28 Ocak 2011 Cuma

Inside the Pro: Michael Bradley


Sporx - Galatasaray bir transfer daha yapıyor

25 Ocak 2011 Salı

Galatasaray'ın Yeni Forma Sponsoru

Adidas'la 2015 yılına kadar imzalanmış olan forma anlaşması Nike tarafından ödenen tazminatla feshedildi ve önümüzdeki sene itibariyle Sarı Kırmızılılar'ın Nike'ın ürettiği formalarla sahaya çıkması kesinleşti. Söylentilere göre Nike, Adidas'ın yıllık ödediği 2 milyon doların iki katı kadar bir sponsorluk anlaşması önermiş ve bunun yanında sözleşme feshinin gerektirdiği tazminatı da ödemeyi kabul etmiş. Adidas'ın hakim olduğu Türkiye pazarına oldukça motive bir şekilde giriyor olan Nike'ın, sponsor olduğu birçok ünlü kulübe yaptığı gibi Galatasaray için de özel formalar üreteceği söyleniyor. Bilindiği gibi Nike, Türkiye pazarında yalnızca A Milli Takım'a ve Trabzonspor'a destek oluyor.

Galatasaray Formaları: Nike ve Fesih Sebebi
Galatasaray Formaları: Merak Edilenler
Galatasaray Formaları: Adidas ile Olan Sözleşme Feshedildi

21 Ocak 2011 Cuma

Robinson Zapata

Galatasaray, Culio ve Stancu'da olduğu gibi taraftarın hakkında etraflıca fikir sahibi olmadığı bir transferi daha bitirdi. Bu sene Romanya'dan üç, Steaua Bükreş'ten yaptığımız ikinci transfer ve dolayısıyla da Romanya pazarındaki güzel arkadaşımız Scouting Romania'ya bağlanıyoruz yine:
Named the best keeper in Liga I at the end of the 2008-2009 season, as well as after the first half of the 2009-2010, “Rufay” had to make way for Tatarusanu and finished a terrible 2010 training and playing with Steaua’s reserve team, in the Romanian second division. He was relieved to be released on a free transfer in December, with six months to go on the current deal, and Galata’s interest is a deserved sign of appreciation for an experienced goalie, with a fantastic ability to adjust to new environments far from home & to compete under pressure.
Şahsi fikrim Ufuk'un bu sene tecrübe kazanarak kendini önümüzdeki seneler için hazırlayabileceği yönündeydi ama yeteneğini bir kenara bırakırsak kendisinin iki tane şanssızlığı var. Birincisi Taffarel ve Mondragon gibi iki yabancı kalecinin kulübün son 15 senesini domine etmesi ve bu yüzden yabancı kalecilere duyulan umut ve sempati. İkincisi de Ufuk'tan önce Aykut, Kerem, Mehmet ve Orkun gibi beklentileri karşılayamayan adamların yerli kaleciye olan bakış açısını kötü yönde değiştirmiş olması. Aynı negatif hissiyat, aslına bakarsanız, yabancı kaleciler için de yakında geçerli olmak üzere. De Sanctis ve Leo Franco'dan sonra Zapata'nın da başarısız olması durumunda yerli kaleciye temelli bir dönüş yaşanabilir. Yani aslında, bahsettiğim o iki şanssızlığa rağmen, Zapata'nın varlığının Ufuk için değil de, Ufuk'un varlığının Zapata için bir baskı haline gelebileceğini düşünüyorum.

20 Ocak 2011 Perşembe

Olympiakos: 70 - Fenerbahçe: 84

Son 15 dakikasını yakalayabildiğim, iyi ki de yakaladığım muhteşem bir zafer. Başta Ömer, Ukic, Emir ve Tomas olmak üzere takım olarak muhteşem bir son çeyrek çıkardı Fenerbahçe. Savunmada Olympiakos'un enfes guardları Teodosic, Spanoulis ve Papaloukas'a nefes aldırmadılar ve Euroleague'in favorisi olan Yunanlara sahalarında diz çöktürdüler. Özellikle Teodosic'in Papaloukas'a hönkürdüğü an maç bitmiş gibiydi. Rakipteki o sinir bozukluğu Fenerbahçe'nin muhteşem savunmasının eseriydi.

Not olarak düşelim, bu yenilgi Olympiakos'un Atina'daki 20 maçlık galibiyet serisini de sonlandırmış oldu. Final Four'a doğru, yürüyedur Fenerbahçe!

Yekta Kurtuluş ve Bogdan Stancu

Galatasaray adına yapılan sportif işlerin ve ilgili yorumların, gündemi işgal eden malum konuların maalesef gerisinde kaldığı bir zaman yaşıyoruz. Yekta'nın Kasımpaşa'dan transferi dahi son yaşanan kargaşaya bir şekilde bağlanıyor ki içinde bulunduğumuz kafa karışıklığının net ürünüdür diye düşünüyorum.

Biz yine de sportif açıdan bakalım meseleye. Yekta ve Bogdan'ın transferleri özellikle son bir buçuk senedir kendini çok net belli eden orta saha ve forvete transfer ihtiyacına yönelik olmasından dolayı yerinde eklemeler gibi duruyor. Necati'ye ihtiyacımızın olduğunu yazdığım yazının ana argümanı, beklentilerin düşük olmasından dolayı Necati gibi uyum sorunu yaşamayacak bir oyuncunun zarardan çok yarar getireceğini düşünmem üzerineydi. Kupa maçını izledikten sonra ise Necati transferinin yatmış olmasına çok üzüldüm diyemem.

Beklentinin düşük olması durumu Yekta ve Bogdan için de geçerli. Bunda hem Galatasaray'ın ligdeki kötü gidişatı ve kadronun zayıflığı hem de yeni transferlerin isimlerinin büyük olmamasının payı var. Kuvvetle muhtemel Culio'nun yanında Ayhan'la beraber dönüşümlü oynayacak olan Yekta'nın kale hariç her yerde oynayabileceği yorumları yapılıyor. Kesin olan bir şey var ki vasatın üzerindeki fiziği, düzgün kondisyonu ve oyun disiplini ile Galatasaray'ın şu zamanlardaki kadrosuna net bir katkı yapacaktır.

Bogdan için ancak Youtube'taki görüntülerini izleyerek yorum yapabiliyoruz. Göründüğü kadarıyla kendi başına pozisyon üretmektense tamamlayıcı rolde olan ve ceza sahası içinde pozisyon almasını bilen bir uç oyuncusu. Görüntülerinde uzak mesafelerden attığı goller de göze çarpıyor. Pozisyonunun özelliklerini bilen biri olduğunu varsayarsak Kazım'dan da Pino'dan daha iyi bir Baros alternatifi olacağını öngörebiliriz. Yine de biz şimdiden köşeli konuşmayalım ve Culio transferinde yaptığımız gibi yeni transferi Scouting Romania sitesinden okuyalım:
Stancu is on fire and has produced such impressive numbers this season mainly because he goes for the spectacular goal only every once in a while – beware of his shooting ability from outside the box! – and used his agility, composure and eye for the goal to turn into goals mainly the passes that weren’t good enough for his colleagues or weren’t cleared in time by the opposition’s defenders. A look at his exploits will show that most of the goals scored this year came from close range, were simple tap-ins for those who fail to acknowledge the striker’s merits to be in the right place, at the right time.
Neticede, iki transferin de elzem olan mevkilere yapılmasından ve beklentilerin çeşitli nedenlerden dolayı düşük olmasından dolayı şimdilik olumlu göründüğünü söyleyebiliriz. Zamanla üzerinde daha fazla konuşuruz.

19 Ocak 2011 Çarşamba

Kaç Yıl Oldu?

Haberturk - Yazarlar Onu Böyle Andı
NTVMSNBC - Dört Yılın Özeti: He, Sor Abisi
Haberturk - "Ogün Samast bugün tahliye edilebilir!"
Borges - 19 Ocak'ta Ne Olmuştu?
Bianet - Gazeteler "Hrant Dink"i Unuttu mu?

16 Ocak 2011 Pazar

Bir Protesto Sonrası Analizi

Recep Tayyip Erdoğan: Seyrantepe'nin A'dan Z'ye yapımında Galatasaray kulübünün bir Allah kuruşu yoktur. Daha kulüple stadın kullanımı için anlaşmayı yapmadık.

Fırtınalar, seller, depremler ve diğer bütün doğal afetler iyi günde de kötü günde de gerçekleşebilir. Mühim olan fırtınanın sonrasında gelişen olayların tahlilini yapabilmek ve buna göre plan, program çizebilmektir. Mühim olan ve sonrasında herkesin hatırladığı asıl şey kimin fırtına sonrasında krizi iyi yönetttiği ve kimin o distopik durumda sinirlerine hakim olabildiğidir. Ferrari'sini satanların da dediği gibi gemiyi iskeleye getirebildiniz mi getiremediniz mi, mesele bu.

Adnan Polat: 200 kamera ve 40 polis kamerasi goruntulerini inceleyecegiz ve bu insanlari bundan sonra stadlara sokmayacagiz.

Dün akşamın kaybedeni yeni stadındaki ilk resmi maçında gol atamayan Galatasaray değildir. Dün akşamın kaybedenleri çoktur ama en çok kaybedeni Adnan Polat'tır. Başbakan'ın başına gelen ya da onun tepkisi çok çabuk unutulacaktır çünkü Tayyip Erdoğan ile özdeşleştirilip yargıya varılabilecek onlarca başka olay vardır. Ama Adnan Polat gibi Erdoğan'a kıyasla total gündemin içinde mikro seviyede yer alan isimlerin tepki çeken eylemlerinin unutulması zordur. Adnan Polat belki hükümetin ve Başbakan'ın gazabına uğramak istemediği için, belki de gerçekten Erdoğan'ın haksızlığa uğradığını düşündüğü için Galatasaraylılar adına özür dilemiş ve yukarıdaki açıklamayı yapmıştır. Ne var ki Adnan Polat gibi belli bir statü ve konum sahibi kişiler herkes gibi açıklama yapamaz, herkes gibi düşünemez, herkes gibi özür dileyemez, herkes adına konuşacakları zaman herkesi gözetmeden açıklama yapamazlar. Çünkü protesto etme hakkı, nedeni ne olursa olsun ama yeter ki aksi tarafa zarar vermeden olsun, herkesin hakkıdır. Çünkü Galatasaray taraftarını siz iyi, kötü, çirkin diyerek ayıramazsınız. Galatasaray taraftarı hem bir bütündür hem de parçalardan oluşur ve ama parçaların aynı olmak gibi bir zorunluluğu yoktur. Çünkü siz kameraları taraftarı fişlemek ve kombinelerini iptal etmek için değil, onların güvenliğini sağlamak için kullanırsınız. Nasıl bir zihniyet ve korkudur ki bu, sizi kendi taraftarınızın karşısına çıkartıyor, onlara düşman ediyor. Siz değil misiniz yakında mekteplilerinizin karşısına çıkıp oy dilenecek olan? O zaman bu duruşsuzluğunuzun hesabını verirken Başbakan yanınızda olmayacak. Ama doğaldır ki Galatasaray dışında bir hayatınız ve çıkar hesabınız olabilir. Anlarım.

40.000 kişinin tümünün protestoya katılmadığı malum ve protesto eden nispeten ufak kesimin de çeşitli nedenlerle protesto etmiş olabileceği ortada. Kim bilir, Başbakan'ın politik tavrı ya da Fenerbahçeli kimliğini hiçbir zaman saklamaması protesto nedeni olmuştur kimisi için. Kim bilir, belki tipini sevmeyip ıslıklamıştır bazısı. Kimisi de TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar'ın lüzumsuz açılış konuşması üzerine oluşan son derece çirkin olan "Bu stadı devlet yaptı" tasviri üzerine protesto etmiş olabilir. Lafı uzattım, mesele şudur ki protesto kaçınılmazdır çünkü herkes sizi sevmek zorunda değildir. Mesele yukarıda da bahsettiğim gibi o protestoya nasıl karşılık verdiğinizdir. Ertesi günkü demecinizde "Stadın anahtarı hala bende" diyerek neredeyse tehdit etmek değildir doğru olan. Doğru olan, kanımca, eğer ki edilen protestodan rahatsızlık duyulduysa, sessizce ortamdan ayrılmak ve uzatılan mikrofonlara basit bir şekilde üzüntüyü dile getirmektir. Ha ama Başbakan'ın bu meseleden çıkaracağı başka faydalar olabilir ve bunları hesaplayıp ona göre davranmış olabilir. Politikadır, karmaşıktır. Anlarım.

Dün akşamın diğer bir kaybedeni de Ultraslan'dır. Nedeni ister bedava bilet, ister statü arzusu ister başka bir şey olsun... Tribünün tepkisini derinlemesine analiz etmekten aciz, ilkokul seviyesindeki dar kalıplı yorumlarıyla bütünü maalesef "temsil" edemeyen bu yapının kendini revize etmesi gerekmektedir. Ancak maalesef ki edemeyecektir çünkü bu büyüklükte ve otoriteye muhtaç doğmuş yapılarda doğru olmaktan ziyade akan suya göre hareket etmek elzemdir. Anlarım.

Uzun lafın kısası... Kaybedenlerin gırla olduğu bu ortamda kazanan kişiler, şu anda turnusol kağıdına balıklama girip de demeç verme cesaretini/cahilliğini gösteren Galatasaray celebritilerini analiz etme fırsatını bulanlardır. Beni şu anda fırtınanın nasıl oluştuğu gerçekten ilgilendirmiyor. Beni gerçekten ilgilendiren şey fırtına sonrasında şapkaları düşen ve kelleri görünen basın mensupları, Galatasaraylı yöneticiler ve hükümet görevlileridir. Ben kendimi kazanmış varsayıyorum. Bundan iyi turnusol kağıdı olamazdı.

edit: Bu konudaki eli yüzü düzgün birkaç yazı:
Kanat Atkaya - Tarihi Rezalet
Flying Dutchman - Güdülmeye Gebe Bir Kulüp
Borges - TT Arena ve Protesto

6 Ocak 2011 Perşembe

Culio'dan Neler Beklemeli?

Noat Samisa'nın twitter hesabından yakaladığım Scouting Romania isimli güzel bir blog var. Adından da anlaşılacağı üzere Romanya futbolu üzerine scout çalışmaları yapıyorlar. Galatasaray'ın yeni transferi Juan Emmanuel Culio'yu Romanya'nın yükselen takımlarından Cluj'da oynadığı zamanlarda bolca izlediklerini varsayıyorum ve yaptıkları yorumların bir kısmını aşağıya aktarıyorum.

Funfact: Culio'nun futbola başlamadan önce duvar örerek hayatını kazandığını biliyor muydunuz?
A versatile two-footed player, he can cover several roles in midfield, can provide very good service from the flank, and is a reliable set-plays taker. Has good work-rate and will play his part in getting the ball back, but has one major problem: he keeps the ball too much, trying to find space and time for the decisive pass, often slowing down the build-up. At least once per game you’ll see him crossing from one side to the other with the ball at his feet, paralyzing his team-mates, who ran out of ideas and space in the opposition’s half.
Özet olarak, yetenekli, iki ayağını da kullanan, orta sahada hücum ağırlıklı her noktada görev alabilen ve ayrıca duran toplara da hakim sayılabilecek bir arkadaş. Yalnız tek problemi topu ayağında fazla tutmasıymış. Öyle ki arada sahayı topla enlemesine katettiği ve takım arkadaşlarını paralize hale soktuğu olurmuş. Neyse ki bizde Arda Turan ve Kazım oldukça o fırsatı bulamaz. O yee.

Yazının en can alıcı kısmı burasıydı. Diğer minik detaylar için aşağıdaki linke tık tık.

Scouting Romania - Hagi signs Culio, a former bricklayer
Galatasaray.org - Juan Emmanuel Culio Kimdir?

5 Ocak 2011 Çarşamba

Kazım'ın Forma Numarası

4 Ocak 2011 Salı

Pek Hoş Gelmedin Colin Kazım

Necati Ateş'in olası transferini anlamsız kılan bir hamledir Colin Kazım'ın gelişi. Önceki postta yazdığım her şeyi print edip yedirebilirsiniz bana çünkü Colin Kazım gibi adamlar ayağa kalkmaya çalışan takımların ocağına incir ağacı diken tiplerdendir.

Takım olamayan Galatasaray'da şu anda en son ihtiyaç duyulan bireysellik ve vurdum duymazlığı kendine kıyafet edinmiş bir adamı aldı Galatasaray. Bakın, oyuncunun ezeli rakipten alınmasını konuşmuyoruz. Colin Kazım'ın kamuoyundaki imajı o kadar kötü ki ezeli rakipte yıllarca forma giymiş olmasından, o sarı lacivert formayla akıllara gelmesinden bahsetmiyoruz bile. Öylesine kötü, öylesine kötü bir transfer ki... Kelimelerin kifayetsiz kaldığı, gecemi bitiren bir transfer. Anlam veremiyorum. Taraftarı geçtim, takımdaki Arda'ya, Baros'a, Kewell'a ve diğer bir iki güzel adama yazık.

Şimdi umursamaz denilen Elano'yu, sakız çiğnediği için disiplinsiz denilen Misimovic'i anma günüdür.

Galiba Necati'ye İhtiyacımız Var

Siz Galatasaraylı olmayanlar için Kasım ve Aralık ayları oldukça sıcak geçti ve hepiniz "I love küresel ısınma" diye dolandınız ortalıkta ama Galatasaraylılar için hava karanlık, puslu ve tatsızdı. Her atılamayan golden sonra yağmur dolu bulutlar bizim başımıza üşüştü, her mağlubiyetten sonra şemsiyemize yıldırımlar denk geldi. Duygu sömürüsünün dibine vurmadan çıkarayım baklayı ağzımdan: Necati Ateş transferi beni tatmin eden bir transferdir.

Henüz resmi sitede duyurusu yapılmadı ancak ben bu transferi olmuş sayıyorum ve de mevzu sıcakken iki kelam etmek gerekiyor diye düşünüyorum. Deniyor ki Serdar Özkan ve Ali Turan karşılığında getirildi Necati Ateş. Güzel iş, gerçekten. İki kaportacı kardeşimizin de yerine oynayacak Aydın Yılmaz ve Gökhan Zan gibi başka kaportacılar olduğundan dolayı gönderilmeleri yerinde bir hareket. İkisi için de umut beslemedik değil ve "Galatasaray'ın olduğu yerde her zaman umut vardır", kabul, ancak sabrın da bir sınırı var, evet. Özetle, hep konuştuğumuz diplerde gezen takımdaki diplerde gezen yerli kalitesi diz hizasına geldi böylece.

Gizli özneleri geçelim de gerçek özne olan Necati Ateş'e gelelim. Hakan Şükür ve Ümit Karan'la beraber oynadığı 2003-2007 yıllarında 134 maçta 58 gol atmış kendisi. İleri uçta yeteneği el verdiğince her yere koşturmuş ve o zamanların rekabeti düşük Türkiye Lig'inde Milli Takım'a yükselecek kadar göze çarpmış. Nasıl ki şu an kendisi için küçük takımın (Antalyaspor) büyük golcüsü denebiliyorsa, bahsi geçen yıllarda da küçük ligin büyük takımının büyük golcülerinden biriydi. Bu zincirleme tamlamanın bizi getireceği yer ise şudur: Şu anki durumda Galatasaray Antalyaspor'dan büyük değildir ve küçük takımdan büyük golcü transferi gayet yerinde bir hamledir.

Benim aklıma takılan tek nokta geçmişte özellikle Hasan Şaş ve Hakan Şükür ile yaşadığı problemler ve şu anda da takım içinde oyuncu bazında bir otorite boşluğu olması. Ne var ki bahsi geçen iki karakterin de sütten çıkmış ak kaşık olmadığını hatırlar ve Necati'nin de artık 31 yaşına gelmiş ve dersler edinmiş bir adam olacağını hayal edersek umutlarımızı yeşertebiliriz. Bu transfer Necati için gelecekte güzel bir şekilde hatırlanması için son fırsat. Diğer tarafta ise bu transfer Galatasaray'ın devre arasında yapabileceği en iyi yerli forvet transferi. İki taraf da birbirine umut besliyor ve iki tarafın da birbirine ihtiyacı var gibi görünüyor. Ben şahsen umutluyum. Şu anda yerlerde gezen sarı kırmızı refah seviyem sezon sonunda bel seviyeme gelirse ben sokaklarda şampiyonmuşçasına (ve çırılçıplak) turlar atıyor olacağım. Yani aslında benim de Necati'ye ihtiyacım var.

2 Ocak 2011 Pazar

Quaresma'dan Makas Almak

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
bilim sanat felsefe değil, bira sigara futbol. - şubat 2008