8 Şubat 2010 Pazartesi

Euro 2012 Öncesi

"Lokum gibi kura" lafının eskimiş ve klişe sayıldığı bir dönemdeyiz. Artık bu tip tanımlara klişe demek bile klişe oldu gerçi. Bunu bilginin hızlı dolaşımına mı yoksa insanların farkındalıklarına mı bağlarsınız bilemem ama durum bu. Gerçek şu ki, güzel bir kura çektik. Lokumu yedirir miyiz, yer miyiz orası da belli olur maçlar oynandıkça.

Malum, Milli Takım'ımızın teknik direktörünün kuranın çekildiği anlarda hala belli olmamış olması eleştirilere neden oldu. Pozisyona biraz uzaktan baktığımızda ise mantıklı birkaç sebep sıralayabiliriz aslında. Bunlardan birincisi federasyonun yabancı bir hocayla çalışmak istemesi ve arzu edilen isimlerin ikna edilmesinin sanıldığı kadar kolay olmaması. Yabancı hoca olarak popüler bir isim getirerek olası eleştirilere set kurmak anlamlı bir hareket ancak bu tip popüler hocaları ikna etmek de koşulların olgunlaşmış olmasıyla epey doğru orantılı. Türk Milli Takımı ile beraberlikleri "anlamsız bir macera" olarak mı yoksa bir "başarı hikayesi" olarak mı yazılır, bunun belirsizliği hocalar açısından pazarlık sürecini yavaşlatıyor olabilir.

Otoriteyi içi boş yöntemlerle de olsa bolca eleştirmeyi seven Türk kamuoyu domestik hocalara ne kadar acımasız olabileceğini hali hazırda gösterdi. Terim gibi bir soyisim bile engel olamadı bu habitata. Şimdilerde hedeflenen Trapattoni, Scolari ya da Hiddink gibi isimlerin öncelikle bu davranış tekrarını önlemek için gündeme geldiğini düşünüyorum. Rijkaard'ın sadece CV'sinin Skibbe dönemine kıyasla nasıl bir kalkan oluşturduğunu hep beraber görüyoruz. Ek olarak yabancı hocada ısrar edilmesinde, serinkanlı duruşa duyulan ihtiyacın da etkili olduğunu tahmin ediyorum. Kaotik atmosferi engelleyecek serin duruşlu ve CV'si dolu bir teknik adam, Türkiye için yeni ve belki alışılmadık bir tecrübe olacaktır.

Hala teknik adamımızın olmamasının başka bir nedeni de şu olabilir: Milli takımı çalıştırmak niyetinde olan ama pragmatik mevcudiyeti de gözardı etmeyen yabancı hocaların imza öncesinde gruptaki rakipleri görmeyi istiyor olabileceğini düşünüyorum. Bu benim kurduğum bir şey olabilir ama böyle kariyerli teknik adamların Türkiye gibi onların nazarında kapalı kutu sayılabilecek ülkelerin başına geçmeden önce kolay rakiplerinin olduğunu bilerek masaya oturtulmalarında anlaşılmayacak bir taraf görmüyorum. Birinci torbadan İspanya'nın, üçüncü torbadan ise Norveç ya da Bulgaristan'ın geldiği bir grubun pazarlık masasındaki etkisi farklı olacaktır.

Ha demiyorum ki Özgener ve ekibi bu amaçla kuraların çekilmesini bekledi. Ama artık olaya bu açıdan bakılabilir. Diğer gruplara kıyasla çektiğimiz bu kolay grup pazarlık masasında kullanacabileceğimiz kozlardan biri olabilir.

Serinkanlı ve kariyerli bir hoca ile planlaması iyi yapılmış bir 2012 haritası istiyor kamuoyu. Hem kısa vadede başarı hem de orta ve uzun vadede tabiri caizse 70 milyonluk potansiyelin ortaya çıkmasını arzuluyor kamuoyu. Çok mu şey istiyor bu kamuoyu? Zannetmiyorum. Yalnızca, yapılması gerekenlerin yapılmasını istiyor. Çünkü artık çıta yükseldi, beklentiler farklılaştı. Mevcut alaturkalığa kimse prim vermek istemiyor.

0 comments:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
bilim sanat felsefe değil, bira sigara futbol. - şubat 2008