16 Ocak 2011 Pazar

Bir Protesto Sonrası Analizi

Recep Tayyip Erdoğan: Seyrantepe'nin A'dan Z'ye yapımında Galatasaray kulübünün bir Allah kuruşu yoktur. Daha kulüple stadın kullanımı için anlaşmayı yapmadık.

Fırtınalar, seller, depremler ve diğer bütün doğal afetler iyi günde de kötü günde de gerçekleşebilir. Mühim olan fırtınanın sonrasında gelişen olayların tahlilini yapabilmek ve buna göre plan, program çizebilmektir. Mühim olan ve sonrasında herkesin hatırladığı asıl şey kimin fırtına sonrasında krizi iyi yönetttiği ve kimin o distopik durumda sinirlerine hakim olabildiğidir. Ferrari'sini satanların da dediği gibi gemiyi iskeleye getirebildiniz mi getiremediniz mi, mesele bu.

Adnan Polat: 200 kamera ve 40 polis kamerasi goruntulerini inceleyecegiz ve bu insanlari bundan sonra stadlara sokmayacagiz.

Dün akşamın kaybedeni yeni stadındaki ilk resmi maçında gol atamayan Galatasaray değildir. Dün akşamın kaybedenleri çoktur ama en çok kaybedeni Adnan Polat'tır. Başbakan'ın başına gelen ya da onun tepkisi çok çabuk unutulacaktır çünkü Tayyip Erdoğan ile özdeşleştirilip yargıya varılabilecek onlarca başka olay vardır. Ama Adnan Polat gibi Erdoğan'a kıyasla total gündemin içinde mikro seviyede yer alan isimlerin tepki çeken eylemlerinin unutulması zordur. Adnan Polat belki hükümetin ve Başbakan'ın gazabına uğramak istemediği için, belki de gerçekten Erdoğan'ın haksızlığa uğradığını düşündüğü için Galatasaraylılar adına özür dilemiş ve yukarıdaki açıklamayı yapmıştır. Ne var ki Adnan Polat gibi belli bir statü ve konum sahibi kişiler herkes gibi açıklama yapamaz, herkes gibi düşünemez, herkes gibi özür dileyemez, herkes adına konuşacakları zaman herkesi gözetmeden açıklama yapamazlar. Çünkü protesto etme hakkı, nedeni ne olursa olsun ama yeter ki aksi tarafa zarar vermeden olsun, herkesin hakkıdır. Çünkü Galatasaray taraftarını siz iyi, kötü, çirkin diyerek ayıramazsınız. Galatasaray taraftarı hem bir bütündür hem de parçalardan oluşur ve ama parçaların aynı olmak gibi bir zorunluluğu yoktur. Çünkü siz kameraları taraftarı fişlemek ve kombinelerini iptal etmek için değil, onların güvenliğini sağlamak için kullanırsınız. Nasıl bir zihniyet ve korkudur ki bu, sizi kendi taraftarınızın karşısına çıkartıyor, onlara düşman ediyor. Siz değil misiniz yakında mekteplilerinizin karşısına çıkıp oy dilenecek olan? O zaman bu duruşsuzluğunuzun hesabını verirken Başbakan yanınızda olmayacak. Ama doğaldır ki Galatasaray dışında bir hayatınız ve çıkar hesabınız olabilir. Anlarım.

40.000 kişinin tümünün protestoya katılmadığı malum ve protesto eden nispeten ufak kesimin de çeşitli nedenlerle protesto etmiş olabileceği ortada. Kim bilir, Başbakan'ın politik tavrı ya da Fenerbahçeli kimliğini hiçbir zaman saklamaması protesto nedeni olmuştur kimisi için. Kim bilir, belki tipini sevmeyip ıslıklamıştır bazısı. Kimisi de TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar'ın lüzumsuz açılış konuşması üzerine oluşan son derece çirkin olan "Bu stadı devlet yaptı" tasviri üzerine protesto etmiş olabilir. Lafı uzattım, mesele şudur ki protesto kaçınılmazdır çünkü herkes sizi sevmek zorunda değildir. Mesele yukarıda da bahsettiğim gibi o protestoya nasıl karşılık verdiğinizdir. Ertesi günkü demecinizde "Stadın anahtarı hala bende" diyerek neredeyse tehdit etmek değildir doğru olan. Doğru olan, kanımca, eğer ki edilen protestodan rahatsızlık duyulduysa, sessizce ortamdan ayrılmak ve uzatılan mikrofonlara basit bir şekilde üzüntüyü dile getirmektir. Ha ama Başbakan'ın bu meseleden çıkaracağı başka faydalar olabilir ve bunları hesaplayıp ona göre davranmış olabilir. Politikadır, karmaşıktır. Anlarım.

Dün akşamın diğer bir kaybedeni de Ultraslan'dır. Nedeni ister bedava bilet, ister statü arzusu ister başka bir şey olsun... Tribünün tepkisini derinlemesine analiz etmekten aciz, ilkokul seviyesindeki dar kalıplı yorumlarıyla bütünü maalesef "temsil" edemeyen bu yapının kendini revize etmesi gerekmektedir. Ancak maalesef ki edemeyecektir çünkü bu büyüklükte ve otoriteye muhtaç doğmuş yapılarda doğru olmaktan ziyade akan suya göre hareket etmek elzemdir. Anlarım.

Uzun lafın kısası... Kaybedenlerin gırla olduğu bu ortamda kazanan kişiler, şu anda turnusol kağıdına balıklama girip de demeç verme cesaretini/cahilliğini gösteren Galatasaray celebritilerini analiz etme fırsatını bulanlardır. Beni şu anda fırtınanın nasıl oluştuğu gerçekten ilgilendirmiyor. Beni gerçekten ilgilendiren şey fırtına sonrasında şapkaları düşen ve kelleri görünen basın mensupları, Galatasaraylı yöneticiler ve hükümet görevlileridir. Ben kendimi kazanmış varsayıyorum. Bundan iyi turnusol kağıdı olamazdı.

edit: Bu konudaki eli yüzü düzgün birkaç yazı:
Kanat Atkaya - Tarihi Rezalet
Flying Dutchman - Güdülmeye Gebe Bir Kulüp
Borges - TT Arena ve Protesto

0 comments:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
bilim sanat felsefe değil, bira sigara futbol. - şubat 2008