalde. Skoru öğrendiğinde ise içini ferahlatmak için Trabzonspor'un 16 maçlık attığı ve yediği gollerin istatistiğini gösterebilirdik. Kolbastıcılar, Kadıköy'deki maç öncesi 16 maçta yalnızca 24 gol atıp 14 gol yemişlerdi. Haftalardır küfür yemekten ağzı yüzü şişen bordo mavili santrafor ikilisi Umut ve Gökhan yüzünden bu kuru istatistikler. Kaleci ile karşı karşıya pozisyonlarda hala estetikten ve akılcı düşünmekten yoksunlar ve bu oyunculardan biri hala, ısrarla milli takıma çağrılıyor.

90 dakikanın yaklaşık 15-20 dakikalık bölümü hariç hakim taraf Trabzonspor'du. Bu üstünlüklerinin başlıca sebebi de yaptıkları çılgınca presti. Bol bol alan boşalttılar kendi yarı alanlarında bu pres sırasında ama bu boşluklardan yararlanabilecek Fenerbahçeli oyuncu sayısı yalnızca iki olunca ve bu isimler de yırtıcılıktan ve fiziksel üstünlükten yoksun Alex ve Guiza olunca bordo mavililerin boğucu presi daimi oldu. Sürekli bozdular Fenerbahçe'nin top yapmak isteyen orta sahasını ve başardılar da. Burada aynı zamanda bir türlü topsuz alanda hareketlenemeyen Emre ve Selçuk'un da payı vardı.

Ersun Yanal'ın bu korakor oyunu benimseten tarzını çok seviyorum, izleyene büyük zevk veriyor. Gökhan Ünal ve Umut Bulut gibi kolay pozisyona giren ama değerlendiremeyen iki tane ileri uç oyuncusu ve takımını bu akşam yenilgiden kurtaran Volkan Demirel olmasa skor bambaşka olabilirdi. Trabzonspor'u güzel oyunundan dolayı kutlamak lazım. Ama sonuç zirvedeki diğer takımlara yaradı.

not: Guiza'nın yeni kız arkadaşıymış alttaki. Zevklerimiz hiç uyuşmuyor bu adamla.

STAT: Şükrü Saraçoğlu
HAKEMLER: Bünyamin Gezer, Serkan Ok, Cem Satman
FENERBAHÇE: Volkan Demirel, Gökhan Gönül, Edu, Lugano, Roberto Carlos, Deivid, Emre, Selçuk Şahin, Uğur (Kazım dk 45), Ale (Josico dk 64), Guiza (Semih dk 83)
YEDEKLER: Volkan Babacan, Wederson, Önder, Deniz
TEKNİK DİREKTÖR: Luis Aragones
TRABZONSPOR: Tony Sylva, Serkan, Song, Egemen, Cale, Hüseyin, Colman, Selçuk İnan (Ceyhun 90+2), Yattara (Tayfun Cora dk 90), Umut (Isaac dk 76), Gökhan Ünal
YEDEKLER: Onur, Barış, Ferhat, Giray
TEKNİK DİREKTÖR: Ersun Yanal
SARI KARTLAR: Selçuk Şahin (Fenerbahçe), Hüseyin, Cale (Trabzonspor)

Sivasspor: 2 - Galatasaray: 0

Böyle maçların ertesinde hemen klavye başına oturup da yazamıyorum kafamdakileri. Hemen yazamamamın nedeni kızgınlığım: futbolcuya, teknik direktöre, hakeme, zemine, zihniyete. Bakmayın, benim kızgınlığım da saman alevi gibidir. Parlar parlar ardından da bu kızgınlık ile bir yere varılamayacağını farkeder, önüme bakarım.

Biz an itibariyle önümüze bakmak yerine yine de maça dönelim, tarihe ufak bir not düşmüş olalım. Zemin konusunda maçı izleyen herkes hem fikirdir herhalde, herkesin diyeceği aşağı yukarı aynıdır. Televizyondan izleyenler için balçık yerleri görmek daha rahattı ama sahanın üzerinde çimenlerin arasında kaybolan birikintiler eminim ki olduğundan daha büyük birer problemdi. Böylesi bir zemin de Galatasaray gibi ayağa oynayan bir sistem takımı için hiç uygun değil tabi. Buna rağmen oyunun bir bölümünde yüzde 85 pas isabetine ulaşan ve oyunu kale önünde olmasa bile rakip sahada domine eden taraf sarı kırmızılılardı. Böylesi bir zeminde Sivas gibi oynayıp uzun toplarla karambol pozisyonlar peşinde de koşabilirdiniz ya da sisteminizi bozmadan oyununuzu oynayabilirdiniz. Buradaki payı Skibbe'ye biçelim. Kırmızı kart sonrasında da payı Skibbe'ye biçeceğiz.

Ümit Karan'ın fütursuzca, cahilce, basiretsizce oyundan atılması sonrası üç forvete dönen Sivasspor karşısında Galatasaray, sahasına gömülüp de hızlı ve uzun paslarla hücuma çıkmak yerine aynı sistem oyununu devam ettirdi ve hazırlıksız yakalanan defansının da hatalarıyla iki gol gördü kalesinde. İki gol de Sivas'ın sol kanadından başladı ve sağ kanadından yapılan vuruşlarla gol oldu. Sabri'nin geriye dönemeyişleri ve Volkan'ın hala kademeye giremeyişine sövülebilir ancak burada Sezar'ın hakkını Sivas'a verelim ve Skibbe'yi de eleştirmeyi bilelim. Baros-Yaser değişikliği ve Aydın'ın ayakta duran nadir oyunculardan Barış'ın yerine oyuna alınması anlamsızdı. Aydın henüz normal zeminde ayakta duramıyor, kaldı ki bu zeminde oyuna alıyorsun onu.

Aynı Sivas ile iki maç daha var önümüzdeki kısa zamanda. İlk maç Sami Yen'de ve bu maçı Galatasaray almak için elinden geleni yapacaktır moral motivasyon yapmak için. Bu konuda eminim. Ama deplasman yine zor geçecek.

STAT: 4 Eylül
HAKEMLER: Yunus Yıldırım, Mustafa Emre Eyisoy, Erdinç Sezertam
SİVASSPOR: Petkoviç, Sedat, Bilica, Abdurrahman, Murat Sözgelmez, İbrahim, Musa (dk. 80 Sylla), Onur, Mohammed Ali (dk. 46 Balili), Tum (dk. 59 Sezer), Mehmet Yıldız
GALATASARAY: De Sanctis, Emre Aşık, Hakan Balta, Volkan, Ayhan, Sabri, Barış (dk. 75 Aydın), Mehmet Topal, Arda, Milan Baros (dk. 61 Yaser), Ümit Karan
GOLLER: Dk. 51 A. Dereli, dk. 66 Sezer (Sivasspor)
SARI KART: dk. 78 Yaser, dk. 84 Sabri, Emre (Galatasaray) dk. 84 Sezer (Sivasspor)
KIRMIZI KART: Dk. 45 Ümit Karan (Galatasaray)

20 Ocak 2009 Salı

Smith vs Keynes

1-2 haftadır dillerden düşmek bilmedi pompacı arapların 150 kafasına Kaka'nın ve Milan'ın boyun eğip eğmeyeceği. Maddiyatı göz ardı ederek mevzuya bakış attığımızda, diyebiliriz ki efsane topçularıyla ve emektar bayrak adamlarıyla futbolun "hikaye" kısmında epey satırda adı geçen Milan elbette teklifi reddederdi. Diğer taraftan vergiler hariç 100 milyon euro Milan için Adebayorlar, Arda Turanlar, Batuhan Karadenizler demek. Yaş ortalaması yolun yarısı civarında gezen Milan için güzel bir alternatif aslında.

Ama tam o anda biri çıktı işte ve bütün Adam Smithçileri dövdü San Siro'daki. Keynes kılıklı bu gönül insanı Berlusconi'ydi. Şaşırtıcı aslında ama sosyal baskılara dayanamadığını, bakkalın, manavın ve de kasabın yüzüne bakamadığını düşünürsek Berlusconi için de Kaka'yı satmamaktan başka çare yoktu sanırım. Kulüp, tarihe bir cümle ile daha katkıda bulunacaktı hem: "Arap eurolarının futbolu kirletmesine izin vermeyen Milan, Rus oligarkının da rüzgarının kesildiği bu ortamda futbol romantiklerine derin bir soluk aldırdı."

Berlusconi Olaya El Attı - Sporx

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
bilim sanat felsefe değil, bira sigara futbol. - şubat 2008