18 Nisan 2010 Pazar

Fenerbahçe: 1 - Beşiktaş: 0

Çok enteresan bir ligimiz var. Lig belli bir dönemde mutlaka düğümlenir, sonra o düğümün ligin son haftalarına doğru mutlaka büyük bir maçla çözüleceğine inanırız. Bu akşamki Fenerbahçe-Beşiktaş maçı da o düğümü çözecek karşılaşma olarak görülüyordu, hatta Bursaspor gerçeğini görmezden gelen kendini bilmez birçok spor yazarımız bu maçı kazananın şampiyon olacağı yönünde kehanetlerde bulunuyorlardı maç öncesinde. (Yazarın burada doğduğu Bursa şehrinin takımına olan duyguları kabarıyor.)

Eğer ortada bir düğüm varsa bir adamdan bahsetmek gerekir. Önlisans, lisans, yüksek lisans, doktora ve bilimum akademi dışı eğitimini düğüm açma üzerine tamamlamış bir şahsiyet, Alex de Souza. Daha biralarımızı açmadan, sigaralarımızı yakmadan, eski dostu Rüştü’ye selamün aleyküm’ü çekti kaptan. Dedik heralde Guiza da Rüştü’yü hatırlayınca bir aşırtma sıkıştırıcak araya. Olmadı. Kısfmet. Golden sonra çoğunluğu siyah beyaz renkler içinde ordan oraya koşturan 2 deste adam gördük desek yeridir. (Yazar burada da kaos futbolunun büyükelçisi Mustafa Denizli’ye ve tek farklı galibiyetin üstüne yatma üstadı Daum’a selam çakıyor. Selam.)

Maçın ikinci yarısıyla birlikte damarlara hafif hafif adrenalin pompalanmaya başlandı. Ligimizin birbirleriyle “her anlamda’’ uyumlu ikilisi Lugano ve Bilica’dan futbol dışı bir performans bekliyorduk, Bilica bizleri fazla bekletmedi ve “Football Manager söylüyorsa doğrudur’’ tezini tek başına çürütme potansiyeline sahip Uğur İnceman’ı fizik kondisyon testine soktu.(Menejerlik dedim de böyle FM2005'te İnceman’ı alıyorduk 100k’ya falan defansın önüne koyuyorduk sezonu 10 gol 20 asistle falan bitiriyordu, fakat konuyu dağıtmamak için şimdi bundan bahsetmeyeceğim. Sezondaki ortalama rating’i de 8.20 falan oluyordu ha. Hayat işte.) Bilica penaltıyı yaptı, paşa paşa sarı kartını gördü, fakat daha sonra bir hareket yaptı ki, 47 yıldır futbol takip ediyorum böyle bir şeye daha önce şahit olmadım. Fabio Bilica kardeşimiz penaltı noktasında sondaj çalışması yapıyordu. Adeta bir arkeolog, efendime söyleyeyim bir vidanjör gibiydi. Penaltı noktasının yerinde bir krater vardı artık. Garibim Bobo düzeltmeye çalıştı, topu kraterin sağına koydu, durmadı top, soluna koydu, durmadı top… En sonunda sabitledi, vurdu, Volkan çıkardı. Bilica amacına ulaşmıştı. Şu lig bitsin de, bu pozisyonu tekrar konuşuruz daha sonra.

Derbi denildiğinde kart eksik olmaz, sarıların yanında kırmızı renkte olanları da bol bol görürüz. Kronolojik sırayla gidecek olursak Ernst – Wederson ve İbrahim’lerden Toraman olanı kırmızı kart görerek biraz erken terk ettiler sahayı. Dirsekler, kapışmalar, güreşler, çoğunun sonu sarı ve kırmızı ile geldi. Son 6 haftada 1 sarı kart görmüş olan Beşiktaşlı futbolcular “Hacı fazla sakin oynuyoruz biz bak Bilica falan bile hala sahada, yumulun.’’ diye düşünmüş olacaklar ki bir noktadan sonra hakem elinde kart ile dolaşmaya başladı.

Ligde son 4 haftaya girerken Daum’un Fenerbahçe’si bir büyük maçtan daha ihtiyacı olan skoru alarak ayrıldı. Alex’in 2 hafta önce söylediği gibi, Bursaspor artık ne zaman dikiz aynasına baksa arkasına takılmış olan sarı-lacivert aracı orada görmeye devam edecek. Onun arkasında ise bir çok aksamında oluşan problemlerle uğraşan sarı-kırmızı renkte bir başka aracımız var, rakiplerinin pit-stop’a girmesini bekleyen…

0 comments:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
bilim sanat felsefe değil, bira sigara futbol. - şubat 2008