5 Şubat 2009 Perşembe

44

"Galatasaray varsa umut vardır. Galatasaray'ın olduğu her yerde umut vardır."

4 Şubat 2009 Çarşamba

Sivasspor: 4 - Galatasaray: 2

Rahatsız edici bir maçtı Galatasaraylılar açısından. Takım sahaya 5 yedekle çıkmış, 18'i tamamlamak için sokaktan adam çevirmeye düşecekler neredeyse. Eksik olanlar da takımın iskeletinden fazlası, olmazsa olmazları. Böylesi bir durumda sağlıklı yorum yapmak zor tabi, düşünün Sabri'yi aradı bu gözler.

Türkiye Kupası'nın saçma sapan kura sisteminden dolayı iki grup liderinden birinin eleneceği bu çeyrek finalin ikinci ayağında iki takım da çok sıkıcıydı. İkisi de uzun ilişki yaşayan ve yan yana durup da sus pus takılan sıkılgan ergenler gibiydiler ki anlayabiliyorum bir ölçüde çünkü bu maç onların 2 haftadaki 3. karşılaşmaları. Hepsi de tatsız, tutsuz geçmiş; sürekli bir itiş, kakış, hoş olmayan görüntüler falan. Yani anlayacağınız futbola dair olanlar yine sınırlıydı bu eşleşmede, hele ki güzellik namına birşeyler koyacak olanlar da sakat olunca böylesi bir umut beslemek bile günahtı, yasaktı izleyenlere.

Sonucu Arda ve Yaser'in beceriksiz penaltı atışları belirledi. Gençliğimin 3 saatini yiyen bu karşılaşmadan Galatasaray da galip çıkabilirdi ve kimse şaşırmazdı. Ağzı leblebi tozuyla dolu veletler gibiydik maç sonunda. Onca zaman sabrettik ama futbola dair tek bir güzel anını hatırlamıyorum şu maçın.

STAT: 4 Eylül
HAKEMLER: Bünyamin Gezer, Muhittin Gürses, Asım Yusuf Öz
SİVASSPOR: Petkoviç, Abdurrahman, Sedat, Diallo, Murat Sözgelmez, Musa (Balili dk. 65), Sylla, Sezer (Mohammed Ali dk. 83), İbrahim, Kamanan, Mehmet Yıldız
YEDEKLER: Akın, Faruk, Pacheco, Tevfik, Tum
TEKNİK DİREKTÖR : Bülent Uygun
GALATASARAY: Aykut, Emre Güngör, Meira, Emre Aşık, Hakan Balta, Barış (Volkan dk. 113), Mehmet Topal, Mehmet Güven, Arda, Nonda (Yaser dk. 102), Ümit Karan
YEDEKLER: Orkun, Serkan, Alparslan
TEKNİK DİREKTÖR: Michael Skibbe
KIRMIZI KART: Mehmet Yıldız (dk. 118) (Sivasspor)
GOLLER: Arda (dk. 8) (Galatasaray), Kamanan (dk. 30) (Sivasspor)
SARI KARTLAR: Hakan Balta, Emre Güngör, Emre Aşık, Barış (Galatasaray), Sylla, Sezer, Murat Sözgelmez (Sivasspor)
ATILAN PENALTI: Hakan Balta (Galatasaray), Diallo, Balili, Kamanan (Sivasspor)
KAÇAN PENALTI: Arda, Ümit Karan, Yaser (Galatasaray), Mohammed Ali (Galatasaray)

3 Şubat 2009 Salı

100

17 Şubat 2008'den bugüne 100 posta... Nice 100'ün aşkına geliyor sıradaki parça: Black Strobe'dan I'm a Man.

2 Şubat 2009 Pazartesi

Kolbastı

Trabzon'un yöresel dansı kolbastı içinde bulunduğumuz dönemin yeni modası artık. Hayır, "Yemekteyiz Karadeniz"de yemek sonrasında çıkan kolbastı gruplarından dolayı değil, Trabzonspor'dan dolayı. Bordo mavili oyuncular performanslarıyla yengeç dansını da çiftetelliyi de kaldırdılar piyasadan.

Benim asıl dikkatinizi çekeceğim konu kolbastı nasıl popüler oldu, hangi bölgeden çıktı, nasıl değişime uğradı, yengeç dansını nasıl ekarte etti falan değil. Fotoğrafa bakmanızı istiyorum önce. Trabzonsporlu bir grup oyuncu deplasmanda 2-0 mağlup ettikleri Ankaraspor maçının ardından, saha içinde bu seneki alışkanlıkları üzerine kolbastıyı icra ediyorlar.

En solda Senegal'in Guédiawaye ilinde doğmuş olan Tony Slyva var. Onun solunda Zagreb doğumlu Hrvoje Čale. Nkanglikock, Kamerun doğumlu Rigobert Song'un arkasında kalan soldan dört numara Münih doğumlu gurbetçi Ceyhun Gülselam. Üstünde Ankaraspor forması olan Selçuk İnan ise İskenderun doğumlu. Onların hemen yanındaki Balıkesir doğumlu Egemen Korkmaz'ın "biz biliyoruz da mı oynuyoruz, haydi Alanzinho haydeee" diyerek itelediği Alanzinho sambanın memleketi Rio de Janerio'da doğmuş.

Resimde yalnızca iki Trabzonlu var: Soldan üçüncü sıradaki Hüseyin Çimşir ve en sağda kalan Tayfun Cora. İkisinin de gözlerinden mutluluk okunuyor. Sahada zafer için beraber ter akıttıkları iş arkadaşları, onlarla beraber bilerek ya da bilmeyerek Trabzon'un yöresel oyunu kolbastıyı oynuyorlar. Kolbastı onların kenetlenmesini sağlıyor. Kolbastı neşe katıyor onlara, arkadaşlıklarını pekiştiriyor. Bu güzel karakterli oyuncuların bir de başarılı olması şehre de enerji katıyor ve böylece kenetleniyor Trabzon halkı. "Neden" diyorlar işte o yüzden, "neden şampiyon olmayalım?"

Kolbastı - Vikipedi

O An - 8

Cimbom'a Gönderme - Milliyet

1 Şubat 2009 Pazar

Bir Devrin Sonu mu?

Federer'in ödül töreni sırasında ağladığını görmeden önce, ruhsuz ve mental olarak yenik oynadığı 5. ve son set sırasında yazımın başlığını "Ağlama Roger" olarak düşünüyordum. Çünkü hiç alışkanlığı değildir majestelerinin duygularını yansıtması ve biz daha önce böylesine ağzı yüzü titreye titreye üzüntüden ağladığını görmemiştik hiç onun. Meğer onun da duyguları varmış da içine atıyormuş, android değilmiş İsviçreli.

Epey duygusal bir hava vardı Melbourne'de Nadal ve Federer'e ödülleri verilirken. 14. Grand Slam şampiyonluğunu kazanarak Pete Sampras'ın rekoruna ortak olamamanın acısı bir yana bir de 2008 boyunca boyun eğdiği Nadal'a yine yenilmesiydi gözyaşlarının sebebi. Eh bir de , herhalde o da görüyordu artık onu tahtından kalıcı olarak indirmeye niyetli İspanyol'un varlığını. İşte bütün bu hayal kırıklıkları fiziksel yorgunluğun üzerine eklendiğinde resimdeki tablo oluştu. Önümüzdeki Roland Garros'u toprak zemindeki üstünlüğü mevzu bahis olduğundan yine Nadal'ın almasının yüksek ihtimal olduğunu düşünürsek, geriye come-back yapabileceği bir Wimbledon kalıyor Fedex'in. O da olmazsa bir devrin kapanışına, bir devrin açılışına şahit oluyoruz demektir zaten. Hırçın oyununa deforme olarak cevap veren dizleri izin verirse eğer, uzun yıllar boyunca Nadal'ın üstünlüğüne tanıklık edecek herkes.

Ödül törenindeki konuşmalar ve jestler ise enfesti. Federer Nadal'ı, Nadal da Federer'i onurlandırdı. Bu biri efsane biri de efsane olmaya aday iki büyük sporcu birbirlerine sarıldıklarında kimse onların samimiyetinden şüphe etmiyordu, eminim. O yüzden mesela -kendisinden çok hazzetmesem de- benim de gözlerim doldu Fedex'i ağlarken görünce ve insanlık namına göğsüm kabardı Nadal'ın Fedex'i onore edişini izlerken. Büyük keyifti bir pazar günü 4 saat boyunca bizi televizyon başına kitlemeniz, teşekkür ederiz baylar.

"You can't go through your whole life as a tennis player taking every victory that's out there. You've got to live with those, you know. But they hurt even more so if you're that close, like at Wimbledon or like here at the Australian Open. So that's what's tough about it." - Roger Federer

"Roger, I'm sorry for today. I know exactly how you feel. Just remember you're a great champion and you're one of the best in history and for sure you're going to match Sampras. To receive this trophy from Rod Laver is a dream for me. Thank you very much." - Rafael Nadal

En Büyük Nadal! - Sporx

Denizlispor: 0 - Galatasaray: 2

Epey vasat bir maçtı. Ne Galatasaray ilk golden sonra goller bularak erkenden maçı bitirmek istedi ne de Denizlispor beraberliği yakalayacak elle tutulur pozisyonlar bulabildi. Galatasaray açısından farkı artırmak için görünür bir fırsattı Baros'un golünün 9. dakikada gelmesi. Bozulan ve sendeleyen rakibi nakavt etmek için iyi bir fırsat erken gol. Olmadı ama, isteksiz ve uyumsuzdu takım. Bireysel olarak epey kötü performanslar izledik. Denizlispor'da bir taşra kulübü klasiği olan "burjuva takımları karşısında geriye düşünce maçı bırakma ekolü" yoktu aslına bakarsanız ama maçı döndürme adına iyi niyetleri de sivrisinek etkisi yarattı sarı kırmızılı rakibinde.

Bireysel olarak epey tartışılacak ismi vardı bugün Galatasaray'ın. Sahada ruh gibi gezinen Nonda'dan başlayabiliriz. Belli ki Skibbe ona orta sahaya yakın oynamasını tembihlemişti ama o fazla ciddiye almış olacak ki ceza sahasına yaklaşıp da Baros'un yükünü hafifletmeye tenezzül etmedi maç boyunca. İki kere göründü, ikisi de gol pozisyonlarıydı. İlkindeki güzel pası, ikincisindeki enfes vuruşu onun bugün sahada "takım arkadaşlarını tanımayan devre arası transferi" gibi dolaşmasını affettirmiyor ne yazık ki.

Bir paragraf da Arda'ya açmak lazım. Sivas maçlarındaki düşük performansı bu maçta da devam etti. Lincoln ve Kewell'ın yokluğunu en çok çeken o gibi gözüküyor. Takım ne zaman birilerinin yoktan mucize yaratmasını beklese kafalar hiçbir zaman sorumluluktan kaçmayan Arda'ya dönüyor. Ama o da bir yere kadar işte. Sadece kondisyon olarak değil, mental olarak da düşüyor maçın büyük bölümünde. Onu yer yer sırtlayacak kreatif adamlar lazım ki maalesef onlar revirde iğnelerle haşır neşirler.

Sabri'ye açacağım paragraflar kadar başına taş düşsün. Yine boş bıraktı kulvarını. Ha boş bıraktığına değecek iş yapsa rakip alanda, dilimi kesicem. Yaptığı tek yararlı iş şok preslerle rakip oyuncuların oyun kurmalarına izin vermemesi. Bu kadar.

Yazıyı Sabri'yle bitirince insanın içi kararıyor. Karartacak kadar olmasa da vasat maçtı. İzlemeyenler birşey kaybetmedi.

STAT: Denizli Atatürk
HAKEMLER: Koray Gençerler, Volkan Narinç, Arkın Akgöl
DENİZLİSPOR: Cenk, Ferudun, Burak, Couto, Çağlar, Bangoura, Berberoviç (Carlos Alberto dk 46.), Emin (Caner dk 77), Braga, Musa Sinan (Engin dk 67), Roberts
YEDEKLER: Okan, Carlos Alberto, Süleyman, Engin, Caner, Şener, Fatih
TEKNİK DİREKTÖR: Ümit Kayıhan
GALATASARAY: Da Sanctis, Sabri, Meira, Servet, Hakan Balta, Barış, Mehmet Topal, Ayhan, Arda (Volkan Yaman dk 89), Nonda (Yaser dk. 73), Milan Baros (Mehmet Güven dk 84)
YEDEKLER: Aykut, Linderoth, Aydın, Yaser, Emre Aşık, Volkan, Mehmet Güven
TEKNİK DİREKTÖR: Michael Skibbe
GOLLER: Milan Baros (dk. 9) Nonda (dk. 72)
SARIKARTLAR: Ferudun, Emin, Carlos Alberto (Denizlispor) Arda (Galatasaray)
KIRMIZI KART: Ayhan (dk. 81-ikinci sarı karttan)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
bilim sanat felsefe değil, bira sigara futbol. - şubat 2008